Yaradılışçılar sürekli olarak şu iddiayı dile getiriyorlar; “evrim, insanın maymundan türediğini söyler”.
Aslında bu konu, çok açık ve belli bir konu. Evrimi araştırıp okuyanlar bilirler, insanın maymun soyundan gelmediğini. Ama yaradılışçıları ikna edebilmek için resmi kaynaklara başvurmak gerekiyor. Eğer resmi açıklamalara başvurursak daha iyi anlayabilirler, aragümanları daha kolay kabul edebilirler.
National Geographic’in Kasım 2004 sayısından evrim teorisi üzerine alıntılar yapmıştık.. Şimdi ise aynı derginin, aynı sayısında editörden de evrim konusunda bir açıklama gelmiş: İnsanoğlu Maymun Soyundan Gelmedi!, bundan da alıntılar yapacağız.
Açıklama çok güzel. Alıntı yapmamın sebeplerinden bir tanesi de bu. Şimdi o açıklamayla sizleri başbaşa bırakıyorum:
İnsan, maymun soyundan gelmedi.
Charles Darwin hiçbir zaman böyle bir iddiada bulunmadı. Yine de, altta gördüğümüz 1878 tarihli karikatürde olduğu gibi, Darwin’in ileri sürdüğü düşünceler başından beri yanlış yorumlandı ve yerildi.Darwin’in asıl söylediği, yeryüzünde bulunan sayısız türün, tekrarlanan dallanmalar sonuncunda ortak atalara sahip olduğuydu -ki zamanla bu süreç “evrim” olarak anılmaya başlandı. Evrim mekanizması, yani Darwin’in “doğal seçilim”i, bitki ve hayvanların bugünkü görünüm ve davranış biçimlerini nasıl edindiklerini belirliyor.
Günümüzde her iki kavram da halen yanlış anlaşılıyor.
Karışıklığın bir bölümü de “evrim kuramı” deyiminden kaynaklanıyor. Bilim insanlarının “kuram” dediği şey, gözlem ve deneye dayanarak görünür dünyanın belirli yönlerini öylesine iyi açıklayan bir ifade ki “gerçek” olarak kabul ediliyor. Yani temeli sağlam olmayan bir düşünce veya kanıtlanmamış bir görüşten bahsedilmiyor.
Dergimiz, çoğu zaman evrim gibi bilimsel kavramların altını çizerek dünyayı keşfetmeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, bilimsel kanıt sınırlarının ötesinde yer alan, inanç ile ters düşmek zorunda mı? Hayır. Galileo, Dünya’nın Güneş Sistemi’nin merkezinde yer almadığını kanıtladıktan sonra NASIL YOK OLMADIYSA, EVRİM DE TANRI’YI KÖKENLERİMİZDEN SİLMİYOR.
Ben özellikle de son cümleyi çok beğendim; “Galileo, Dünya’nın Güneş Sistemi’nin merkezinde yer almadığını kanıtladıktan sonra NASIL YOK OLMADIYSA, EVRİM DE TANRI’YI KÖKENLERİMİZDEN SİLMİYOR”
Evrim gerçektir arkadaşlar, evrim gerçektir. Evrim, BİLİMSEL BİR GERÇEKTİR. Bunun herhangi bir tartışılacak yanı yoktur. Evrim teorisini kanıtlayan bir dolu kanıt vardır.
Bir de evrim, derginin açıklaması gibi “insanın maymun soyundan geldiği”ni söylemez. Bu, tarih boyunca yanlış anlaşılmıştır, yanlış yorumlanmıştır. Evrimin dediği şey; “maymunla insanın atası ortaktır, aynı ortak atadan türemedir.”
Yanlış anlamayın, “iguanalarla” da atamız ortak. Hatta, salatalıkla da!
Bilim insanlarının “maymunla ortak atayı paylaşıyoruz” demesi, yalnız ve yalnız “türlerin yakın bir zamanda evrimleştiği”ni belirtilmek içindir. Tabi bu yakın zaman “4,5 milyon yıl” gibi bir zaman diliminden oluşuyor. Ancak, ilk canlıların “3-3,5 milyar yıl” önce varolduğu düşünülüyor. Yani, kafalarda her hangi bir soru işareti kalmıyor.

