Çok uzun zamandır bu konu hakkında blog kurup, yazılar yazmak istiyordum açıkcası. Zira yaşanan insanlık dışı olaylardan sonra, ortaya birçok iddia atıldı, komplo teorisi üretildi, bir dolu senaryo yazıldı, çizildi.

11 Eylül Sonrası New York Times Gazetesi'nin Arşivi
Loose Change 2nd. Edition‘lar, Zeitgeistler, Fahrenheit 9/11‘ler vs. belgesel-filmler, Thierry Meyssan’ın Dehşetengiz Hile’si(Pentagon’a uçak düşmedi), Ümit Sayın’ın Gizli Örgütler,11 Eylül ve Büyük Ortadoğu Projesi kitapları komplocu kaynaklara en iyi örnekler.
Ben burada içlerinde en çok tutan(daha ilk zamanlarında tam 30 milyon kişilik izleyici kapasitesine ulaşmıştı), birçok komplo teorisyenine kaynak olan Loose Change 2nd. Edition belgeselini incelemek istiyorum. Çünkü, Zeitgeist’in bile ikinci bölümünün %75′i bu belgeselden oluşturulmuş. Birinci bölümü(Hristiyanlık’ın eleştirisi) kendileri yapmışlar, ancak ikinci bölümünü Loose Change’nden alıntılarla oluşturmuşlar. Zira Zeitgeist’in ilk bölümünün palavra olduğunu arkadaşım Şüpheci Melek şu yazısında ortaya koymuştu.
14 Mart 2010′da ekleme: Zeitgeist The Movie’ın birinci bölümünü, yani “Hristiyanlığın eleştirisi” bölümünü de inceledim. Yazımı şuradan okuyabilirsiniz.
Kitabından anladığım kadarıyla da(yanın da konuyla ilgili CD de veriyor) Ümit Sayın da Loose Change’deki iddialardan başka birşey söylemiyor, başka bir tez sunmuyor.
Loose Change Belgeseli, Türkçe dublajlı olarak da yayınlandı. Önce alt-yazılı, sonra çevirli. Hatta SKY Türk TV’si de bu belgeseli yayınladı.
Gerçi bu belgesel çoktan çürütüldü. Hem de sapa sağlam kaynaklarla, her iddiası çürütüldü. Bunu çürüten şey de Mark İradian’ın oluşturduğu belgesel olan; SCREW LOOSE CHANGE Not Freakin’ Again.
Belgesel, Loose Change’in raporlar, belgeler, alt-yazılar, yazılar, videolar, görüntüler vs. eklenmiş versiyonu. Screw Loose Change’deki belgeler, alt-yazılar, videolar vs. L.Change’deki gerçek dışı iddiaları çürütüyor ve hemen hepsini çürütüyor.
O yüzden Loose Change’in bir kaç kısmını baza alıp, Screw Loose Change’den de yararlanıp, farklı verilerle de sadece Loose Change’dekileri değil, başka kaynaklardaki, değişik iddiaları da inceleyeceğim. Loose Change’in tüm Part’larına yüklenmeyip, konu ile iddiaları tamamen inceledikten sonra Screw Loose Change’i yazının alt-kısmına yerleştireceğim.
….
Bu saldırıları daha önce araştırmıştım. Saldırılarla ilgili görüntüler bulmuş, iddiaların yanlış olduğu gösteren belgelere ulaşmıştım.
Dedim ya, sırf bu konuya özel olarak blog kurup yazılar yazmak istiyordum diye. Ancak, konu uğraştırıcıydı ve Screw Loose Change gerekeni yapmıştı. (Ben de biraz üşenmiştim açıkcası
)
Ama gerekli belgeleri CD’ye atmıştım. Çünkü, bu konuyu okulumda tarih hocamla da tartıştık. Benden iddiaları çürütecek belgeler istedi, ben de konuyla ilgili CD oluştum ve gerekli belgeleri(S.L.Change’le beraber) hocama gösterdim ve onu ikna ettim.
Ama öncelikle sizlerden bir özür dilemek istiyorum. Çünkü, CD’me attığım görüntülerin ve oynatıcıların hiçbirisinin kaynağını yazmadım. Sadece, kopyala-yapıştır, indir, yükle gibi olaylar yaptım. Hiçbirisinin kaynağını kaydetmediğimden sizlere çoğu oynatıcının ve görüntünün kaynağını sunamayacağım. Zira bunları toplamam 1 hafta sürmüştü, eğer görüntülerin ve oynatıcıların kaynağını araştırmaya kalksam 15-20 günlük vaktimi alır. (Ama içlerinde hatırladıklarım da yok değil, bunları sizlere ileteceğim ve size söz veriyorum; konuyu iyice bitirdikten sonra kaynakların hepsini bulmaya çalışacağım ve bulduklarımı sizlere aktaracağım.Şunu da hatırlatıyım; Screw Loose Change kendi sunduğu görüntülerin, videoların ve oynatıcıların kaynaklarını veriyor.)
Hadi konuya başlayalım:
Loose Change Part-1 İncelemesi
Öncelikle aşağıdaki videoyu izleyeyilim:
(K-tunnel kullanıcıları için videonun tam ismi: “11 Eylül Belgeseli 1 – TÜRKÇE DUBLAJ”, Videonun linki ise şu: http://www.youtube.com/watch?v=OuzYOWwaG_k )
Bu video belgeselin youtube’da yayınlanan Part-1 kısmı. İlk önce alt-yazılarla işe başlıyor, daha sonra Türkçe spiker araya giriyor.
Bu videonun 1:50. zamanından sonra konuya gireceğim.
Loose Change 01:53-02:30 zaman aralığındaki iddialar:
Videodaki konuşan şahısların arasında şu konuşma geçiyor:
-Bilmiyorum, bunun bir yolcu uçağı mı, yoksa daha özel birşey mi olduğunu doğrulayamadık. Bazıları füze gördüklerini düşündü.
-Kesinlikle mavi bir logoydu ve dairel bir logo uçağın önündeydi, bu kesinlikle ticari uçak gibi görünmüyordu. Yanlarda pencere görmedim.
-Dediniz ki, yanlarda hiçbir pencere görmediniz öyle değil mi?
-Yanlarda hiç pencere görmedim, bu güne kadar gördüğüm normal uçuşlardan değildi. Bir hava alanında ön logosu mavi olan bir uçaktı ve sadece bu alana ait görünmüyordu.
Konuyla ilgili konuşan şahıslar bu iddiları sunuyorlar. İddialarına göre; kulelerin ilkine çarpan uçak ticari uçak değilmiş ve uçağın camları yokmuş.(Bu iddiayı ikinci uçak için de kullanmışlardı)
Aşağıdaki fotograf American Airlines Flight 11 uçağının yani; kaçırılan ilk uçağın bir parçası:

AA011 uçağına ait bir parça. Parça, uçağın camları olduğunu açıkca kanıtlamaktadır.
Yukarıdaki fotografta görülüyor ki, AA11 uçağının camları vardı. Kulelere çarpan ikinci uçağın, yani; United Airlines Flight 175′in(UA175) bir parçası da aşağıdaki fotografta:

UA175 uçağına ait bir parça. Camların yerleri parçada açıkca belli olmaktadır.
Anlaşılıyor ki uçakların camları olmadığı iddiası tamamen uydurma. Zaten konuyla ilgili olan saçma şey şu: Eğer bunu hakikatten Amerikan Hükümeti planladıysa, kendisinin bunu çaktırmamaya çalışması gerekir öyle değil mi? Şahsen, ben olsam kulelere bir kargo uçağı sokmak yerine bir ticari uçak sokardım.
(Şu notu düşmekte fayda var:İkinci resmin kaynağını hatırlıyorum. Şuradan ulaşabilirsiniz.)
Aslında bu konuyu biraz tartışmak istiyorum açıkcası. Zira her konuda olduğu gibi, bu konu da dallanıp budaklandı. Birçok internet sitesinde “aslında uçakların bir ticari uçak olmadığı, çünkü uçakların pencerilerinin ve logolarının bulunmayıp, daha çok bir kargo uçağına benzediği” şeklinde iddialar dolaştı(hatta kimi iddilara göre uçaklar bomba yüklüymüş -bunu yazının daha sonraki bölümlerinde işleyeceğim- ). Örneğin; wikipedia “11 Eylül Saldırıları ile Komplo Teorileri” sayfasında şöyle bir şey söylüyor:
Uçakların gerçekliği-carrion
Video görüntüleri incelendiğinde, güneydeki kuleye çarpan uçağın camlarının görülmediği ve United Airlines logosunun olmadığı, bu uçağın ABD Ordusu’nda kullanılan Boeing 767 tipi yakıt ikmal uçağı olduğu öne sürülmüştür. Motorlarının ise Boeing 767 tipi yolcu uçağına ait olmadığı, sebep olarak da 767’lerin motor çapının 3 metre, görüntüdeki uçağın motorlarının ise daha küçük olduğu ileri sürülmüştür.

United Airlines Flight 175

UA175 Kuleye doğru gelirken
“Uçakların camları olmadığı” konusunu incelemiştim ve bunun hiç de doğru olmadığını anlatmıştım. Peki, uçaklarda logo yok muydu? Uçaklar ticari uçak değiller miydi?
Şuradaki görüntülerin çözümlenmesine bir bakalım (GÖRÜNTÜLER ÇÖZÜLÜYOR DİKKATLİ BAKINIZ ve İZLEYİNİZ):


Fazla yoruma gerek sanırım, üstteki çözümlemeler açıkca gösteriyor ki, uçak bir ticari uçak ve United Airlines’a ait. Çünkü gerek uçağın üst kısmından, gerek kuyruktaki logodan uçağın açıkca Birleşik Havayolları’na ait olduğu görülmektedir. Yani, “uçağın bir ticari uçak olmadığı iddiası” çöpe gitmiştir.
…..
Loose Change’e(kısaca L.C.’ye) geri dönelim:
L.C. Belgeseli, Pentagon’a çarpan uçak ile ilgili konuya girerken şöyle bir iddia bulunuyor( 06:21 – 06:30 zaman aralığı ) :
Uçak aydınlatma direklerine vurur, direkler dışarı çıkarlar çarpışmadan önce çimlere bile zarar gelmez
L.Change burada çok çarpıtmalı konuşuyor. Zira anlattığı kısım videoya yansımamış. Ama Loose Change’in İngilizce versiyonunda yani; ana versiyonunda 14:20-14:30 zaman aralığında; Flight 77′nin Pentagon’a çarpışının similasyon görüntüsü veriliyor. Ve kendi gösterdiği similasyon görüntüsünde bile uçak çimlere çarpmadan/değmeden, aydınlatma direklerini biçip Pentagon’a ilerliyip çarpıyor. Yani, çimlerde fazla iz bulunmaması son derece doğal. Hiç bir resmi rapor da uçağın önce çimlere, sonra Pentagon’a çarptığına dair bilgi içermiyor.
Loose Change 06:38-06:51 zaman aralığı:
(Uçağın hava korsanı) Hani Hanjour, Freeway havalimanına bir ay erkenden kiralık uçak bakmak için geldi. Ancak, Hani Hanjour Ağustos’un ikinci haftasında üç test yapar, tek motorlu Cessna 172′nin kontrol ve indirilmesinde problemler yaşar.
Burada Screw Loose Change filmine başvurmam gerekiyor. Bakalım S.Loose Change iddiayı nasıl cevaplandırıyor:
Screw Loose Change: Film iddiayı Hanjour’un Cessna uçağı kiralamak için geldiği Freeway Havalimanındaki uçuş eğitimcilerinden Marcel Bernard’ın söylemlerine dayandırıyor. Ama aynı Bernard, Maryland’de yayınlanan Greenbelt Gazetesi’ne şöyle demiş: “Hanjour’un uçağı indiriş ve kaldırışlarında problem vardı, bu doğru. Ancak bu, havada olan bir uçağı Pentagon’a yönlendiremeyeceği anlamına gelmiyor.”
Görüldüğü gibi Loose Change objektif davranmıyor. Zaten Marcel Bernand’ın anlatımını iyi dinlersek(alt-yazıda geçiyor, 7:05-7:15 zaman aralığında ) Hani Hanjour hakkında şunları söylüyor:
Hani Hanjour, havaalanını gösterdi ve gitmek istedi.Görüyorsunuz zaten sertifikalıydı.Bize uçuş eğitimleri için gelmedi. Onun pilotluk sertifikası vardı. Ehliyeti kazanmıştı
Loose Change 08:10-08:40 Zaman Aralığı :
“Kasım 2004′te özel jet Baba George Bush’u almak için Houston yolunda bir aydınlatma direğini biçti ve Houston Hobby Havaalanına 1 dakika mesafede düştü. Kanatta çarpışmadan kaynaklanan yırtıklar ve enkaz parçaları 90 metreden fazla alana yayıldı. Ve şimdi, Uçuş 77, 5 aydınlatma direğini tüm olarak söküp toprağın dışına çıkarmayı başardı!!! Üstelik kanatlar aydınlatma direklerine hiç bir hasar vermeden?”
Loose Change burada elma-armut kıyaslaması yapıyor. Zira bahsettiği özel bir jet. Yani, AA77′den, Boeing 757 tipi yolcu uçağından çok ufaktır öyle değil mi? Boeing 757 kos kocaman bir yolcu uçağı.
İkincisi SCREW LOOSE CHANGE buna ne cevap veriyor? :
Screw Loose Change: Jet ne kadar büyüklükteydi ? Özel bir jetse görünüyor ki, bir 757’den misli misli daha ufaktı. Ayrıca hızı da saatte 800 km civarında değildi sanırım? Ayrıntılı bilgi: “Amerikan karayollarındaki aydınlatma direkleri, araba kazalarında minumum hasar gerçekleşmesi için kırılgan tabanlıdırlar. Araçla çarptığınızda güvenlik açısından, tabanlarından kırılırlar.” Yine filminizde çarpmalı bir animasyon var. Çünkü, çarpmanın etkisiyle yönünü Pentagon’a bakacak şekilde değiştiren jeneratör o animasyonda yok. Bir cruise füzesi, zig-zag çizerek 5 aydınlatma lambasını devirip, koca bir jenaratörün yönünü döndürecek güçte bir patlama yaratıyor öyle mi? Bir füze kesinlikle Pentagon’un güçlendirilmiş duvarına o hasarı yaratabilecek güçlü etki yaratamaz. Ayrıca Pentagon’a çarpan bir Global Hawk Askeri uçağı da değildir, çünkü Global Hawk, bir Boeing’e göre çok çok hafif bir uçaktır ve onun da çarpma etkisi bu kadar güçlü olamaz.
Loose Change 09:06-09:11 zaman aralığı:
“Niçin kesinlikle Pentagon’a bir uçağın çarptığına dair herhangi bir iz yok?”
Loose Change burada komikleşiyor iyice. Zira google’da ufak bir arama yaparsanız bile Pentagon’a çarpan uçağa dair bir çok kanıt bulursunuz. Gerek Screw Loose Change, gerek birçok internet sitesi, gerek youtube’da bir çok video Pentagon’a çarpan uçağa ait fotograflar gösteriyor.
Örneğin youtube’da buduğum şu videodaki animasyon ve gösterilen resimler bile Pentagon’a bir uçağın çarptığını kanıtlıyor (Buraya Dikkat!: Video takılabiliyor videoyu 15 saniye kadar mouse ile/farenizle ilerletin ) :
( K-tunnel kullanıcıları için videonun tam ismi: 911 Case Study: Pentagon Flight 77, videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=YVDdjLQkUV8 )
Zira bende de videonun gösterdiği resimler var. Ben videoya ek olarak elimde bulunan şu fotografları veriyorum:


Parçadaki AA, yani American Airlines Logosu
Bu forografların linkini hatırlıyorum. Şuradan ulaşabilirsiniz.
Evet, apaçık bir biçimde anlaşılıyor ki Pentagon’a çarpan Amerikan Airlines uçağı idi. Bu da Flight 77′ydi.
Part-1′i bitirdik. Şimdi Part-2′yi inceleyeceğim. Fakat diğer partları incelemeyip, bunun yerine filmin diğer iddilarını kaynaklı bir biçimde çürüten Screw Loose Change Belegeseli’ni yayınlayacağım. Ben daha çok farklı yerlerdeki, farklı iddialara yöneleceğim. (Bu farklı yerlerdeki bazı iddialar Loose Change’in de iddiaları olabilir ama ben Loose Change’den bağımsız olarak, genel anlamda inceleyeceğim bunları.)
……….
Loose Change Part-2 İncelemesi
Aşağıdaki videoyu izleyelim :
( K-tunnel kullanıcıları için videonun tam ismi; “11 Eylül Belgeseli 2 – TÜRKÇE DUBLAJ”, Videonun linki:http://www.youtube.com/watch?v=rjIihOn-rIU )
Bu video; belirttiğim gibi Loose Change’in Türkçe dublajlısının Part-2 kısmı.
Videodaki ilk iddia şu şekilde (00:08-00:18 zaman aralığı) :
Bir uçağın tümünün Pentagon’a çarptığına dair resmi açıklama: Jet yakıtından kaynaklanan güçlü ısı nedeniyle tüm uçak buharlaştı.
Aynı iddiayı Ümit Sayın da dahil olmak üzere birçok kaynak öne sürüyor. Ama Screw Loose Change buna şu şekilde cevap veriyor: “Hiçbir resmi rapor uçağın buharlaştığına dair bir bilgi içermiyor. Bu sizin uydurmanız”
Ben de tüm araştırmalarıma rağmen böyle bir açıklamaya dair herhangi bir resmi kaynak bulamadım. Ama komplocu kaynaklara göre bunun bir önemi olmuyor. Zaten hepsini bir arada toplayıp, karşılaştırırsak; iddialarını birbirlerinden destek alarak sunduklarını rahatlıkla anlayabiliriz. (Hatta Zeitgeist 11 Eylül’ü konu alan ikinci bölümünü kendisi hazırlamayıp, %75′ini bu belgeselden aşırmış!)
Film, bu iddiasının üzerine şunları aktarıyor (00:19-00:24 zaman aralığı) :
Gerçekten; bu görüntüde Boeing-757′den kesinlikle bir iz olmadığı görülüyor.
Film burada tek bir görüntü veriyor ve Boeing-757′ye dair iz olmadığını bu şekilde destekliyor. Ancak, farklı görüntülere baktığımızda Boeing-757′den izler apaçık bir biçimde fark ediliyor.
Hadi Amerikan Airlines’ın Boeing-757 tipi yolcu uçağına bir bakalım:

American Airlines Boeing-757 tipi Yolcu uçağı
Öncelikle uçağın üstündeki “American” logosuna, mavi renkteki kaplamaya ve kırmızı-lacivert şeritlere dikkat edelim. Daha sonra da şu görüntüleri inceleyelim:

Pentagon'a çarpan cisme ait parçalar.

Pentagon'a çarpan cisme ait parçalar. Daire içindeki cismin ön yüzünde mavi kaplama ve kırmızı bir şeklin olduğu anlaşılmaktadır.

Pentagon'a çarpan cisme ait bir parça.
Aslında bu görüntüleri yukarıda yayınladığım “911 Case Study: Flight 77 Pentagon” adlı video da içeriyordu. Ancak, tekrar bir gözatmakta fayda var.
Birinci resme dikkatli bakarsanız, duvarın dibindeki parçada “American” logosuna ait “c” harfi açıkca belli olmaktadır. Parçalardaki mavi kaplama da göze çarpmaktadır. İkinci ve üçüncü resimdeki cisimlerde de aynı şey söz konusu. Onlarda da mavi kaplama mevcut ve üzerlerinde kırmızı bir şekil olduğu açıkca belli.
Tabi daha birçok görüntü var. Ama ben, Pentagon’a çarpan cismin “American Airlines”a ait olduğunu belirtmek için bu görüntüleri inceledim.
Görüntülerden anlaşılıyor ki; Loose Change’in; “Pentagon’a herhangi bir uçağın çaptığına dair iz yok” iddiasının herhangi bir temeli yok.
Loose Change (00:26-00:37 zaman aralağı) :
Ne var ki, ateş jumbo jeti yakıp kül edecek kadar sıcaktıysa araştırmacılar Pentagon’da yanmış 189 kişiden 184′ünün kimliğini nasıl tespit edebildiler ?
Öyle ya, Boeig 757 neden yapılmıştı? : Öğrenmek için Boeing’i aradım, uzmanlar 11 Eylül Saldırıları’ndan dolayı Boeing 757′nin yapısal özellikleri hakkında bilgi veremeyeceklerini açıkladılar.
Ama ne biliyoruz; Beoing 757′ler herbiri 9 ft. çapında, 12 ft. uzunluğunda ve 6 ton ağırlığında 2 adet çelik ve titanyum alaşımlı, Pratt & Whitney motora sahip. Titanyum 1688 erime sıcaklığına sahiptir. Jetyakıtı bildiğimiz gazyağı yani, Hidrokarbondur(HC) sıcaklığı 1120 derecededir.Yani, 757′nin buharlaşması bilimsel olarak imkansız birşey.
Bu argümanlar otomatik olarak geçersiz oluyor, çünkü resmi açıklamaların “uçağın yanıp buharlaştığı veya kül olduğu” şeklinde herhangi bir bildirisi yok.
Loose Change (01:45-02:30 zaman aralığı) :
Bozulmamış iki motor Pentagon’da bulunmuş olmalı. Onun yerine binada yaklaşık 3 ft. çapında şu tek turbo jet motoru bulundu:
Bu fotograf American Free Press’de yayınlandıktan sonra düzeltmenler bunun APU, yani yardımcı güç ünitesine ait olduğunu yazdılar. APU, 757′nin kuyruk kısmına takılır.
Chris Bollyn, 757′nin Arizona Phoneix’deki üreticisi APU’dan Honeywell ile irtibat kurdu. Bir uzman kimliğini gizli tutarak konuştu: “Bunun bir APU çarkı olması imkansız” .
Bollyn, daha sonra Pratt & Whitney ve Rolls Royce’u aradı. Bu iki şirket Boeing 757′nin motorlarını üretir. Pratt & Whitney, Bollyn’i işaret ederek; Rolls Royce sözcüsü olan John W. Brown ona şöyle dedi: “Bu bildiğim hiç bir Rolls Royce motorunun parçası değil”
Film bu tezini American Free Press‘e dayandırıyor. Ama American Free Press’in sahiplerini (S.L.C’in de tavsiyesi ile) araştırınca karşıma çok ilginç sonuçlar çıktı.
Amerikan Free Press, Willis Carto adlı bir şahısa ait ve kendisi Amerikan Free Press’in kurucularından. Onun hakkında Wikipedia’nın şu sayfasında şöyle bir bilgi var:
Kendisi, Anti-Semitik(Yahudi karşıtı) komplo teorisyeni ve Holokost inkarcısı ( yani; “Yahudi soykırımını reddeden kişi” ) olarak bilinir.
Evet, Loose Change’in kaynaklarının ne kadar sağlam olduğu bu ayrıntılı bilgi ile ortaya çıkıyor sanırım. Daha fazla açıklamaya gerek var mı?
Neyse, devam edelim;
Loose Change (02:35-02:52 zaman aralığı) :
“Bunun JT8D A3 Sky Warrior adlı savaş uçağından bir parça olduğuna inanılıyor”
Loose Change’in en ilgiç yanı ise hiçbir şekilde karar verememesi. Boeing-757′nin dışında bütün uçan cisimleri sayıklıyor (Tomahawk Füzeleri, A3, Global Hawk uçakları, hatta ve hatta helikopter bile: Part-2 07:38-07:59 zaman aralığı). Ama bir türlü; “şu parçalar Boeing-757′ye de ait olabilir” gibi tarzla yaklaşmıyor. Kısacası objektif davranmıyor.
Halbuki, her iki tarafında tezini getirmesi lazım ki film biraz değerli olabilirsin. Çünkü, bu yazıdan şu ana kadar anladığımız kadarıyla Boeing-757′ye dair birçok iz var. Film, sırf “Pentagon’a Uçuş 77 çarpmadı” tezini kanıtlayacak argümanları sunduğundan, filmin herhangi bir değeri kalmıyor.
Loose Change (03:27-03:49 zaman aralığı) :
Enkazın ikinci tanımlabilir parçası sözde uçağın gövdesiydi:
Şüpheciler, bu delillerin Pentagon’a çarpan uçuş 77′ye ait olduğunu iddia ettiler. Ama bu küçük parça herhangi bir American Airlines uçağından gelmiş olabilir. Ve neden bu kadar hızlı çarpışmadan ve çıkan yangından sonra parçada hafif de olsa yanık ve çizik yok.
Loose Change burada yine çok çarpıtmalı konuşuyor ve parçada çizik olmadığını iddia ediyor. Ayrıca, “herhangi bir AA uçağından gelmiş olabilir” sözüyle de açık bir biçimde tribüne oynadığını gösteriyor.
Acaba çizik olsaymış ne olacakmış merak ediyorum? Bu parçada çizik olmadığını iddia etmesi çok komik. Parça deyim yerindeyse 4′e katlanmış ama L.C, “hafif de olsa çizik yok” diyor. Zaten komplocu kaynaklar bu tür çarpıtmalara sık sık başvuruyorlar.
Yanık olayına gelince; resimden anlaşıladığımız kadarıyla bu parça çarpma anında fırlamış, yangın içinde yer almamış. Yani, görüntüden yanığın anlaşılamaması çok normal.
Aslında Loose Change’in “sözde uçağın gövdesiydi” sözü üzerine bu parçayı biraz inceleyebiliriz. Aşağıdaki fotograf bu parçayla ilgili bize bir fikir verebilir:

Resimden anlaşılıyorki bu parça Flight 77′nin üzerindeki “American” logosunun “n” harfine ait. Parçadaki vidalar(bkz.ing. “rivets”) da bu tezi oldukça güçlendiriyor.
Loose Change (03:50-04:01 zaman aralığı) :
Enkazın üçüncü tanımlanabilir parçası difüzör kasasıydı:
.Hadi, sizinle 757′nin difüsör kasasına biraz daha yakından bakalım:
Cihazın etrafında bulunan üçgensel façataları görebiliyormusunuz? Bunlar, Pentagon’da bulunan parçanın hiçbir yerinde yok!
Loose Change burada yanlış motorun çizimini gösteriyor. Gösterdiği çizim CF6-80C2 tipi motora ait. Dikkat ederseniz Loose Change, “CF6-80C2 Engine” (CF6-80C2 Motoru) yazan kısmı göstermiyor. Ama 757′ye asıl ait olan Rolls Royce RB211-535 tipi motor.
İsterseniz önce Pentagon’da bulunan diğer parçalara bir kez daha göz gezdirelim:

Daha sonra da şurada anlatılan, Rolls-Royce RB211-535 tipi motorun yapısına bir göz gezdirelim:

RB211-535'in parçaları
Ve en son olarak da Pentagon’da bulunan parçalar ile kıyaslamasını yapalım:

RB211-535'in yapısını ve Pentagon'da bulunan parçalar ile kıyaslandırılmasını gösteren bir resim.
Yukarıda gösterilen “gerçek” Boeing 757 motorunda herhangi bir üçgensel façata yok. Ayrıca cihaz, Pentagon’daki parçalarla açık bir biçimde uyumlu.
Rolls-Royce’nin kendi internet sitesinde de Boeing-757′ye ait RB211-535E4 motoru hakkında bilgiler mevcut. (Sitede bulunan PDF dosyasına da göz atabilirsiniz. Ayrıca, Wikipedia’nın İngilizce sayfasında da Rolls Royce RB211 tipi cihaz hakkında gerekli bilgiler var.)
Bir kez daha anlaşılıyor ki Loose Change bazı şeyleri hakikatten de çok çarpıtıyor. Aynı zamanda Pentagon’a çarpan cismin kesinlikle Flight 77 olduğu bu tezle açıkca ortaya çıkıyor.
Loose Change (04:05-04:47 zaman aralığı) :
Enkazdan kalan diğer parçalar elle taşınabilecek kadar hafiftiler. Eğer uçuş 77 çarpma anında buharlaştıysa bu havacılık tarihinde bir ilk demektir.
Örneğin; 15 Ağustos’ta gerçekleşen Atina’daki uçak kazasının görüntülerinde yangın, kuyruk bölümleri, kanat bölümleri, motorlar, kokpit ve cesetler mevcut.
Öncelikle burada belirtmek isterim ki anlatılan olay tamamen farklı. Çünkü, Atina’daki uçağın düşmesi tamamen bir kaza. Kasıtlı olarak sert bir cisme çarpıtılmış değil. Dolayısıyla da hızı saatte 800 km değil.
Buharlaşma olayının da Loose Change’in uydurması olduğunu söylemiştik.