Bu arada, asıl karışıklık, “maymun” teriminin kendisinde. Gündelik dilde maymun “derken” neyin kastedildiği açık değil. Örneğin İngilizce’deki “monkey” sözcüğü şempanze, orangutan, goril, bonobo.. gibi türleri kapsamıyor. Bunlar için ayrıca bir “ape” sözcüğü kullanılıyor. Türkçe’de ise, bilim kitaplarında ayrıca anılan “insansı maymun” dışında, “ape” için ayrı bir kavram yok, lemurlar dışındaki bütün primatlarlar için maymun sözcüğü kullanılıyor.
Oysa muğlak terimlerle bilim yapılmaz. Biyolojide bir organizma grubu için kullanılan bir terim, açık olarak bir türü, cinsi, aileyi.. kastetmeli. Bu anlamda “maymun” sözcüğünün böyle açık bir işlevi yok.
İnsanın maymundan gelip gelmediği bağlamında sorulmalı: “maymun” derken neyi kastediyorsunuz? Eğer bu şempanze, orangutan, goril.. gibi türleri kapsıyorsa ve kladistik bir terim olarak kullanılmışsa, insan maymun soyundan gelmekle kalmaz, zaten bizatihi bir tür maymundur..
Bununla ilgili sorunu olanlara da ayrıca sormak gerek: insan bir memeli midir? Bir primat mıdır?
Derinlere inildiğinde sorunun nesnel bir dayanağı olan bilimsel bir sorun değil, psikolojik bir kabullenmeme olduğu apaçık anlaşılacaktır.
İSLAM BU KONUDA NE DİYOR?:
İNSAN MAYMUNDAN DEĞİLDİR
Delil-1
الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِينٍ
“Allah yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı yaratmaya da çamurdan başlayandır.[1]
Allah Teala Zülcelal Hazretleri El-BedÎ’, El-Fâtır ve El-Bâsıt isimleriyle tecelli ederek, bunca kainatı, numunesiz, yoktan var etmiştir. Bunların bir kısmını cins, bir kısmını nevi’ olarak yaratmıştır. Her bir nev’in diğerinden ayrılması için fasıllar yaratmıştır….
Bunlardan ferd-i kâmil olarak cins-i insanı; üstün, ulvi ve seçkin yaratmıştır. Herşeyi o yaratmış; güzel yaratmış ve güzel suret vermiş;insana en güzel sureti vermiştir. Kendisi yaratıcı olarak “İNSANI YARATMAYA DA ÇAMURDAN BAŞLAYANDIR.” buyurmuştur. Mesela, her bir hayvan cinsini müstakil olarak yarattığı gibi, insanı da müstakil bir cins ve diğer cinslere nazaran bir ferd-i kâmil olarak yaratmıştır; ona şeref vermiştir:
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ “Andolsun hakikaten Biz insanı şan ve şerefli kıldık…”[2]
İnsanın diğer mahluktan şerefli olması; Allah Teâlâ’nın ona vermiş olduğu beden güzelliğine, bedendeki ahenkli eklemlere, el göz kulak gibi organların faaliyetlerinde daha becerikliliği, iradeye, akla ve birçok manevi ahlaka sahip olmasındandır.
Maalesef birçok ehli ilim, hatta müslümanlardan da Ferid Vecdi gibi, vakitsiz öten birçok horozlar; insan cinsinin maymun cinsinden… şundan, bundan… derken bir tek hücreden meydana geldiğini söylemişlerdir. Bunların yanılmasının sebebi, iki husustur:
[a] Nev’ilerin -mesela amip, aslan, insanın- cins-i esfelde -mesela hayvanda-; orta cinslerin -mesela hücre = RNA ve DNA şeritlerinin-; cins-i a’lâ’da -mesela cisim ve cevherde- birleşmesine nazaran dediler ki: Bütün canlılar RNA ve DNA şeritlerinden maydana gelmiştir.
Bunlar bunca mahlukun tek hücreden gelişinin imkansızlığını görmediler… Zira canlılardaki hücrelerin de her biri, müstakil bir cinstir. O cinsin nev’ileri de, cinsine mahsus nev’iler olur. Mesela, hayvan nev’ilerinden kedinin hücresi, kediye; atın hücresi ata; maymunun hücresi maymuna mahsustur. İnsanın hücresi de insana mahsus ve üstün hücredir. Şimdi, kansız bir adamın damarlarına kedinin, köpeğin veyahut maymunun kanını zerkedersek, kansızlığı giderir mi; yoksa kan hücreleri kavaga edip birbirini yer mi?. Tabiî ki yer… Görülmez mi, cinste, nevi’de birleşen insanın birçoğunun kan hücreleri birbirini tutmaz.