Pentagon'da Flight 77'nin Çarpması Sonucu Oluşan Yangın
Ama birşey tartışılabilir: Hakikatten de burada bütünüyle bulunan bir uçak enkazı yok.
Peki, bunun sebebi nedir? : Sanrım bunun yanıtını da aşağıdaki test videosunda buluyoruz (S.L.C de aynı videoyu sunuyor) :
( K-tunnel kullanıcıları için videonun tam ismi: “plane vs concrete wall”, Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=FeLtYTsBfqY&feature=related )
Videoda Pentagon’un güçlendirilmiş duvarına benzer bir yapıdaki duvara test uygulanıyor. Uygulanan testte, duvara çarpan jet açık bir biçimde deyim yerindeyse atomlarına ayrılıyor ve jetten geriye tozdan başka birşey kalmıyor. Zira Flight 77′nin çarpıtığı yer de Pentagon’un güçlendirilmiş duvarı idi. Hızı da (tıpkı videodaki jet gibi) saatte 800 km. idi. (videoda jetin hızının 800 km/sn. olduğu belirtiliyor)

Uçak, sanki meyve sıkacağına giren bir meyve gibi öyle değil mi?
Loose Change (05:47-06:05 zaman aralığı > burada Pentagon’a çarpma anının animasyon görüntüsü gösteriliyor) :
Beşincisi; Boeing 757′nin Pentagon’a verdiği hasar niçin tamamen uyumsuz:
Bu fotograflar dış halkanın tamamen çökmesinden önce alındı. Tek hasar, en dış duvardaki bir delik ve 16 ft. yani; 4,5 metre çapından büyük değil.
Boeing 757; 155 ft., yani 48 metre uzunluğunda, 44 ft./14 metre yükseklikte, 124 ft./38 metre kanat açıklığı ve neredeyse 100 ton ağırlığındadır.
Uçağın; o deliğin içinde geriye hiçbir enkaz bırakmadan kaybolduğu varsayımına inandık mı? Niçin orada kanatlardan veya dikey dengeleyiciden kaynaklanan hiçbir hasar yok? Ya da motorların binaya şiddetle çapmasına dair bir iz ?
Hatırlayın; motorlar ne tür bir büyüklükteydi ? : Eğer 6 tonluk çelik ve titanyum 853 km.’lik hızla Pentagon’un içine çaptıysa, içi çok belirgin bir iz bırakarak binanın içine gömülmüş olabilirdi. Ve şu ana kadar Pentagon’un dışındaki hasar; bu tek delik, motorların darbesinden kaynaklanan hiçbir hasar olmadan.
Film, maalesef burada da çok çapıtıyor.
Birincisi; gösterdiği “Uçuş 77′nin Pentagon’a çarpış animasyonu”nda Pentagon’un önün bulunan şu jeneratör yok! :


İkinci görüntüde jeneratörün açık bir biçimde sol üst kısmının kırıldığı görülüyor ve bu iz bir motor darbesine benziyor. Zaten çarpan cisim jeneratörü döndürmüş! ( Yukarıda, Part-1′i incelerken yayınladığım “911 Case Study: Pentagon Flight 77″ adlı videonun 04:28-04:53 zaman aralığında bu konu inceleniyor )
İkincisi ise; sanırım gösterdiği delik asıl delik değil! İsterseniz, Pentagon’a biraz daha geniş çaplı bakalım:

Loose Change görüntüyü geniş çaplı göstermeyerek bizi aldatıyor. Halbuki gerek jeneratörü göstermesi, gerekse görüntüyü geniş çaplı vermesi lazım.
Görüntüde kocaman bir delik olduğu apaçık bir biçimde anlaşılıyor. (Yukarıda, Part-1′i incelerken yayınladığım “911 Case Study: Pentagon Flight 77″ adlı videonun 03:35-04:12 zaman aralığında bu konu da inceleniyor. Hatta ve hatta canlandırmada, pembe ile büyük hasar(major damage) – mavi ile küçük hasar(minor damage) bölümleri bile belirtiliyor)
Loose Change (06:04-06:30 zaman aralığı) :
Delikten sonraki pencereler niçin tamamen dokunulmamış vaziyette ? :
Kablo makaraları çarpışma deliğinin hemen önünde bulunmasına rağmen, niçin tamamen dokunulmamış duruyor?:
Bu deliğe Uçuş 77 mi sebep oldu?(!) :
Boeing; 9 ft. yani, 2,7 metre kalınlıkta çelikle güçlendirilmiş duvarı parçalayarak içinden geçmiş olmalı (!)
Evet; Loose Change, hemen her iddiasında bir çarpıtma yapıyor. Şuradan indirebileceğiniz PDF dosyası, 2003 yılında hazırlanmış Pentagon Binası Perfomans/Dayanıklılık Raporu‘nu içeriyor.(Bkz. İng. “Pentagon Building Performance Report“)
Raporun, 28. sayfasında, 6.3 no.’lu başlıkta, Pentagon Binası’nın yalnızca dış halkasının güçlendirildiği belirtiliyor. Yani, iç halka(duvar) dıştaki kadar güçlü değil! Ama Loose Change, diğer duvarların da güçlendirildiğinin vurgusunu yaparak bizleri bir kez daha aldatıyor.
Delikten sonraki pencereler, dış halkanın güçlendirilmesinden dolayı zarar görmemiş olsa gerek. (Daha doğrusu az zarar görmüş. Pencerelerin camları kırılmış ve önceki sunduğum görüntülere dikkat ederseniz, -delikten sağa doğru üç pencere sonra- Pentagon duvarının bir kaç bölümü kırılmış vaziyette)
Kablo makaraları, Loose Change’in iddiasının tersine dokunulmuş ve etrafa savrulmuş gibi duruyor. Tabi burada bir şey daha var; “Loose Change niçin jeneratörün dönmesine ve kenarının kırılmasına hiç değinmiyor?”
Dönmesini, kenarının kırılmasını bir yana bırakalım; jeneratörden hiç bahsetmiyor, hatta ve hatta çarpışma animasyonuna koymuyor bile!
Loose Change (06:32-06:48 zaman aralığı) :
Ticari uçakların burnu hafif karbonlardan oluşur. Uçağın burnunun kaza sonrasında hemen kırılması, genellikle olan şeydir.
Eğer bu deliğe uçağın burnu sebep olduysa geriye kalan enkaz nerede?
Daha fazla konuşmak istemiyorum burası için. O deliğe uçağın hafif burnu değil, şiddetli bir şekilde duvara çarpan, sert iniş takımları sebep olmuş. Şurada bile belirtiliyor oraya uçağın iniş takımlarının çarptığı ve bunun sonucunda delik açıldığı…
Loose Change (06:49-07:02 zaman aralığı > burada TomaHawk Füzeleri ile ilgili bir video gösteriliyor) :
Öyle ise Pentagon’da 5 metre büyüklüğünde bir delik açan neydi?
2,5 metre büyüklüğünde çelikten yapılmış birşey patlıyor ve ardında 5 metre derinliğinde bir çukur bırakıyor(!) ; bir güdümlü füze…!
Pentagon’da deliği açan, belirttiğim gibi uçağın iniş takımlarından herhangi biriydi.
Film burada TomaHawk füzelerine ait bir video gösteriyor. Videoda vurulan hedef yok edililiyor ve iddiaya göre 5 metre genişliğinde bir çukur oluşturuyor.
TomaHawk füzesi gerçekten de çok akıllı bir füzedir. Programlandırılığı hedefe doğru ilerler, -çok ama çok ufak sapma olabilmek kaydıyla- onu bulur ve yok eder. Bu füzenin tam adı ise: BGM-109 Tomahawk Land Attack Cruise Missile
Aşağıdaki video da bu füzenin ne kadar da akıllı ve güçlü olduğunu gösteriyor. :
( Videonun ismi: “BGM-109 TLAM Cruise Missile” , videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=th9sduUBmfs&feature=related )
Loose Change (07:03-07:13 zaman aralığı) :
Burası, Slobodan Milosevic’in Belgrad’taki konutunun bir TomaHawk Güdümlü Füzesi ile vurulduktan sonraki hali:
Benzerliği görebiliyor musunuz? :
Evet, görüntülerle bir benzerlik kurulabilir. Ama bulgular ve gelişen olaylar benzer mi?
Hadi inceleyelim:
*Loose Change’in Karar Verememesi: Daha önce de belirttiğim gibi L.Change, Pentagon’a neyin çarpığına daha tam karar verebilmiş değil! Bir Global Hawk uçağı diyor, bir A3 Sky Warrior tezini sunuyor, bir “20 kişilik ticari uçaktı” diyen birisini tanık gösteriyor, bir “bazıları askeri helikopter görmüş duymunu” aktarıyor(tabi bu iddiada bulunanı kimse görmüyor), bir TomaHawk Güdümlü Füzesi diyor, hatta ve hatta Part-2′nin sonunda ve Part 3′ün devamında de “kordit patlatılmış olabileceği” tezini, Pentagon’daki hasarın “o gün havada görülen C-130 Cargo tipi 4 motorlu pervaneli uçaktan veya işaretsiz beyaz bir uçaktan kaynaklanmış olabileceği” tezlerini dahi savunuyor.
*Aydınlatma Direkleri: Eğer Pentagon’a TomaHawk güdümlü füzesi çarptıysa daha önce belirttiğimiz gibi zig-zaglar mı çizdi de aydınlatma direkleri devrildi. Yani, bir TomaHawk füzesi tüm aydınlatma direklerini hiç patlamadan zig-zaglar çizerek yerinden söküyor ve Pentagon’a çarpıyor öyle mi?

Pentagon'a uçağın geliş yönünü ve çarpmadan sonra zarar gören yerleri gösteren harita.
Tamam, akıllı dedik de bu kadarını demedik! (Aynı zamanda nasıl bir beceriymiş ki, 5-6 aydınlatma direğini zig-zaglar çizerek yerinden olduğu gibi rahatça söküyor ve patlamadan Pentagon’a ilerleyip binaya hasar veriyor!)
*Jeneratör: Yukarıda birkaç kez belirttiğim gibi Loose Change, JENERATÖRE HİÇ DEĞİNMEDİ ve HATTA BUNUNLA DA KALMAYIP, ANİMASYONUN DA BİLE YER VERMEDİ!
TomaHawk Füzesi, 5 aydınlatma direğini biçiyor zig-zaglar çizerek, ardından da karşısına çıkan bir engele de ONU DÖNDÜRECEK GÜÇTE çarparak ve bununla da kalmayıp, kenarını kırarak Pentagon’a çarpıyor! (Ancak ve ancak uçağın motorunun verebileceği bir şekilde olan bir kırık açıyor jeneratörde!)
Gerçekten de süpermiş.
*Uçuş 77′ye ait Parçalar: Bu yazımdaki görüntülerde ve yayınladığım videolarda Boeing 757′ye ait o kadar çok parça gördük ki, TomaHawk füzesinden saçılan, şu an inanılmaz derece de saşkınım. (Uçağa ait motor parçaları, kaporta, gövde parçaları, parçalardaki logolar, harfler, difüsör kasası, iniş takımları vs.)
Şaka bir yana da, görüldüğü gibi Slobodan Milosevic‘in binasının olayıyla uzaktan yakından alakası yok.
Loose Change (07:14-07:27 zaman aralığı)
6. Görgü Tanıkları:Bazıları 100 ton büyüklüğünde kocaman bir ticari uçak gördüler:
-1.Tanığın İfadesi: Ve baktım…Bilirsiniz işte, pencerembe uçağı gördüm, bir jetti, American Airlines jeti geliyordu
Bu ifadeyi veren Mike Walter adlı bir kişi. Tanığın ifadesi şu ana kadar ki vardığımız sonuçlara göre doğru gözüküyor. Tanık, doğru görmüş. Şurada geniş çaplı video mevcut.
Loose Change (07:28-07:38 zaman aralığı) :
Bazıları 8-20 kişilik küçük bir uçak gördüler:-2.Tanığın İfadesi: Belki 20 yolcu taşıyan bir jetti, hiçbir tarafında işaret yoktu…
İkinci tanığın iddiası. Bir yorum getirmek yanlış olur. Ancak, eldeki bulgularla hareket edersek, bu iddianın pek de doğru olamayacağı anlaşılıyor.
Ama ifadeyi veren şahıs hakkında çok ilginç bir bilgi buldum. Şahısın ismi Steven Gerrard! Şurada videosu var.
Diğer futbolseverler veya futbolla ilgilenenler de benim gibi şaşırmıştır, bu ismi öğrenince. Steven Gerrard, İngiltere Premier Lig takımlarından bir dünya devi klüb olan Liverpool F.C’nin oyuncusu, aynı zamanda kaptanıdır. Dünyanın en iyi oyuncularından biri olmakla beraber, çok sert şutlarıyla tanılır. Ve benim de hayranı olduğum oyuncular arasında yerini alır. Şurada görüntüsü ve tanımak isteyenler için de şurada attığı golleri ve maç anındaki görüntülerini içeren videosu mevcut.
Loose Change (07:39-07:59 zaman aralığı)
Ve bazıları da Birleşik Devletler askeri helikopterini gördüler:3. İddia: Olay gerçekleştiğinde bana, binanın etrafında daireler çizen helikopter gördüğünü söyledi. Birleşik Devletler helikopteri gibi göründüğünü ve binanın etrafında iniş alanında kaybolduğunu söyledi. Ve sonra alev topunun gökyüzüne yükseldiğini görmüş…
Bu iddiayı sunanın kim olduğu belli değil. Sadece televizyonlara konuşan bir kişi, başka birisinden duyduğu iddiayı aktarıyor. İddianın gerçekliği, şu ana kadar ki araştırmalarımızdan anlaşılan çok düşük bir ihtimal.
Şuradaki oynatıcı da bize bu bilginin geçersiz olduğunu gösteriyor.
Loose Change (08:01) :
Peki, kim doğru söylüyor?
Buradan anlayacağımız Loose Change çok yalan söylüyor ve komplo teorilerinin hiçbir şekilde tutarlı yanı olmadığı ortaya çıkıyor.
Part-2′yi ve Loose Change videolarını bitirdim. Şimdi sıra başka bölgelerdeki iddialara geldi. Aslında bu iddiayı da(“Pentagon’a uçuş 77 düşmedi” iddiası) genel olarak inceleyebilirdim fakat Loose Change, bununla ilgili çok sağlam argümanlar sunuyordu.(Tabi, komplo teorisyeni kaynaklar arasında)
Amerikalı üç amatör gencin binlerce dolar harcayıp çektiği bu film; Alex Jones’inkileri, Michael Moore’larınkini, Thierry Meyssan’ın kitabını, T.Anderson’un kaynaklarını dahi geçmişti. Birçok taraftar grubu toplamıştı.
Aslında filmin diğer yanları da incelenmesi gerekir, fakat filmin tamamının Screw Loose Change tarafından sağlam kaynaklarla yerden yere vurulmasından dolayı, bu filmin toplamdan incelemek yanlış olur diye düşündüm. Zaten diğer iddiaları da aynı ikna edicilikte, farklı kaynaklarda sunuyor. Aralarında bir tek “Pentagon’a Uçak Düşmedi” tezini en iyi savunan Loose Change. He, diğer iddialarda da -öbür komplocu kaynaklarla kıyaslarsak- yere en sağlam basanı, ama dediğim gibi “Pentagon’a Uçak Düşmedi” tezini L.Change dışında hiçbir kaynak ikna edici şekilde sunamıyor.
Hatta onu bırakın, kendi oluşturdukları birinci bölümü inanılmaz derecede ikna edici olan -her ne kadar o da çarpıtmalı olsa da- kendisine bu yüzden hayran olduğum(tabi bu onu benimsediğim, gerçek kabul ettiğim anlamını taşımıyor, sadece ikna ediciliği muhteşem) Zeitgeist’in ikinci bölümünün %75-85′i bile Loose Change’e ait.
Şöyle söyleyeyim; “Diğer kaynakların -Dehşeten Giz Hile‘nin bile- “Pentagon’a Uçuş 77 düşmedi” tezinin yanlış olduğunu göstermek için sadece ve sadece yukarıda yayınladığım, 911 Case Study: Flight 77 Pentagon adlı video yeterdi. Ancak, anladığımız üzere Loose Change için bu yetmiyor, iddiaların teker teker incelenmesi gerekiyor. (Gerçi, “Pentagon’a Uçak Düşmedi” tezi Part-3′te devam ediyor ama onlar yalnız, insanların gözünü boyamak, Uçuş 77 dışında her türlü uçan cismin düştüğüne inandırmak için sunulmuş argümanlardan başka birşey değil! Part-1 ve Part-2′yi inceledikten sonra, Part-3′ün Pentagon kısmını incelemek gereksizdir diye düşünüyorum)
İsterseniz diğer iddialara hemen devam edelim;
Pensilvanya’ya Uçak Düşmedi
11 Eylül komplo teorilerisyenlerinin ortaya attığı iddialardan bir diğeri de “Pensilvanya’ya bir ticari uçağın düşmediği”dir.
Resmi makamların açıklamalarına göre, San Francisco’ya doğru yola çıkan United Havayolları’na ait 93 seferli, Boeing-757 tipi yolcu uçağı, teröristlerce kaçırıldıktan sonra, Beyaz Saray’a yönlendirilmiş, ancak hedefe varamayıp, yolcuların isyanıyla Pensilvanya Shanksville kırsalına düşmüştü.

United 93'ün izlediği yol haritası ve hikayesi
Fakat, orada da bütün bir şekilde uçak enkazı görüntülenememesi, komplo teorisyenlerine büyük bir malzeme olmuştu. Komplocular, oraya da yolcu uçağının düşmediğini iddia ettiler.
Örnek olarak, yine bir an için Loose Change’e geri dönelim isterseniz. Loose Change’in tamamını izlerseniz şöyle bir iddia sunduğunu görebilirsiniz:
Pensilvanya’da herhangi bir uçak enkazı bulunamadı. Somerset Olay Yeri İnceleme’den Wally Miller, Houston Chronicle’a; “Sanki birileri gök yüzünden metal yağdırmış gibi” dedi. Washington Post’a ise; “sanki birileri kamyonu almış, 3 metrelik çukur kazmış, oraya çer çöpü boşaltmış gibi” dedi.
Loose Change’in Flight 93 bölümünü izlediyseniz, gösterdiği görüntülerde neye ait olduğu belli olmayan bir kaç tane metal parçası gösterdiğini görmüş olabilirsiniz. Bu metaller o kadar küçük ki, uçaktan geldiğine inanmak gerçekten zor. İnsanda şüphe uyandırıyor.
Loose Change’in ve komplocu kaynakların gösterdiği fotograflardaki metaller, şu tip metaller:


Ayrıca Uçuş 93′e ait olduğu söylenen şu çukur görüntüsünü gösteriyor:

Loose Change’in gösterdiği görüntüler; bu ve buna benzer görüntüler. Eğer bu tip parçalardan yola çıkarsak ve görüntüdeki çukurdan yola çıkarsak, Loose Change’in dayanağı olan Wally Miller’ın sözü çok doğru; “sanki birileri çukur kazmış, çer-çöpü etrafa saçmış gibi”
Ama Loose Change, burada bir kez daha yanıltma tekniğini kullanıyor. İnternette ufak bir araştırma yaptığınız zaman bile Uçuş 93′e dair bir çok parça görüntüsü bulursunuz. Loose Change bunları göstermiyor:




Evet, Loose Change bunları göstermiyor. Hatta bunun üzerine şunları bile söylüyor: “Nasıl olur da, Shanksville veya yakınında bir yerde, hiç olmadığına işaret eder?”. Bunu söyledikten sonra da, bir kaç kişinin iddialarını gösteren bir video yayınlıyor. İddia sahipleri şu ve şuna benzer sözler söylüyor: “Hiçbir şey yoktu, insanlar öylece dolaşıyordu. Duman yoktu, ateş yoktu.Uçaktan herhangi bir iz yoktu” (Bakınız: Part-6 > 02:35-05:18 zaman aralığı)
Ama gösterdiğimiz görüntülerden yola çıkarsak, Uçuş 93′e ait gibi görünen bir çok parça var. Zaten uçağın önemli bir bölümü, uçağın sert düşmesinden ve toprağın yumuşak olmasından dolayı zemine gömülmüştü. Bakın bu da uçağın topraktan çıkarılan motoru:

(Yukarıda yayınladığım görüntülerin çoğuna, şuradan ulaşabilirsiniz)
“Ateş ve duman yoktu” iddialarına gelince; aşağıdaki görüntüler, bu iddiaların ne kadar da doğru olduğunu gösteriyor:

![94_157[1] 94_157[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/94_1571.jpg?w=500)
Loose Change’in, bu konuyla ilgili bir başka iddiası ise; “orada hiç kan bulunmadığı”dır. Dahası, Wally Miller’dan bir duyum daha aktarıyor:
Yaklaşık 20 dk. sonra aramaları durdurdum. Çünkü, ortada hiçbir ceset yoktu. O gün tek bir kan damlası görmedim, bir damla bile…
Ancak, Washington Post’un şuradaki haberine bakarsanız, tam 1,500 tane kavrulmuş ceset parçası ele geçirilmiş. Yine görüldüğü gibi Loose Change, “Uçuş 93 düştü” olayının doğruluğunda şüphe uyandırmak için, duyumları, başı ve sonu olmadan aktaryor. Sözün ne önünü, ne de arkasını gösteriyor. Olayları bu konuda da çarpıtıyor…
United 93′ün hikayesi, gerçekten de çok trajik. United 93 filmini izlediyseniz; hem o günkü olayların nasıl geliştiğini, hem de Uçuş 93′ün hikayesini görmüşsünüzdür. Kimi zaman insanı üzen, kimi zaman da insanı sinirlendiren(teröristlerce yapılanlardan dolayı) bir yapısı var.
United 93 filmini izlemediyseniz, mutlaka ve mutlaka izlemenizi öneririm.İnternetten izlemek istiyorsanız da, şuraya uğrayabilirsiniz.
O gün kaçırılan uçaklardan United 93′ün, Amerikan halkının kalbinde ap ayrı bir yeri var.


Çünkü, ülkenin en önemli simgesi, başkanlığın konutu olan Beyaz Saray‘a yönelen uçak, kahraman yolcuların isyanıyla düşürülmüştü.
İkiz Kuleler Kontrollü Bir Şekilde Çökertildi
Belki de 11 Eylül’ün en çok kuşku uyandıran olayı, kulelerin çökmesi. Komplo teorisyenlerinin de en çok destek aldığı malzeme.
“11 Eylül aslında olmadı” diyen kaynakların, en çok baş vurduğu komplo teorisi; “Dünya Ticaret Merkezi İkiz Kuleleri’nin dinamitlerle kontrollü bir şekilde yıkıldığı”dır. Bu komplo teorisi, gerçekten de aralarında en tutarlı olanı. Kulelerin hemen hemen serbest düşme hareketinde geçen süreyle(hesaplandığında 9.2 sn.) düşmesi(Loose Change’in iddiası olduğunu belirtmeliyim) gerçekten de insanı çok düşündüyor.
Aşağıdaki videoyu izleyelim:
( K-tunnel kullanıcıları için videonun ismi: “WTC – Squibs and Demolition Explosions” . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=5EbsGZcl2jk )
Videodan anlaşılan, Dünya Ticaret Merkezi Kuleleri çökerken, binaların bir kaç bölümünde fışkırmalar oluyor. Video, Loose Change, Zeitgeist ve diğer komplo teorisyenleri, bu fışkırtmaların patlatılan dinamitlerden kaynaklandığını ileri sürüyorlar.
Video; bu tezini kanıtlamak için, “kontrollü yıkılmış” bir bina ile kulelerin çöküşünü kıyaslıyor. Ancak bir şeyi farkettiniz mi?: Gösterdiği -sessiz gösterdiği/tam sesli göstermediği- kontrollü yıkımda, çökertilen binadan, çökmeye başlamadan önce fışkırmalar oluyor. Bu fışkırmalar olduktan sonra bina çöküyor ve her katı aynı anda çökmeye başlıyor.
Ama İkiz Kuleler’de durum böyle değil! Kule üstten alta doğru(tam da uçağın çarptığı yerden) çökerken, fışkırmalar meydana geliyor.
İsterseniz, İkiz Kuleler’e videodakinden daha benzer bir yapıya sahip gibi gözüken Landmark Tower’ın çöküşünü, sesli olarak hep beraber izleyelim (komplo teorisyeni videonun gösterdiği kontrollü yıkım sessiz olarak/tam sesli olmayarak görüntüleniyor) :
( Videonun ismi: “Landmark Implosion” . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=79sJ1bMR6VQ )
Videoda, herhangi bir seri patlamaların sesi, dinamitlerden kaynaklanan ışık, sıklıkla fışkırma(kontrollü yıkılan binalarda çok daha sık ve düzenli oluyor, kulelerde nadiren ve düzensiz oluyor), destekçi patlamalar vb. gibi şeyler meydana geliyor. Şimdi de İkiz Kulelerden, güney kulelenin, yani ilk çöken kulelenin sesli çöküş videosuna bakalım:
( Videonun ismi: “South Tower Collapse”. Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=aBOd1XB943o&feature=related )
Videoda seri patlamalardan, ışıklardan, ateşten her hangi bir iz olmadığı görülüyor. Ve dikkat ederseniz, kule uçağın çaptığı ve yangının yoğun olduğu yerden çökmeye başlıyor.
Görüldüğü gibi kulelerin dinamitle çökertildiği iddia etmek zor. Ki zaten uçaklar kulelere sokulurken, yapılara daha fazla zarar gelmesi için uçakların, çapraz yatırılarak sokulduğunu biliyoruz. (Video görüntülerini izlerseniz kulelere daha fazla zarar gelmesi için, uçakların binaların daha fazla katına hasar verilmesi için çapraz yatırılarak sokulduğunu rahatlıkla görebilirsiniz)
Peki, öyle o fışkırtmalar nelerden kaynaklabilir? :
1- Yüksek hava basıncı: Kulelerin ne kadar büyük yapılar olduğunu hepimiz biliyoruz. Uçağın çarptığı yerlerden sonraki yükseklik kayda değer ölçüde büyük. Yapılar üstten çökerken üst katların ağırlığının etkisiyle sıkışan havanın, zaten her yanı cam ve zayıflamış çelik ile betondan oluşan binalardan dışarıya fışkırması son derece doğal.
2- Sıkışan yüksek ısılı CO(Karbonmonooksit) Gazı: Bu birinci maddenin devamı sayılabilir. Uçaklar çarptıktan sonra patlamalardan ve jet yakıtından kaynaklanan yangından dolayı açığa yüksek ısı ve CO gazı(duman) çıkar. Kuleler çökerken de yangının halen devam ettiği biliyoruz.
3- Fazla gelen Yığınlar: Yapılar çökerken, katlara fazla gelen beton, toz, metal vb. şeylerin parçaları, hava ve CO gazı basıncının da etkisiyle, camlardan ve zayıflayan bölgelerden dışarı fışkarabilir. (Ki gördüğümüz kadarıyla durum böyle)
Şu ana kadar ki araştırmalarımız, fışkırmaların; dinamit yerine, basınçtan kaynaklanmış olabileceği tezi daha ağır basıyor. Ama yine de devam edelim;
Komplo teorisyenlerinin, bir diğer kuşkulandırıcı sorusu ise şu; “böyle bir yapının yangından nasıl çöker?”.
Dahası, Loose Change bir yerinde şöyle bir iddia sunuyor:
Şef Palmor, güney kulesinin 78. katında, yangına erişmişti ve yangını söndürmek için plan yaptı…Eğer 78. kat bizi inandırmak istediği gibi, kızmış bir cehennem kadar sıcak olsaydı; Şef Palmor, o kadar mesafeyi alamazdı ve kesinlikle söndürme imkanı olamazdı.
Ama hatırlarsanız da bir çok kişi yangından dolayı kendini aşağı atmıştı ve dahası da, kulelerin yangının olduğu kattan bükülüp, çöktüğünü görüyoruz:
( Videonun ismi: “WTC 2 collapse close up” . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=9SSS0DDqfm0&feature=related )
Tabi ikinci çöken kule de uçağın vurduğu ve yangının çoğunlukta yerden çökmeye başladı. Kaldı ki aşağıdaki görüntüde, saat 09:59′da güney kule çökerken, uçağın vurduğu ve yangının çoğunlukta olduğu yerden eğildiği görülüyor:

Saat 9:59'da kule çökerken
Şu video da, “uçağın vurduğu ve yangının çoğunlukta olduğu yerden eğilip, bükülme” olayını ayrıntılı bir biçimde açıklıyor:
(Videonun ismi: “9/11 Debunked: World Trade Center “Topple-Over” Scenario” .Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=V9Mhhvl7vWk )
Yangınla ilgili olarak Loose Change’in bahsettiği şey olan; “Şef Orio Palmor ve Yangın Olayı” şuradaki linkde, anlatılıyor.
Anladığımız kadarıyla yangın yeterince kızgınmış. Ancak, yine hepimiz biliyoruz ki binaların çökmesine neden sadece yangın değildi, her ne kadar yangın en önemli etken olsa da…
Peki, öyleyse kulelerin çökmesinin nedeni daha başka neler olabilir? :
1-Yaklaşık 100 tonluk bir uçağın, tam 750-800 km’lik bir hızla, kasıtlı olarak çarpıtılmasından dolayı binanın temelinin sarsılması.
2-Çarpma sonrası oluşan patlama ve bunun sonucunda da ortaya çıkan sarsıntı.(Binanın temelinin, uçağın çarpmasının yanında, patlamanın etkisi ile de sarsılması)

3- Uçaktan fırlayan büyük ve sert metal parçaların, binadaki destekçi yapılara zarar vermesi:

Bunlar, yangından sonraki en büyük ihtimaller gibi gözüküyor. Ancak, Loose Change’in düşündürücü olarak anlattığı bir olay daha var! Loose Change aynı zamanda şöyle bir iddia da sunuyor (en düşündürücü iddialarından biriydi) :
28 Temmuz 1945′te bir B-25 bombardıman uçağı, sisli bir havada, Empire State Binası’nın 79. katına çarptı. 14 kişi hayatını kaybetti, 1 milyon dolarlık hasar oluştu. Fakat bina şu zamana kadar dim dik ayakta kaldı.
Aynı bilgi Wikipedia’nın B-25 ile ilgili Türkçe ve Empire State binası ile ilgili İngilizce sayfalarında da paylaşılıyor.
Demek ki Loose Change burada doğru söylüyor. Ancak şunu da belirtmeliyim ki; kıyaslaması yeterince iyi değil.
Öncelikle B-25 uçağı çok eski bir uçak. İkiz Kulelere çarpan Boeing 767‘den misli misli ufak bir uçak. Aynı zamanda azami(en yüksek) hızı 500 km. Ama Boeing 767, kulelere yaklaşık 800 km hızla kasıtlı olarak çarpıtılmıştı.

B-25
Dahası B-25, iki adet pervaneli küçük Pratt & Whitneyy R-1830 tipi motora sahip, seyir hızı yaklaşık 289 km.( ki sisli bir havada buna yakın bir hızla ilerlediğine şüphe yok), yakıt haznesi 767′den 25 kat daha az ve ondan kıyaslanamayacak kadar küçük. (B-25′in Teknik özellikleri ile ilgili bilgileri, şuradaki Türkçe sayfadan bulabilirsiniz. )

B-25 uçağının kulelerin boyutu ile kıyaslandırılması.