[b] Bunlar tesadüfe hükmettikleri için, ezelî bir Hâlık’ın varlığını idrak edemediler. Cevheri de, ezelî zannettiler. Bundan dolayı Hâlık’la mahluk meselelerini birbirine karıştırdılar. Nakş ile nakkâş; resimle ressam hiçbir noktada birleşmedikleri gibi,ezelî olan Yaratıcı’yla, ezeli olmayan mahluk da hiçbir noktada birleşemez.
Tarih, defter-kalemleriyle, ravileriyle; evlat babalarından naklen derler ki: İnsanın aslı Âdem aleyhiselatu vesselam’dır. Demek inanlar maymundan gelmemiştir.
[1] Es-Secde Suresi ayet 7.
[2] El İsra Suresi ayet 70.
Delil-2
İnsanla herhangi bir hayvanın arasında hiç bir münasebet yoktur. İnsan, nesil bakımından hayvanlardan çok farklıdır. Farklar cisim nahiyesinden başlar; ahlak, ilim, fikir, idrak, konuşma, irade ve sair şeylere kadar terakki eder.
İnsanı, insan mertebesinden çıkarıp hayvanlaştırmak ve dinden uzaklaştırmak için, “insan maymundan meydana gelmiştir.” diyen Darwin’in nazariyesine baklmaz. Mukaddes kitaplar ve Kur’an, insanın aslının çamurdan olduğunu beyan eder.
Darwin’in fikirlerini tatbik eden Valdıs der ki: “İnsanların maymundan türeme oluşu, tabii kanunların çıkış ve yükselmesi ile tasdik edilemez. Elbette insan kendi başıyla yaratılmış demeye mecburum.”
Maddecilerden Ferho: “Bize öyle ayan ve aşikar oluyor ki, insan ile maymun arasında çok farklar vardır. Bizce = tabii kanunlarca, insanın maymun neslinden olmasına hükmetmek mümkün değildir. Bunu araştırıp tabiatten koparmak da iyi bir şey değildir.” der.
Delil-3
Şüphe yok ki, kromozonun verâsiye’ye tesiri vardır. Artık maymundan türeme fikri, ulemayı, “insan maymundan türemiştir” iddiasına yuvarlayıp, zahmet ve çekinmeye sevketmiştir. O da, çıplaklık; ve insan ve hayvanların her nev’i için sabit olan tabii kanunlardır. Her bir nevi’, doğma ve kendine has olan tabii kanunla, diğer nevi’den ayrılır.. ve cinste birleşir.
İşte bu mesele, tabiiyyun ile maddecilerin arasında münakaşa mevzusu olmuştur. Fakat bununla beraber maymundan türeme oluşuna yönelen onda üçtür. Kabul etmeyenler ise onda yedidir.
Delil-4
@emrah: Aynı mantıksal safsatana devam ediyorsun.
Aynı zamanda da yazıyı sanıyorum okumamış, ya da anlamamışsın.
Sen yazıyı tekrar bi oku, bakalım Darwin “insan maymundan meydana gelmiştir.” mi demiş? Hiçbir zaman böyle bir iddia sunmuş mu? Yoksa bu dincilerin uydurması ve çarpıtması mıymış?Yazıyı iyi oku! İyi anla! Komik duruma düşme!
Ayrıca bilimsel olana, delil olana bir bakın:”İnsan çamurdan yaratıldı”
Ne bilimsel ama. Maya inancına göre de mısırdan yaratıldı. Önceden duyduğumuz ve cevaplandırdığımız şeyleri buraya yığıp duruyorsun. Bunlar(o delil diye sunduğunuz bir yığın söz) bizi ikna etmez. Biz bunları çoktan aştık.
Size en baştan da ifade ettiğim gibi, hangi ilmi delili ortaya koyarsak koyalım, şartlı olarak inadi bir şekilde “Bizim bunun gibi delillere ihtiyacımız yok”, “Biz bunları aştık veyahut delil diye ileri sunduğunuz bir yığın söz bizi ikna etmez” demeye başlıyorsunuz. Ancak ben başta ilk yorumlarımı tekrar gözden geçirirseniz, sizi ikna edeceğimi söylemedim. Böyle bir vazife içine de girmeye niyetim yok. Yukarıdaki yazıyı tekrar dikkat ve teenni ile okursanız, bu konuda İslam dininin birinci kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in bu konuda ne dediği açıklanmaya çalışılmıştır. Belki Darwin insanın maymundan gelmediğini söylemedi, ancak onun tabileri onun söylemediği bir şeyi ona isnat ederek “İşte evrimin içinde insanlığın maymundan geldiği tezi de var” diyerek fikirlerini bu iddia üzerine bina ettiler. Şimdi ise bu tezlerinin çürük olduğunu kendileri dahi anlayınca; Darwin “İnsan maymun soyundan geldi.” diye birşey söylememiştir; demeye başladılar.