Boeing-767'nin kulelerin boyutu ile kıyaslandırılması.
Görüldüğü gibi bu kıyaslama tamamen temelsiz.
Peki, Kulelerin niçin çöktüğüne dair, konunun uzmanlarınca, bilimsel bir çalışma yapılmış mıydı?
Bunun üzerine, isterseniz sizinle NTVMSNBC‘nin şuradaki haberinde bakın ne diyor? (bu haber bir çok form sayfasında da paylaşıldı) :
11 Eylül saldırısına 3 boyutlu simülasyon
Amerikan Purdue Üniversitesi, 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi’ne düzenlenen saldırıyı 3 boyutlu bir simülasyona aktardı. 2 yıl süren çalışma, kulelerin nasıl kısa sürede yıkıldığı sorusuna yanıt veriyor. Çalışmada Türk mühendislerin de imzası bulunuyor.INDIANAPOLIS – 11 Eylül’de yerle bir olan Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerinin kolayca yıkılmasının arkasındaki neden, Purdue Üniversitesi’nin araştırmasında ortaya çıkarılmaya çalışıldı.
Bunun için bir grup mühendis, 2 yıl süren projede saldırının ilk 3 boyutlu simülasyon görüntülerini hazırladı.
Aralarında Türk mühendislerin de yer aldığı ekibe göre, kulelerin bu kadar çabuk yıkılmasının nedeni, uçağın alev almasının ardından kulelerdeki yangına dayanıklı malzemenin zarar görmesi.
Ekibe göre yapısal kolonların, uçağın gövdesinden fırlayan metal parçalar ve sıcaklığın etkisiyle zayıflaması, kulelerin kendi ağırlığını taşıyamaz hale gelmesine yol açtı ve kuleler birkaç saat içinde çöktü.Çalışmanın sadece saldırının daha iyi anlaşılmasına değil, başka binalarda benzer felaketlere yönelik daha iyi önlemler alınmasına da yardımcı olması umut ediliyor.
Purdue Üniversitesi’nin konunun uzmanlarınca yaptığı çalışmayı içeren videonun tamamı da şu (ntvmsnbc.com’da da aynı video veriliyor. Ama oradaki videonun linki farklı.) :
( Videonun ismi: “Purdue Creates Scientifically Based Animation of 9/11 Attack” . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=3UvPWny_PBc )
Görüldüğü gibi konunun uzmanlarınca yapılan bilimsel çalışmalar da bizim vardığımız sonuca varıyor.
Kulelerin serbest düşme hareketinde geçen zamanla( 9,22 saniyeyle) çökmesi olayına gelelim! > Bu da doğru değil. Kuleler, 9,22 saniyeyle değil, çok daha fazla bir zamanla düştü. Loose Change, hemen hemen her iddiasında olduğu gibi, burada da birçok şeyi çarpıttı. Çoğu insan kulelerin yaklaşık 10 sn. ve tam hesaplandığında da 9,22 sn. ile çöktüğü kanısına kapıldı. Aşağıdaki video neyin ne olduğunu bize açık bir biçimde kanıtlıyor:
(Videonun ismi: “9/11 Debunked: World Trade Center – No Free-Fall Speed” . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=qLShZOvxVe4 )
İddia sahipleri, “kulelerin tamamının toz yığını halinde çöktüğünü ve düşen metallerin çok küçük halde düştüğünü” de iddia ediyolar. Ama aşağıdaki fotograf, bu iddianın da yanlış olduğunu ve dış cephenin, binanın üzerine çöken ağırlıkla birlikte, çok büyük parçalar halinde kırılarak, yarılarak düştüğünü söylüyor:

Ve son olarak da ilginç bir iddia olan şu da ortalıkta dolaşmıştı: “Kuleler yıkılmadan önce en alttaki kattan dumanlar yükseliyordu. Bunlar, alt katta yaşanan patlamalardan dolayıydı”. Hatta bu iddiayı desteklemek için Zeitgeist, alttaki dumanları gösteren bir fotograf yayınladı. (En alt katta patlamalar olduğu ve yükselen dumanların patlamalara ait olduğu iddia edildi. Zeitgeist’in gösterdiği fotograf düşündürücüydü ama fotografın tam bölümü gösterilmemişti)
Ancak, aşağıdaki video alttaki dumanların da patlamalardan kaynaklanmadığını açıklıyor ve alt katta patlama olmadığını kanıtlanıyor:
(Videonun ismi: 9/11 Debunked: WTC “Base Smoke” Identified . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=LTXFnAIP6A0&feature=related )
Tüm bunlar; o gün gelişen olaylar, sağ duyular, bilimsel çalışmalar, karşılaştırmalar, kıyaslamalar, videolar, fotograflar; kulelerin saldırı sonucu oluşan vakalardan dolayı çöktüğü gerçeğini gösteriyorlar. Akıl-mantık da bu durumun böyle olduğunu söylüyor. Sanırım, “kulelerin kontrollü çökertildiği” iddiasını çürütmek için de yeterince kanıtımız var.
WTC 7′nin Çöküşü
Dünya Ticaret Merkezi’nin 7 no.’lu binasının çöküşü de komplo teorisyenlerini malzeme olmuştu. Şüpheciler, İkiz Kuleler’de de olduğu gibi, WTC 7′nin de kontrollü çökertildiği iddia ettiler. Kimisine göre bu olay çözümlenememişti ve gizemliydi.
Ancak, WTC7′de o gün yangının çıktığını biliyoruz:

WTC 7'de çıkan yangının sadece bir bölümünü gösteren bir fotograf
İsterseniz, aşağıdaki videoda, WTC 7′de çıkan yangını ve oluşan zararı, bir de canlı olarak izleyelim:
( Videonun ismi: “WTC 7 fires and south side hole” Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=Afb7eUHr64U&feature=player_embedded )
Bu yangın ve hasar niçin oluşmuştu? Şundan:
Kuleler çökerken, onlarca fırlayan parçalar (metaller, betonlar vs.), WTC 7′deki birçok yeri tutuşturdu ve bir iç sebebiyet verdi. Ayrıca, binada hasarlar oluşturdu. Ve bunun sonucunda akşam 5:20′de bina 7 çöktü

WTC 7'nin bulunduğu yeri gösteren kuş bakışı bir çizim.
Peki, bu doğru olabilir miydi ? Böyle bir şey mümkün olabilir miydi ? İsterseniz aşağıdaki görüntüye bir bakalım:

WTC 7'nin hasar gördüğü an.
Görüntüde, WTC 7′nin etrafının, kulelerden sıçrayan parçalarla çevrildiği açıkca görülüyor. Ve dikkat ederseniz, kuleden saçılan yığınlar tam da yangının yoğunlukta olduğu bölgeleri vuruyor…

Kuleler çöktüğü zaman, hasar gören bölgeler. (Turuncu veya sarı ile gösterilen bölgeler, hasar gören yerler)
İsterseniz, sağlıklı bir kıyaslama yapmak için Landmark Kulesi’nin kontrollü çöküş anını hatırlayın. Yukarıda videoyu yayınlamıştım. O video tekrar izlemeniz de fayda var.
Landmark Kulesi’nin çöküşünü tekrar izledikten ve hatırladıktan sonra WTC7′nin çöküşünü net bir şekilde gösteren şu videoyu izleyelim:
Videonun ismi: “wtc 7 collapse”. Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=LD06SAf0p9A )
WTC7 çökerken, Landmark Kulesi’nin çöküşündeki olaylara benzer bir olay gördünüz mü? Çok seri ve şiddetli patlamalar, fışkırmalar, ışıklar, ateş vs. ? Bunlardan herhangi biri mevcut mu WTC7′de? WTC7′de kontrollü yıkımda yaşanan olaya benzer bir olay gözükmüyor.
Peki, WTC7 binası düştüğünde, toz haline mi dönüşmüştü? :

Şu videoda da WTC7′nin neden ve nasıl çöktüğü çok güzel bir şekilde açıklanıyor:
(Videonun ismi: “9/11 Debunked: WTC 7′s Collapse Explained” Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=_kSq663m0G8&feature=related )
Ve WTC7′nin çöküşünü incelediğim bu bölümde; yayınladığım resimlere, grafiklere ve videolara kaynak olan, şu sitede de WTC7′nin nasıl çöktüğü ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor.
WTC7 Çöküşü Üzerine Vardığımız Sonuç: Bu yapı da saldırılar sonucu oluşan vakalardan dolayı çöktü…
O Günkü Yolcu Listelerinde Niçin Arap veya Müslüman İsimleri Bulunmuyor ?
Evet, 11 Eylül’ün büyük komplocu kaynaklarca, en çok kullanılan iddialardan bir tanesi de şüphesiz “O günkü uçuş listelerinde hiçbir Arap ya da Müslüman ismi olmadığı” iddiasıdır.
Bakın Zeitgeist’in bir bölümünde konuşan bir kişi bakın ne diyor?:
Adı geçen korsanlardan 4 ya da 5 tanesinin uçaklarda olduğu söyledi. Eğer öyleyse isimleri uçuş listelerinde olmalıydı. Ama açıklanan uçuş listelerinde bu korsanlardan hiçbirisinin ismi bulunmadığı gibi, herhangi Arap ismi bile yoktu.
(…)
Bu 19 adamın çoğu halen yaşıyor…
Zeitgeist’i izlediyseniz, farketmişinizdir. Bunu ciddi ciddi yaşını başını almış bir adam anlatıyor. Bahsettiği 19 kişi şunlardı (uçaklara göre dağılım) :

Evet, isimleri açıklanan hava korsanları bunlar.
Kulelere yönelen uçaklardan,
American 11′dekiler; Muhammed Atta, Abdül Aziz al-Omari, Satam al-Squami, Walled al-Shehri (Velid el- Şehri), Wail al-Shehri.
United 175′tekiler; Mohand al-Shehri, Fayez Banihammad, Marwan al-Shehhi, Hamza al-Ghamdi, Ahmed al-Ghamdi.
Pentagon’a çarpan uçak olan American 77′dekiler; Hani Hanjour, Salem al-Hazmi, Majed Moqed, Khalid al Mindhar, Nawaf al-Hazmi
Pensilvan’ya düşen uçak olan United 93′tekiler; Ziad Jarrah, Ahmed al-Nami, Saeed al-Ghamdi, Ahmed Haznawi.
Komplocu kaynaklar, bunların o gün uçaklarda bulunmadığını ve bir çoğunun halen yaşadığını iddia ediyorlar. Ama bu iddialarını kanıtlayacak olan; ses kaydı, video görüntüsü, çekilmiş fotograf, alınan röpartaj vb. şeylerden hiçbir tanesini ortaya koymuyorlar. Sadece; “Şu, şu gün şurda görüldü. Bu bugün burda görüldü, O şuradaki iş yerinde çalışılıyor” gibi iddiaları sunuyorlar. Aynı zamanda; “terörist olduğu iddia edilen kişilerden biri, şöyle demeç verdi” gibi bir iddia sunuyorlar.
Ancak, o günkü uçuş listelerinde, adı geçen korsanların isimleri yer alıyor:


American 11 Uçuş Listesi



Ama komplocu kaynakların iddiları biter mi hiç? Komplo teorisyenleri buna da bir çözüm buldular: “Uçuş Listesi Sahte!”
Bakın, Zeitgeist’e göre o günkü hava korsanlarından Abdül Aziz al-Omari, 23 Eylül 2001′de ne demiş? :
FBI, beni listesine koyduğunda gözlerime inanamadım. Adımı vermişler, doğum tarihimi vermişler ama ben bir intihar bombacısı değilim. Burdayım, yaşıyorum ve uçak nasıl uçulur bir fikrim yok.
Pardon ama Zeitgeist’in buna sunduğu hiçbir kanıt yok. Ne ses kaydı, ne video, yapılan röportaj; hiçbiri…!
Ama benim o gün Abdül Aziz al-Omari’nin, olayların lideri Muhammed Atta’nın havaalanına geldiğine dair kanıtım var:
![Atta-Uni[1] Atta-Uni[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/atta-uni1.jpg?w=500)
![Atta_in_airport[1] Atta_in_airport[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/atta_in_airport1.jpg?w=500)
Birinci görüntü, Muhammed Atta’nın daha genç halini gösteren bir fotograf. İkinci görüntü ise havaalanının güvenlik kamerasına yansıyan görüntü. Muhammed Atta(mavi giysili) ve Abdül Aziz al-Omari(sarı giysili) görülüyor. Resimlerin kaynağı şurası.
Muhammed Atta ve Abdül Aziz al-Omari, 11 Eylül’den iki-üç gün önce de beraberce, bir güvelik kamerası tarafından görüntülenmişler:
![Atta_atm[1] Atta_atm[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/atta_atm1.jpg?w=500&h=359)
Tabi, benim elimde diğerlerinden bir çoğunun da o gün havaalanına geldiklerini gösteren görüntüler var. Örneğin; Hani Hanjour’un görüntüleri:
![HHanjour0[1] Hani Hanjour](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/hhanjour01.jpg?w=500)
Hani Hanjour

Aynı zamanda, Khalid al-Mihdhar’ın da havaalanına geldiğini kanıtlayan görüntüler var:
![KAlmihdhar[1] KAlmihdhar[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/kalmihdhar1.jpg?w=500)

Şurada, sayfanın altında açık bir biçimde Hani Hanjour’un, Majed Maqed’in, Salem ve Navaf Al Hazmi kardeşlerin ve Khalid al-Mihdhar’ın havaalanına gelişlerini ve güvenlik kontrolünden geçtiklerini gösteren üç tane video var.(Bunlar bir tablonun içinde bulunuyor)
Bulduğum görüntüler arasında, Pensilvanya’ya düşen uçağın hava korsanlarından Ziad Jarrah’ın, pilot olduğunu kanıtlayacak görüntüler bile var:
![ZJarrah[1] ZJarrah[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/zjarrah1.jpg?w=500)
![Jarrah-2000-Flying-Florida[1] Jarrah-2000-Flying-Florida[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/jarrah-2000-flying-florida1.jpg?w=500)
Ve uçağın pilotu olan, yani kokpitte(en önde) oturan Ziad Jarrah’ın, uçağın enkazı arasında, çoğu yeri kömürleşmiş halde bulunan pasaportu bile ele geçirildi:

(Fotografın kaynağı Wikipedia’nın şu sayfasında)
Bazılarının öncelerde beraber olduklarını gösteren veya diğer arkadaşlarının bir takım vaazlar verdiğini kanıtlayan görüntüler de var. Örneğin, 11 Eylül’den bir kaç ay önce Hani Hanjour ve Majed Moqed beraberce, bir güvenlik kamerasına yakalanmışlar:
![HanjiMajedATM[1] HanjiMajedATM[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/hanjimajedatm1.jpg?w=500)
Dahası, eski bir görüntüde kulelere çarpan ikinci uçağın korsanlarından, Marvan al- Shehri’nin, İslamcılara verdiği vaazlar var:
![MAlshehhi[1] MAlshehhi[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/malshehhi1.jpg?w=500)
![Marwan_al-Shehhi_at_Wedding[1] Marwan_al-Shehhi_at_Wedding[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/09/marwan_al-shehhi_at_wedding1.jpg?w=500)
Şu linktekiler de hava korsanları ile ilgili ortaya atılan önemli iddiaları cevaplandırıyorlar.
Sanırım hava korsanları ile ilgili iddiaları da çürütmeye yetecek kadar argümanımız var…
Uçaklar Bomba Yüklüydü!
11 Eylül Saldırıları’nın komplo teorisyenleri, pek de etkili olmayan, ancak, diğer komplo teorilerinin kabul görmesi halinde etkili olabilecek bir iddia sunuyorlar; “Uçaklar gerçek değildi ve bomba yüklülerdi!”
Aslında yukarıda, Loose Change’in Part-1 videosunu işlerken, “uçakların gerçekliği” tezini tartışmıştık ve kulelere çarpan uçakların, “birer ticari uçak olduğu” sonucuna varmıştık.

Ama olsun. Komplo teorilerini, hiçbir şekilde şüpheye yer bırakmayıncaya kadar çürütmeye kararlıyım. Öncelikle aşağıdaki (Loose Change’den alıntı olan!) videoyu izleyelim:
( Videonun ismi: “Missile Hit Twin Towers” . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=lOWEOTcNsIs&feature=related )
Tahmin ettiniz! Bu Loose Change’den alıntı!
Evet, Loose Change, oraya çarpan uçakların ticari uçaklar olmadıklarını bile iddia etmişti. Bunlar, bizim de internet sitelerine de yansımıştı. Uçakların bomba veya füze yüklü oldukları, askeri uçak oldukları, yanlarında camların ve havayollarına ait logoların bulunmadığı, kargo uçakları oldukları gibi teoriler uydurulmuştu.
Videoya geçelim; video, uçakların füze gibi kullanıldıklarını, ortasında patlayıcı bir bir cisim olduğunu iddia ediyor. Bu tezini kanıtlamak için de uçakların kulelere girerken ateş çıkardıklarını ve altında parlama, ışık olduğunu gösteriyor.
Önce, “uçakların ticari uçaklar olmadıkları ve altlarınındaki füze, bomba yahut herhangi bir patlayıcı cisim bulunuyordu” teorisini işleyelim:

Görüntülere bakınca, gerçekten de uçakların altında bir cisim varmış gibi gözüküyor ve hakikatten de bunlar bombalara, füzelere benziyor. Ancak, bu bir göz yanılması olamaz mı?
Yazının üst kısmında, bu konuyu incelemiştik hatırlarsanız. Vardığımız sonuç da uçağın logolarının, camlarının bulunduğuydu ve ticari uçaklar olduklarıydı. Sanırım, bir videodan aldığım şu görüntüler bomba diye hitap edilen yerlerin, “aslında birer göz yanılması olduğu” tezini doğruluyor:

Görünldüğü gibi bomba diye gösterilen yerler, aslında uçağın kanatlarının, gövdesiyle birleştiği yer.
Uçakların logolarının bulunmadığı teorisi ise, United Havayolları’na ait uçakların koyumsu gri renginde olması. Belirttiğim gibi, bu konuyu zaten işlemiştik yazının başında ama, tamamen şüpheye yer kalmaması gerekiyor.

Uçağın altında bomba yok ve kuyruktaki logolara dikkat!

Uçakların altında herhangi bir bomba veya başka bir cisim yok! Ayrıca, dikkatli bakarsanız United Havayolları'na ait oldukları belli.
Anlaşıldığı üzere, bu bir göz yanılması. Fakat bir sorun daha var!: “Niçin uçaklar kulelere çarptığında altın parlama oluşuyor ve ateş çıkıyor?”
Benim, birinci uçak hakkındaki fikrim, Güneş ışığının uçağa yansıması. İkinci uçaktaki fikrim ise, sürtünmeden dolayı. Malum, uçaklar kulelere yaklaşık 800 km.’lik bir hızla çarpıyor ve bunun sonucunda da uçakların kulelere deydiğinde ateş çıkarması son derece doğal. Zaten konuyla ilgili videonun, 02:54-03:18 zaman aralığına dikkat ederseniz, bomba veya füze diye hitap edilen bölgeye varmadan ateş çıkıyor.
Zaten, benim bütün bunları anlatmama hiç gerek bile yoktu. Aşağıdaki, “bir videodan aldığım görüntü” diye hitap ettiğim görüntünün kaynağı olan şu video neyin ne olduğunu bize açık bir biçimde kanıtlıyor:
( Videonun ismi: “9/11 Debunked: World Trade Center “Plane Missiles” Explained” . Videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=5j_c1tPMiG0 )
Hava Korsanlarının Pasaportları
Geldik en esrarengiz konuya. Komplo teorisyenlerinin “gülerek yaklaştıkları” bir olaydır bu: “Hava korsanlarının pasaportlarının aşağı uçması”
Bakın, Loose Change bu konu hakkında ne diyor? :
11 Eylül Araştırma Komisyonu, “American 11 ve United 175 uçaklarının ait karakutular bulunamadı” diyor. Ama FBI patlama anında Satam el-Squami’nin cebinden uçup gitmeyi beceren ve Manhattan caddelerine düşen pasaportu sağlam bir halde bulduğunu iddia ediyor. Yani, en esnek maddelerden oluşan 4 değişik kara kutu imha oldu. Ama kağıt olarak bilinen narin bir maddeden yapılmış bir pasaport kurtulmayı başardı.(!)
Bu şeyler kim yazıyor yahu?
![]()
Evet. Loose Change aynen böyle konuşuyor. “Bu şeyleri kim yazıyor yahu” öyle mi?
Neyse devam edelim. Bakın Loose Change’in bu konuyu işlerken verdiği videoyu gösteren, Zeitgeist bakın bu konu hakkında ne diyor? (Yine o yaşını başını almış adam anlatıyor bunu > David Ray Griffin ) :
Ayrıca bazı deliller kasıtlı koyuldu. 11 sayılı sefer pasaportunun, yıkıntılar arasında bulunduğu iddia edildi.
Ve bundan sonra da araya bir konuşma giriyor ve şöyle diyor:
…alevler arasından geçti, uçağın tam yanından ve sonra yere düştü.
Zeitgeist’in olaya yaklaşımı böyle. Ama önemli birşey daha; bu yazıya yapılan yorumlardan bir tanesinde de(ilk yorum) bu olay argüman olarak sunuldu. Aşağıda yorumlar kısmında görebileceğiniz “Zeynel” isimli yorumcu, 6 Eylül 2009 tarihinde bakın neler demiş:
Yanlış hatırlamıyorsam pilotlardan biri Kuran-ı Kerim’ini ve uçak kullanma el kitabını bir takside bırakmıştı.(Sanki uçak değilde kamera kullanıyor.Son bir kez bakayım şu kitaba uçak nasıl indiriliyordu!..Dindar bir insan Kuran-ı Kerim’ini takside bırakacak!..)(pilot Türk olsa idi iki kitabıda bırakmazdı.Bedafa mı sandın para vidim aldım tiridine ….)
Uçak binalara çarpıyor,çarpmanın etkisiyle büyük bir alev topu beliriyor , binanın diğer tarafından parçalar yere dökülüyor ve binalar göçüyor.Oda ne! itfayeciler enkaz araştırmalarında pilotun cüzdanını buluyorlar.Oh my GOD !
Kaynak çokda güvenilir değil ; malesef benim hafızam.(Acaba yanlış mı hatırlıyorum?)Eğer doğru hatırlıyorsam pilotun kullandığı marka cüzdandan almak isterim.Yanmaz,(binlerce derecede bile) yapışmaz, yırtılmaz cüzdan.
Tabi, o söylediği şeye, “cüzdan” değil de, “pasaport” kelimesini kullansaydı daha iyi olurmuş ama pek takılmayalım buna, devam edelim. Bakın ben, bu yorumdan sonra Sevgili Zeynel isimli yorumcuya bakın neler demişim? :
11 Eylül’ü daha işleyeceğim. O zamanlar teröristlerin havaalanına geliş görüntüleri bile var.
Ondan sonra bana şunları demiş:
Şu cüzdanın fırlaması, Kuran-ı Kerim’in takside bırakılması,uçak kullanma kılavuzunun takside bırakılması gibi olaylar biraz garip değil mi?
Şu cüzdanı bulunan teröristin hikayesini anlatayım(uydurayım).X isimli terörist Amerikada bir iki kule indirince Müslümanlığın zafer kazanacağına inandırıldı (kimler neden inandırdılar)Amerikan ajanı taksici bu X’i havaalanına götürür.(aman geç kalmasın) Bu arada onun cüzdanınıda çarpmayı ihmal etmez.Aynı zamanda Kuran-ı Kerim ve uçak kullanma el kitabı da taksidedir.Terörist cüzdanın çarptıklarını farkeder. Alışveriş merkezine gidiyorum fakat alışveriş için değil der ve bunu önemsemez.X teröristin görevi bittikten sonra(uçağın benzini heba olduktan sonra) kanıtlar ortaya çıkar.Kuran ,cüzdan ,ses ,görüntü,evet onlar şüphe yok. Haydin Afganistana önceden planladığımız gibi.Bu cüzdan meselesinde sizden daha iyi senaryo bekliyorum.
Vay, vay. Sevgili Zeynel isimli yorumcu yorumcunun anlattıklarına bakın hele! Ajan olan taksici teröristi götürmüşmüş, bu sırada cüzdanını çarpmışmış(tabi bulunan pasapotuydu, pasaport kontrolü olmadan havaalanına mı alındı teröristler? Yabancı uyruklu teröristler ?), sonra cüzdanının çalındığını farkedermiş bu terörist, farkettikten sonra alışveriş merkezine gidermiş, “ama alışveriş için değil” dermiş.
Hayatımda hiç bu kadar çok gülmemiştim. Siz FBI’a başvursanız iyi olur, Sevgili Zeynel Hanım/Bey. Baksanıza; ben burada o kadar çok araştırma yapıyorum, somut bilgiler bulmaya çalışıyorum, olayları kafamda canlandırıyorum, mantıklı konuşmaya, kaynaklı konuşmaya çalışıyorum ama Sevgili Zeynel Hanım/Bey, kendisinin sağdan soldan duyup, tam öğrenmediği bir bilgiyle, neredeyse tüm olayları deşifre edebiliyor.
Benim böyle bir yeteğim yok ama kendisinin var. O yüzden kendisinin, ajan olması da tam isabet olur.
Arkadaşlar, bizim toplumumuzun geri kalmasının en büyük nedeni, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak”tır. Bir şeyi tam araştırıp, öğrenmeniz gerekli tam olarak konuşmamız, tartışmamız için. Hatta Zeynel hanımın/beyin şu sözlerine bakın( benim şu sözlerim üzerine dedi bunu: “Ben kimseye iftira atamam sevgili Zeynel, sağlam kanıtlar olmadan yorum yapamam” ). :
Cüzdan komedisine cevap veremediniz,Türkiye haritasına cevap veremediniz,ölen Iraklı ve Amerikalıların oranına cevap veremediniz kelime oyunlarına mı başladınız İFTİRA atmayan sayın Kanı.
Halbuki ben kendisine iki yorumda da ısrarla şunları demiştim:
11 Eylül’ü daha işleyeceğim. O zamanlar teröristlerin havaalanına geliş görüntüleri bile var.
(…)
Daha önce size 11 Eylül’ü uzun süre işleyeceğim dedim. Hatta yazımda da geçiyor. Bu aralar işerim yoğun, biraz sabredin.
Bu yazımı daha tam bitmeden önce okuyanlar da biliyor bunu. Yazım daha tam bitmediğinde altına hep şu sözleri koymuştum: “İşlerim çok yoğun olduğundan iddiaların diğerlerini boş olduğum zamanlarda inceleyeceğim. İmla hatalarını da uygun bir zamanda düzelteceğim.Bunun için şimdiden özür dilerim.”
Ama her defasında, Zeynel Hanımın/Beyin, yorum yazıp, cevap beklediğini gördük. Diğer iddialarına cevap verdiğimi yorumlar kısmında görebilirsiniz. Pasaport olayına da, ısrarı üzerine kısmen cevap verdim. Ama asıl cevabı Loose Change, Zeitgeist ile birlikte yazımda verecektim. Bana şunu da dedi:
Bu cüzdan meselesinde sizden daha iyi senaryo bekliyorum.
Eh. Madem böyle demiş, biz de cevap verelim bari.
Aşağıdaki görüntüleri inceleyelim(Ben kendi kafamdan senaryo uydurmam, gerçekçi bilgileri tartışırım. Ayrıca bulunan pasaporttu) :

Yangın sırasında kuleden uçuşan kağıt parçaları
Yukarıdaki görüntü, yangın sırasında binadan uçuşan kağıtları gösteriyor. Bu şu demek oluyor: “Pasaport dumanın etkisiyle uçmuş olabilir, yanmadan son anda kurtulmuş olabilir”
Ama patlama anında da uçmuş olabilir. Sonuçta olay ilginç(veya mucizevi) gibi gözküyor. Fotograflara göz gezdirmeye devam edelim:

Yanmaktan son andan kurtulan sayfalar






(Daha fazla fotografa ulaşmak için tıklayınız.)
Görüldüğü gibi kağıtlar, yangının arasından süzülüp uçabiliyormuş. Ama, iyi senaryolar bekleniyor bizden. Bizim de bu isteği geri çevirmemiz yanlış olur. Bu yüzden de CBSNEWS’in şuradaki haberine de göz atıp, alıntı yapmakta fayda var. Ne diyor bu sitede? :
500′den fazla insan kemiği parçaları Deutsche Bank binasında bulunmuştur!
Şu ana kadar ki işlediğimiz konulardan ve gösterdiğimiz görüntülerden sonra, “pasaport olayı”nın, bizde kuşku uyandırmak yerine, bizim kuşkularımızı gidermesi lazım. Şüphelerimizi yok etmesi lazım.
Öte yandan şunları da demişti sevgili Zeynel:
Yanlış hatırlamıyorsam pilotlardan biri Kuran-ı Kerim’ini ve uçak kullanma el kitabını bir takside bırakmıştı.(Sanki uçak değilde kamera kullanıyor.Son bir kez bakayım şu kitaba uçak nasıl indiriliyordu!..Dindar bir insan Kuran-ı Kerim’ini takside bırakacak!..)(pilot Türk olsa idi iki kitabıda bırakmazdı.Bedafa mı sandın para vidim aldım tiridine ….)
Kuran-ı Kerim’in takside bırakılması,uçak kullanma kılavuzunun takside bırakılması gibi olaylar biraz garip değil mi?
Zeynel’in ve komplo teorisyenlerinin bilgi eksikliğine bir yenisi daha eklendi. Çok Kapsamlı, benim çok beğendim ve herkese özellikle tavsiye ettiğim bir site olan kimkimdir.com’un şu sayfasında, Muhammed Atta ile ilgili gerekli bilgiler mevcut. Oradaki bilgilerin bir kısmının bile kopyalanması yasak olduğundan alıntı yapmıyorum. Siteye uğrarsanız bu olayla ilgili ayrıntıyı bulabilirsiniz.
Görüldüğü gibi bu argüman da bizim işimize yarıyor. Komplo teorisyenlerine değil!
FEMA’nın Hazırladığı 1997 Terörizm Raporu ve Teröre Karşı Sigorta