Ben bu yazıyı yazarken zaten karşıt olarak bir yazı yazayım da, karşı taraf cevap veremesin diye bir iddia ileri sürmüş değilim. Eğer siz böyle bir veri bana gösterebilirseniz dediğiniz noktada komik duruma düşerim. Ben burada birebir yukarıdaki yazılanların kesin gerçkler olduğunu kabul ederek de yazmaya başlamadım. Yazıda tutarlı, benim de kabul ettiğim yerler var. Ama siz bütün ortaya koyduğunuz kaynak yazılarının kesin doğru olduğunu kabul edip diğer yazılanlar bunlara ne kadar uyuyor, yada birbirini tutuyor diye bir batıl kıyas içine giriyorsunuz. Hele bir yazılanları inceleyin, Burda kastedilen nedir? dDğruluğunu üstte yazılan bilgiye göre ölçüp biçmek yalnız bu doğru bilgidir. Bundan başka sunulanlar bu verileri desteklediği ölçüde makbuldur. Desteklemezse laf-ı güzaftır diye yaftalamak cahillerin sığınacağı bir yoldur.
Ben, “benim kaynaklarım yüzde yüz doğrudur” demiyorum. Benim söylediğim bunu bilen herkesin kabul ettiği şey.
Ayrıca, National Geographic evrensel bir kaynaktır. Bilimselliğe önem verir, dinleri-inançları ayrıca objektif bir biçimde araştırır. Bilimin hakkını bilime, dinin/inancın hakkını dine/inanca, otoritenin hakkını otoriteye verir.
Delil -4′ü de yazıp bu mevzuyu nihayete erdirmek istiyorum.
Maddeciler diyorlar ki: “Birleşme sebebiyle insan ve maymun aralarında bir münasebet bulunur.”
Birbirine benzeyişle beraber, yeşil yosunlar, sarı yosunlardan olmadığı gibi, gözler, kulaklar, eller arasında Zahiri görünüşte benzayiş olsa da, insan da maymundan değildir. Hatta insanlar, cinste, Nevi’de, fasılda, ırkta birleştiği halde, birisinin parmak ucu dahi, diğerinden ayrı olur. Demek benzeyiş, birbirinden çıkmayı gerektirmez. Parmaklar birbirine benzer. Fakat “şunun parmağı, bunun parmağından çıkmıştır” diye iddia batıl değil midir?. Benzeyiş, asıl ve dal’ın delili değildir; birleşmek de öyle…
“Parmak uçlarını” dedik; çünkü bu da Kur’an’ın mucizelerinden biridir. Nitekim el Kıyame suresinin 4. ayetinde Allah Teala buyuruyor:
بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ “BİZ PARMAK UÇLARINI BİLE DERLEYİP DİRİLTMEK İÇİN tekrar TOPLAYARAK BİRARAYA GETİRMEYE GÜÇLÜYÜZ.”.. “PARMAK UÇLARI” buyurmuştur. Her ne kadar insanın parmakları görünüşte aynı şekilde olursa da, tıbbi bakımdan bir değildir. Aynı zamanda iki kişinin parmak ölçüleri değişiktir. Binaenaleyh her birinin sıfatı, hassasiyeti de ayrıdır. Kaldı ki hayvan ve nebat ve insan aralarında irtibat….!
Evet insanlar ile hayvanlar arasında çok fark vardır. Hayvanlar arasındaki terkibler de ayrıdır. İnsanın terkibi, değil ki maymun, hatta bütün hayvanlardan ayrıdır.
Ayrıca yahudileştirmek için veya semavi kitapları kaldırmak için bazı tasavvufçulara malederek “insan şimdiki hayata kadar, nebattan hayvana… hayvanlardan da maymuna… ve maymundan da süzülerek tekamül etmiştir” diye gençlerin beyinlerini uyuşturmuşlardır.