11 Eylül’ün komplo teorisyenleri, insanlarda kuşku uyandırmak için FEMA(Federal Acil Durum Yönetim Ajansı)’nın Ağustos 1997′de hazırladığı terörizm raporunun kapağında bulunan bu görüntüyü argüman olarak sunuyorlar. Örneğin Loose Change, film başlarken insanlar kuşku uyandırmak için şöyle bir şey söylüyor (aynı kozu Zeitgeist de kullanıyor) :
FEMA’nın 1997′de hazırladığı rapor, Dünya Ticaret Merkezi’ni hedef olarak gösteriyordu
Eğer Loose Change’in sunduğu şekliyle olaya bakacak olursak, hakikatten de insanda büyük bit kuşku uyandıracak birşey bu. Ama Loose Change ve Zeitgeist, her zaman ki yaptıklarını, burada da uyguluyorlar. Loose Change’in ve Zeitgeist yalan söylediklerini, olayları çarpıttıklarını, olayları üstü kapalı olarak anlattıklarını ve olayların önünü arkasını anlatmadıklarını biliyoruz. İşte burada başvurdukları yol ise şu: “Olayları üstü kapalı olarak anlatmak ve olayların önünü-arkasını anlatmamak”
İddia sahipleri burada, “sanki saldırılar önceden biliniyormuş” gibi hava yaratıyorlar. Halbuki, Dünya Ticaret Merkezi 1993 yılının Şubat ayında da bombalanmıştı. O zaman da, Dünya Ticaret Merkezi’nin parkında bomba ve patlamaya destekçi malzemelerle yüklü araç infilak ettirilmişti. Bu eylem, İslami teröristlerce planlanmış ve gerçekleştirilmişti. (Baş mimarı: İng. Ramzi Yousef, Tür. Remzi Yusuf adlı kişi).
Neyse ki, planlamada hata olması, Dünya Ticaret Merkezi kulesini çökmekten son anda kurtardı. Fakat her ne kadar tam başarı sağlanamasa da, olayda 6 kişi ölmüş, 1040′ı aşkın kişi yaralanmış ve büyük maddi hasar oluşmuştu.
1993 yılında Dünya Ticaret Merkezi Bombalama Olayı’nı şuradan çok ayrıntılı bir şekilde öğrenebilirsiniz:
http://en.wikipedia.org/wiki/1993_World_Trade_Center_bombing
İşte FEMA’nın hazırladığı terörizm raporunun kapağında böyle bir çizim bulunması bu yüzdendi. 1993 tarihinden beri, DTM terör hedefleri arasında ilk sırada gösteriliyordu. Bunun ilgili tatbikatlar bile yapılıyordu.
Ancak, hiçbir kimse 11 Eylül sabahı 4 tane uçağın kaçırılıp da İkiz Kulelere, Pentagon’a ve Beyaz Saray’a saldırılacağını tahmin edemezdi. Olayların öncesinde “yoğun tehdit sinyalleri” alınsa da, böyle bir olay, o zaman için hiç kimsenin aklının ucundan bile geçmezdi.
Öte yandan Loose Change şöyle bir iddia da sunuyor:
Larry Silverstein, İkiz Kuleleri 99 yıllığına 3.2 Milyar dolara kiraladı, 3.5 milyar dolara sigortalattı ve bu sigortanın kapsamında terör saldırısı da vardı.
Bu bağlamda sigortanın içinde “terör saldırısı” maddesinin bulunmaması anormal olur. Şöyle düşünün; sizin eviniz belli bir nedenden dolayı hasar görse, evinizi sigortalattığınız zaman evinize “hasar veren nedeni”, bir daha böyle birşey olma ihtimaline karşılık sigortaya ekletmez misiniz?
L. Silverstein da böyle düşünmüş olmalı: 1993′te kule bombalandı. Buna benzer bir olayın, tekrardan yaşanma ihtimaline karşılık 3.5 milyar dolarlık sigorta kapsamının içine, “terör saldırısı” maddesi de ekletildi. (Olay son derece normal ve çok mantıklı)
11 Eylül’ün Şifresi Çözüldü: Q33 NY
Bilmiyorum. Belki bu şifreden haberiniz vardır. Zira youtube’a, facebook’a, google’a, ya da herhangi bir arama motoruna “Q33 NY” şifresini yazdığınızda karşınıza mutlaka ve mutlaka ne olduğu çıkar. Q33 NY neymiş biliyor musunuz? : O gün kaçırılan 4 uçaktan birinin uçuş kodu!
“Ne var ki bunda, bu kadar şaşılacak ?” diyebilirsiniz. Ama bu gerçekten de komplo teorisyenleri için iyi bir malzeme. Olay şu ki, herhangi bir Microsoft Office araçlarından herhangi birine, büyük harflerle Q33 NY yazıp, 3 tarzı olan Windings yazı tipinden doğrusuna çevirdiğinizde karşınıza çıkan sonuç inanılmaz!:

Sonuç gerçekten de inanılmaz değil mi? Ama bir sorun var; “Bu o gün kaçırılan uçakların uçuş kodu veya kayıt numarası değil!”
Loose Change bu konuya hiç değinmedi. Çünkü, bu iddiaya değinseydi şu iddiası geçersiz olurdu: “O zaman ki uçakların kayıt numaraları gözükmüyor. Demek ki uçakların kaydı yok, dolayısıyla da 11 Eylül günü böyle bir uçuş yok. O zaman bunlar ticari uçaklar değil!”
Öncelikle yazımda defalarca bahsettim uçuş kodlarından. Uçuş kodları sırasıyla: American 11 yani; AA11, United 175 yani; UA175, American 77 yani; AA77, United 93 yani; UA93.
Böyle bir uçuş kodu yok görüldüğü gibi. Ama kayıt olduğunu da iddia edenler var. Ama biz biliyoruz ki, Amerika’da uçakların uçuş kodları istisnasız bir şekilde “N” harfi ile başlar ve 6 karakterlidir.Aynı zamanda sonu ait oldukları hava yollarının harflerini içerir(United Airlines’a UA, American Airlines’a AA denmesi gibi). Dolayısıyla argüman otomatikman geçersiz oluyor. Ama olsun biz yine uçağın kayıt numaralarını yazalım (Bu arada Loose Change’in iddiasını çürütmüş oluyoruz) :
(Üzerlerine uçuş kodlarının(örn. AA11) üzerine tıklayarak, ilgili uçağın Wikipedia’daki İngilizce sayfasına ulaşabilir, kayıt numaralarını(örn. N591UA) kontrol edebilirsiniz )
AA11 uçağı kayıt kodu: N334AA
UA175 uçağı kayıt kodu: N612UA
AA77 uçağı kayıt kodu: N644AA
UA93 uçağı kayıt kodu: N591UA
Gerçi, daha da ilginç olaylar çıkmıyor değil.(Bir de Q33 NU, Q33 NV ve Q33 NZ kodlarını deneyin) :



Yahudiler, İşlerine Gitmediler
Eveeett… Geldik 11 Eylül’ün gelişmemiş ülkelerin halkları arasında en çok kabul gören ama düşünüldüğünde en temelsiz olan komplo teorisine: “11 Eylül Saldırıları’nı önceden bilen 4000 Yahudi o gün, Dünya Ticaret Merkezi’ndeki işlerine gitmediler. Dolayısıyla o gün ölen bir Yahudi bile olmadı”
Aslında düşünüldüğünde bile yanlış olan bu iddia kabul görmüştü çoktan. Yani, “o 4000 kişinin ve ailelerinin bu saldırıları bildikleri fakat başka kimsenin bilmedikleri” olayının mümkanatı olabileceğini düşünebiliyorlardı.
Ama bunun bir kaynağı vardı. Bunun kaynağını da “Antoine Vitkine” adlı yazarın Yeni Şarlatan kitabı çözüyordu. Ben bir kişinin yazısındaki tavsiyesiyle aldım bu kitabı. Ama içinde Loose Change dışında her türlü komplo teorisi tartışılıyordu. Şimdi o 4000 Yahudi olayını Antoine Vitkine’nden dinleyim:
“işe gitmediler”11 Eylül 2001, sabah 09:20, Beyrut. Dünya Ticaret Merkezi’nin kulelerinden hala dumanlar yükselirken, bir Lübnan televizyonu; El-Manar TV, saldırıarın Japon Kızıl Ordusu tarafından üstlenildiğini duyuruyordu. Amaç; 56 yıl önceki Hiroşima ve Nagasaki saldırılarının öcünü almak.
13 Eylül, Ürdün’de yayımlanan El-Düstür gazetesinin attığı başlık: “Olanlar, Amerkan Yahudi Siyonizminin ve dünyayı medya organları vasıtasıyla ekonomik ve siyasal anlamda denetim altında tutan siyonistlerin işidir”
New York ve Washington’daki saldırıları izleyen 3 gün içerisinde, FBI, Muhammed Atta liderliğinde saldırıları gerçekleştiren 19 kişinin kimliklerini belirledi ve açıkladı. Hepsi El-Kaide üyesiydiler.
17 Eylül 2001′de, Hizbullah’ın Libyalı televizyon kanalı, haber programını, “diplomatik Arap kaynaklar”dan edinilen bilgiye dayanarak, Ürdünlü El-Vatan gazetesinden aldığı uydurma bir haber ile açıklıyordu: Mossad tarafınfan İsrail ajanlarının yöneteceği bir saldırı ile ilgili olarak uyarılan 400 Yahudi, Dünya Ticaret Merkezi’ndeki işlerine gitmemişlerdi
Takip eden günlerde, Londra’da, Kahire’de, Tahran’da, Şam’da, Riyad’da, onlarca Arap veya Müslüman gazetesi işe 400 Yahudi’nin gitmediği olayını haber veriyorlardı.
19 Eylül 2001′de, Katar’dan yayın yapan, 4 milyon izleyici potansiyeline sahip El-Cezire televizyonunda, canlı yayında, tanınmış sunucu Faysal el-Kasım kesin bir dille “Dünya Ticaret Merkezi’den çalışan 4000 Yahudi’den hiçbirinin 11 Eylül günü işe gitmediğini” bildiriyordu. Birkaç hafta sonra üstleri tarafından görevinden alındı.
21 Eylül, Rus Pravda gazetesi, El-Manar’ın “ortaya çıkardıklarını” kelimesin kelimesine aynen alarak, İrina Malenko imzasıyla yayınlıyordu.
5 Ekim, Müslüman Vatikan’ın saygıdeğer şeyhi Muhammed Gamei’ye, Al Azhar Üniversitesi, Mısırlı bir internet sitesi tarafından yayınlanan, uzun bir röportaj veriyor ve İsrail komplo teorisini savunuyordu. Medyadaki etkili Amerikalı Yahudilerin haberlerin filtreden geçirilmesini sağladığını açıklıyordu.
8 Kasım 2003, Paris, Front National’ın (Milli Cephe) bir mitingi sırasında, Lepen yanlısı genç bir militan bana, 11 Eylül Saldırılarının arkasında Mossad’ın olduğunu, çünkü kulelerde çalışan 4000 Yahudi’nin işe gitmediğini anlatıyordu.
23 Nisan 2004, Kahire, Al-Cumhuriya gazetesinin müdür Abd El Wahhad Adas, aynen şöyle yazıyordu: “Dünya Tivaret MErkezi’denki görev yapan 4000 Amerikan kökenli Yahudi Mossad’dan işe gitmemeleri emrini aldı” Tek bir gün geçmiyor ki, bir Arap gazetesi olayla ilgili bir yalan ortaya atmasın.
Yine bu 2004 yılı içerisinde, Toulouse’un bir semtindeki gençler, sosyolog Didier Lapeyronnie’ye 11 Eylül saldırılarının araksında Yahudilerin olduğunu açıklıyorlardı.
2004 ilkbaharında, Martine Saada ile görüştüm. Paris’in banliyösünde oturan bu kadın, 11 Eylül’den beri 26 yaşındaki oğlu Thirerry için gözyaşı döküyordu. New York saldırılarında hayatını kaybeden 300 ila 400 Yahudi veya Tahudi asllı kurbandan birisiydi o da. Therry Saada, eşi hamile olan bu yeni evli genç, Dünya Ticaret MErkezi’nde bir bankada çalışmaya yeni başlamıştı.
(…)
4000 sayısı tamamen uydurma. Daha önce Dünya Ticaret MErkezi’ndeki Yahudileri kayıt altına almaya kalkışan, neye ki kimse olmadığı için hiç kimse kaç tane Yahudi olduğunu kesinkes söyleyemez. Kulelerde kaç atnesinin öldüğünü bilmek için, kurbanların isimlerinde Yahudi ismini çağrıştıran isimleri bulup hesap etmemiz gerekiyor. Sayıları pek çok, 300 ila 400 arasında: Adler, Berger, Bernstein, Cohen, Eichler, Eisenberg vb. Kimilerinin çılgınca fikirleri ,felaketin bir tutanağı olarak bu listelerin düzenlenmesini zorunlu kılıyor.
Peki o zaman niçin kesin bir sayı? İpucunu İsrailli bi diplomatın vermiş olduğu röportajda buluyoruz. Bu diplomat, o sabah, yakınlarını, Manhattan’dan çalışan ya da yaşayan İsraillileri merak eden 4000 İsrailliden telefon aldıklarını bildiriyordu. Bu açıklama nasıl bir değişim geçirdi de Al-Manar’ın bildiğimiz teorisine dönüştü? Aptallık, dogmatizm ve paranoyaya maruz kaldığında hayal gücünün sırlarına akıl erdilemiyor.
Kuşkusuz, Libya kanalının hbercileri de pek meslek ahlkaına uymayan bir durum görmüyorlardı bunda…
Yeni Şarlatanlar, Sayfa 142-143
Gerçi bu konuyu Şüpheci Melek de islemişti şu yazısında. Bu yüzden fazla lafa söze gerek duymuyorum…
Bin Ladin CIA Ajanı
11 Eylül’ün en düşük ihtimalli komplo teorisi olan, ancak, komplo teorisyenlerinin olayları kendi lehine çevirmek için iddialarını sunarken her defasında eklemeyi unutmadıkları teori: “Usame Bin Ladin CIA Ajanı ya da daha yumuşak versiyonuyla Amerika için hizmet eden biri.”
Öncelikle bunu kabul edenler, genellikle; olayları tam araştırmamış, yeterince tarih bilgisi olmayan veya İslam dininin yapısını tam kavrayamayan kişilerden oluşuyor. Çünkü, komplo teorilerini bile araştırsa bu iddianın yanlış olduğunu bulabilir. Ancak, diğer komplo teorilerinin çürütülmesi halinde bu iddia kabul görebilir. Fakat yeterince tarih bilgisi olan ve aynı zamanda İslam’ın yapısını anlamış biri, bu iddianın doğru ihitmalinin düşük olduğunu ve hatta böyle bir ihtimalin bulunmadığını rahatlıkla görebilir.
Zira Loose Change bile bu iddiayı sunmuyor. Çünkü, böyle bir iddianın hiçbir tutanağı yok.Loose Change, bununla kalmayıp, filmin sonunda şunları söylüyor:
Amerika’ya saldırıldı El-Kaide korsanları tarafından değil, Usame Bin Ladin tarafından da değil! Bu, ülkenin boğazını sıkmayı sürdürmek için hiçbirşeyden çekinmeyen ve herşeyi yapmaya hazır olan zalim bir grup tarafından saldırıldı.
Ama gördüğümüze göre El-Kaide korsanlarının havaalanına geliş görüntüleri bile var. Dahası Loose Change öncesi “Usame Bin Ladin’in video bandı”ndaki kişinin gerçek Usame olmadığını iddia ediyor. Bu iddiasını desteklemek için de şunları öne sürüyor:
FBI’ın web sitesine göre Bin Ladin solaktır. Ama görüntülerde sağ eliyle not alıyor. (Elindeki) altın yüzükten bahsetmeye gerek bile yok, çünkü İslam kurallarına göre altın takmak yasaktır. FBI açılamasında asla bundan bahsedilmedi.
“Altın takmak İslam’da yasaktır” diye argüman sunan Loose Change, “İslam’da sol elinin kullanmanın da hoş görülmediği” gerçeğini gözden kaçırıyor. Ayrıca video bandını izlediyseniz, oradan yüzüğün altın olduğunu çıkartmak mümkün değil. Usame Bin Ladin’in çoğu görüntüsünde yüzük taktığını görebilirsiniz (sırf Ladin değil, birçok Arap’ın da takı taktığını görebilirsiniz) :