Eğer biz dersek ki: “Şu tarlaya filan tohum ekilmiştir”; nihayet ekme ve biçme zamanı muayyendir(bellidir).Hem de desek ki: “Filan farikadan filan madde çıkacaktır”; elbette madde meydana gelinceye kadar muayyen bir zaman vardır. Binaenaleyh filanca insanın ruhu ve hayatı başladığı noktadan şimdiki hayata kauşuncaya kadar, sefer mesafesi muayyen ise, neden tespit edilmiyor?..Çok şeyler vardır ki, 100 milyon seneden beri geliyor ve geçiyor. Mesela, “senenin dört faslında, şu kadar zamanda şu mahsul geliyor” denildiği zaman, zamanında söz konusu mahsulü bulamazsak, diyenin sözü doğru olur mu? Şimdi 70 bin senede bir hücrenin diğer hücreye naklolması muayyaen bir mesafedir. Bu takdirde milyar seneyi aşkın zamandır, hangi hücre hangisine naklolmuştur? Hangi cevizden, hangi badem; hangi reyhandan hangi nergis; hangi maymundan hangi insan çıkmıştır?!.
İşte bu sorulara cevap veremeyen bazıları da, çıkmaz sokağa girerek şöyle der: Aslında hayat yıldızlardan, zerre şeklinde dünyaya gelmiştir. Demek istiyor ki: Hayat, yıldızlardan ayrılışından dünyaya varıncaya kadar, seferinde telefe uğramamış, fezada pek çok zaman kaldıktan sonra arza inip karar etmiştir. Sonra hayat zerrelerinden bize teselsül etmiştir.
Halbuki gördüğümüz; canlılarda, dirilmenin veraset kanunlarında asla böyle kanun yoktur. Fezanın sıfır derecesinde bu zerre nasıl diri kalır?.. Onun emsalini öldüren kesafetli ışıkların dalgalarından nasıl kurtuldu?.. Ki fizik ulemasının tespit ettikleri ışıklarda bazı cisimler,rastlamış olduğu herhangi bir cismi yutup yok eder. O ışık dalgalarından zerre nasıl kurtuldu?.. Bununla beraber, o maddeyi canlı takdir edersek,nasıl kendine yer buldu?.. Mesela kedinin hücresine can olacak zerre veya madde,köpeğe geçmeyip de sahibini nasıl buldu?.. Ta ki şimdiki hayata, doğurma kudretine vardı?.. Hadi bunların hepsini kabul ettik. Fakat şu soru cevapsız kalıyor: Yıldızlardaki hücrede yahut zerrede nasıl böyle bir hayat başladı?!.
Hayat levazımlarından, fidanlanmak, teneffüs, muayyen hararet, çoğalma, bölünme, hareket, teessür(üzüntü), ifraz(salgı), insanların içtimai hayatına tesir eden kaynaşmak gibi şartlar, nereden temin edildi?..
Nadiren tastik edilecek Bohder’in fikri tesadüf olmuştur. Diyor ki: “Her boka batmak mümkün. Fakat hayatın başladığı ilk küredeki hayatın oluşu asla kabul edilmez ve bilinmez bir akiddir. Hayatın başladığı küreyi ve o kürede hayatın oluşunu bilmek, bugünkü imkan, ilim ve sanatlarla imkansızdır. Çünkü, zerre ve kürenin, doğrusu asıllarının oluşması bilinmiş değildir. Haddi zatında zerre ve küre, kendileri dahi, terkib ve hareket cihetiyle çok nizam ve intizama sahiptir. Artık bugünkü hayatın,cansız cevher yahut birçok cevherlerden maydana gelmesi muhaldir. Diğer ifadeyle, o sonsuz cevherlerin asılların oluşması dahi ilmi bir mu’cizedir. Binaenaleyh hayat sahibinin proteinden terkiplenmiş bir hücresinin oluşması bilinmemektedir. Artık zerrelerin terkip ve te’lifleri bilinir. Lakin hayat sırrı bilinmez bir mevzudur; Darwin fikri üzere bina edilemez.”
Darwin fikri ile İslam fikri arasında, ölüyle diri kadar fark vardır. İtiraf edelim ki, ruh ve hayat İlahi bir sırdır. Eserinden haberdarız; hakikatinden haberimiz yoktur… Hayırlı Geceler
emrah: Ruh hakkında da yazdı arkadaşım: http://suphecimelek.wordpress.com/2009/06/08/ruh/
Bak, emrah; sana tekrar söylüyorum. Bu söyledikleriniz bizleri ikna etmez. Biz bunları çoktan geçtik. Çoğu temelsiz argümanlar. Başka inançların kitaplarından da aynı sonucu çıkartmak mümkün.
Kuran’da yüzlerce çelişki vardır. Miras konusunda matematik hatası vardır, astromi ile ilgili verilen bilgilerin çoğu geçerliliğini kaybetmiştir.