Ama Loose Change’in bunlara değinmiyor. Yaptığı sadece göz boyama. Öte yandan videodaki Usame’yle, diğer görüntülerdeki Usame’nin uymadığı vurgusunu yapıyor. Fakat “görünün çok bozuk olduğu”nu itiraf etmekten geri kalmıyor. Kaldı ki o video görüntüsündeki Usame’nin bir karesini yakaladım. Bunu diğer resimlerle karşılaştırsanız, video bandındaki şahısın “gerçek Usame” olduğu sonucuna varabiliriz:

Yukarı şöyle birşey belirtmiştim: “11 Eylül’ün en düşük ihtimalli komplo teorisi olan, ancak, komplo teorisyenlerinin olayları kendi lehine çevirmek için iddialarını sunarken her defasında eklemeyi unutmadıkları teori”
Bunu neden tekrar belirtiyorum? Şundan : Loose Change bu iddiayı(Bin Ladin’in ajan olduğu iddiasını) her ne kadar kabul etmese de filmin başında şu argümanı sunmaktan geri kalmıyor:
“Nisan 2001′de, 1998′den beri aranan Usame Bin Ladin, Dubai’deki bir Amerikan hastanesinde bakım gördü ve CIA bölge sorumlusu tarafından ziyaret edildi”
Biz bu ayrıntılı bilgiyle pek takılmayalım, konumuza dönelim. Dediğim gibi, bu iddiayı sunanlar olayları yeterince araştırmayanlar kısmından oluşuyor.
Öncelikle El-Kaide örgütü, 1988′de ülkeyi işgal eden Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuş, bir nevi direniş örgütüdür. Ancak, Sovyetlerin ülkeyi terketmesinden sonra yön değiştirdi ve amacını “Batılılara cihad ve İsrail’i ortadan kaldırma” olarak belirledi.
Aslında “ajan yanılgısı” basit gibi görünen ancak, çok tehlikeli bir yanılgı. Ruşen Çakır’ın 22 Kasım 2003 tarihli “El Kaide hakkında yanlış bildiğimiz 10 şey” adlı yazısı, adından da anlaşılacağı gibi bu örgüt hakkındaki yanlış bilinenleri açıklıyor ve bu yanılgının tehlikeli boyutlarını anlatıyor.Yazı kaynak niteliğinde ve ansiklopedik öneme sahip:
1980 sonlarında tohumlan atılan El Kaide’nin kuruluşu, eylemleri, lider kadrosu, üyeleri, finans kaynağı konusunda yanlış bilinen çok şey var; birinin bedelini fena ödüyoruz
1. Aslında El Kaide diye bir örgüt yok
Sadece Türkiye’de değil dünyada çok kişi El Kaide diye bir örgütün olmadığını, ona atfedilen bütün eylemlerin şu ya da bu gizli servisin komploları olduğunu savunuyor. Halbuki farklı ülkelerden tarafsız gözlemci ve araştırmacılar, El Kaide’nin tohumlarının 1980 sonlarında Afgan cihadına katılan başka ülkelerden gönüllü islamcılar arasında atıldığını belirlemiş durumda. “Global cihad” fikrinin mimarı Filistinli ilahiyatçı Dr. Abdullah Azzam’ın öldürülmesinin ardından yerine geçen Usame bin Ladin, bu gönüllülerin bazılarıyla ayrı bir örgütlenmeye gitti. El Kaide (Temel-Taban) olarak adlandırılan bu şebeke, birinci Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan ve ABD’ye tavır aldı. Kasım 1995′te 17 kişinin öldüğü Pakistan’daki Mısır Büyükelçiliği’nin bombalanması El Kaide’ye atfedildi.
2. El Kaide’yi Batılı gizli servisler kurdu
Afganistan’da savaşan ve “Afganiler” olarak adlandırılan ilk gönüllülerin, Sovyetler Birliği’ni engellemek isteyen bazı gizli servisleri tarafından teşvik ve finanse edildiği, eğitildiği doğru. Fakat Kızılordu’nun Afganistan’ı terkinden sonra bu savaşçılar kendi hallerine bırakıldı. El Kaide’nin ete kemiğe bürünmesi de bu aşamadan sonra gerçekleşti.
3. Gizli servislerin denetiminde
Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır gibi ülkelerin gizli servisleri, kendi iç güvenliklerini temin için Afganileri takip etmeyi, içlerine sızmayı ihmal etmediler. Ama onların faaliyeti El Kaide’yi denetim altına alma çabasıyla sınırlı; manipüle edebileceklerine dair hiçbir işaret yok. Batılı istihbarat örgütleriyse olayın önemini çok geç kavradılar. Değişik vesilelerle dile getirdikleri gibi El Kaide’ye sızmakta çok zorlanıyorlar.
4. Bu kadar profesyonel eylemler yapamaz
Pekâlâ olabilir, çünkü söz konusu olan kişiler Afganistan ve Çeçenistan’da Rusya’ya, Somali’de ABD’ye, Bosna’da Sırplara, Keşmir’de Hindistan’a ve diğer bölgelerde başka ülke ordularına karşı savaşıp deneyim kazandılar. En önemlisi, ilk aşamada çok yetkin Batılı uzmanlardan her türlü gerilla eğitimini aldılar.
5. Bu eylemleri finanse etmesi imkansız
El Kaide’nin çok fazla mali sıkıntı çekmediği söyleniyor. Her şeyden önce Usame bin Ladin çok zengin ve parasını uluslararası piyasalarda işletiyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere, özellikle Körfez ülkelerinden bazı zengin Arapların El Kaide’ye sponsorluk yaptığı da sır değil. Kaldı ki El Kaide eylemlerinin yarattıkları etkiye kıyasla çok ucuza çıktığı da ortada.
6. Liderleri karmaşık strateji geliştiremez
11 Eylül’ün ardından bazı Türk “analistler” bin Ladin için “New York’ta iki kazı bile güdemez” diye yazmışlardı, ama aynı bin Ladin Afganistan operasyonundan bile kurtuldu ve eylemlerini sürdürüyor. Zaten El Kaide bin Ladin’den ibaret değil. Örneğin en yakın yardımcılarından Mısırlı Eymen el Zevahiri, köklü bir aileden gelen bir doktor ve düşmanları da kendisinin entelektüel kişiliğini takdir ediyor.
7. El Kaide bir çapulcu örgütü
El Kaide’de çoğunluğu İslam dünyasının en geri kalmış yörelerinden yoksul gençlerin oluşturduğu kesin, ama şebeke içinde Zevahiri gibi, çok sayıda iyi eğitim görmüş (özellikle de Batı üniversitelerinde) militan da var. 11 Eylül eylemcisi Muhammed Atta bunlara bir örnek.
8. El Kaide bir Arap örgütü
Lideri ve yöneticilerinin çoğu Arap kökenli olmakla birlikte El Kaide’de başından itibaren diğer etnik kökenlerden müslümanlar da yer alıyor: Pakistanlı, Uygur, Çeçen, Tacik, Özbek, Endonezyalı, Malezyalı gibi. Bunların arasında kuşkusuz Türkler de, hatta İslamiyeti sonradan seçen Batılılar da var.
9. El Kaide sadece Batılılara vuruyor
El Kaide masum sivilleri , hatta müslümanları öldürmekten hiç çekinmedi. Kenya, Tanzanya ve ABD’de yüzlerce kişi doğrudan tarafı olmadığı bir savaşın kurbanı oldu. Daha önemlisi, Suudi Arabistan, Endonezya, Fas, Tunus, Türkiye’deki eylemlerde rejimler de hedef alındı.
10. Türkiye’ye saldırmaz
Yıllarca yetkili-yetkisiz çok sayıda Türk, El Kaide’yi uzak bir olgu olarak gördü ve önemsemedi. İşte bir haftadır en çok bu yanlışın bedelini ödüyoruz.
Ruşen Çakır’ın bu yazısını şuradan okuyabilirsiniz.
Öte yandan bu konuya Antoine Vitkine de “Yeni Şarlatanlar” adlı kitabında değinmişti. Okumakta fayda var:
Bin Ladin, CIA ajanı?Attac’a” bağlı bir İsviçre kuruluşu olan CETIM(Avrupa Üçüncü Dünya Merkezi), Monde Diplomatique gazetesininkinden çok da uzakta olmyan bir stanttaydı. Masaları savaş karşıtı ve fakir ülkelerin sömürülmesine karşı broşürlerle kaplıydı. Yöneticisi Florian Rocah, 50 yaşlarında bir İsviçreli, bana terörizmin Amerika tarafından ortaya çıkarıldığını açıklıyordu. Herşey kelimelerin içinde. Bana bir “bumerang etkisi”nden bashediyor: “CIA tarafından yetiştirilen Bin Ladin”, efendilerine sırt çevirdi. Ve sonuçlandırmak için de: [11 Eylül hakkında], pek çok soru sorabiliriz. Suçtan kim çıkar sağlıyor?”
Burada okuyuculardan özür dileyerek araya girmek istiyorum. “Suçtan kim çıkar sağlıyor?” : Bu konuyu işlemiş miydik? Bu olayı öğrenirken, vakit kaybetmemek için Murat Yıldırımoğlu’nun şu yazısından hemen alıntı yapalım:
Her olayda olduğu gibi bu olay için de failleri bulmak için “Kime yarar?” analizi yapıldı. Bu analizi yapanlara göre bir olay kime yarıyorsa olaya da o neden olmuştur.
Halbuki bilimin temellerinden birisi “Aynı anda olan iki olay arasında ille de neden-sonuç ilişkisi olmak zorunda değildir.” şeklinde özetlenebilir. Örneğin, son karikatür krizinden sonra Ortadoğudaki birçok firma Danimarka’yı boykot etmek için siparişlerini Ülker’e kaydırdı. Şimdi bu krizden Ülker mi sorumludur? Uzakdoğu’da SARS virüsü çıktığında çok sayıda sipariş Türk firmalarına kaydırıldı. SARS’a bu firmalar mı neden oldu? Deli Dana salgını çıktığında tavuk üreticileri bayram ettiler. Deli dana salgınını tavukcular mı çıkarttı? Kuş gribi salgınında da kırmızı et üreticileri bayram ettiler. Kuş gribini o adamlar mı çıkarttı? İkinci Dünya Savaşı boyunca Türkiye Almanya’ya normal fiyatların çok üzerinde krom satarak iyi kazançlar elde etti. Şimdi İkinci Dünya Savaşını Türkiye mi çıkarttı diyeceğiz. Hürriyet’te 5 Ağustos 2006’da çıkan bir haber İsrail’in Lübnan’a saldırması nedeniyle Arap turistlerin Türkiye’yi tercih ettiğini anlatıyordu. Bu habere göre savaş nedeniyle Türkiye fazladan 1.5 milyar Dolar kazanacak. Şimdi İsrail’i biz mi kışkırtmış oluyoruz? Örnekler çoğaltılabilir. Tüm örnekler “Kime yarar” analizinin aptalca olduğunu gösterir. Yahudi düşmanlığı için “Aptalların sosyalizmi” denir. Kime yarar analizini de “Aptalların bilimsel yaklaşımı” olarak niteleyebiliriz.
Vitkine’in yazdıklarını okumaya devam edelim (Bu arada, yukarıdaki Vitkine’in paragrafında geçen “Attac” sözcüğü; Ulusarası Finans Hareketlerinin Vatandaşların Çıkarları doğrultusunda Vergilendirilmesi için oluşturulan Birliğe verilen addır) :
Bin Ladin, eski CIA ajanı ya da yumuşatılmış versiyonuyla; Amerika tarafından yaratılıp finanse edilmiş Bin Ladin, edendilerine sırt çeviriyordu. Bu fikirlerin tekrar edildiini binlerce kez duydum, üstelik sadece aşırı sol saflarında da değil. Bunlar artık bir komplo teorisi olmaktan çıktı, klişeleşti, meremere kaınmış, benimsenmiş bir gerçeklik oldu.
Bu fantazmaya gerçeklerle cevap vermek lazım. Bin Ladin hiçbir zaman uzaktan yakından CIA’in bir ajanı olmadı. Amerika, Sovyetlere karşı cihat başlatması amacıyla Arap gönülleri silahlandırması için ona para aktarmadı. Aklınızın alabildiğini zengin biri olarak, onun buna ihtiyacı yokktu. Tersine, cihatçılar ve mücahitler için fonlar kuran ve lojistik destek sağlayan bizzat kendisiydi. CIA ile olan ilişkileri ise çok daha sıkıydı: Bin Ladin, onun ISI-Pakistan Gizli Servisi ile kontak kurmayı sağlayan, Suudilerin gizli servislerinin şefi P,rens Türki İbn Faysel ile işbirliği yapıyordu. Elbette, Bin Ladin ile Amerikalılar arasında -o anlık- bir çıkar birliği vardı: SSCB’yi Afganistan’dan kovalamak. Elbette, Bin Ladin ile görüşmüş olabilirlerdi, bu bir gizli ajanın mesleğidir: Her türden insanla kontak kurmak hatta onları kullanmak. Ama Bin Ladin’i Amerika yaratmadı. O kendisini, tek başına yarattı.
El-Kaide’nin temel doktrinini oluşturan fundemantalist ve saldırgan totalitarizme gelinde, Wtoming’de değil Müslüman-Arap dünyasında doğdu ve New York’taki, Madrid’deki, Bali’deki saldırıları ya da ilerlemeci (progressist) Cezayirlilerin GİA(Silahlı İslami Grup) veya GSPC (Salafist Savaş ve Vaaz Grubu) tarafından öldürülmesini yönlendiren mükemmel bir nefret formu olarak Suudi kuran okullarından Afgan eğitim kamplarına kadar Müslüman-Arap dünyasında gelişti.
Komplo teorisi büyük bir entelektüel ihmalden besleniyor; tarihin ve ulusları siyasetin bilinmemesinden.
Burada tekrar özür dileyerek araya giriyorum ama, inanın kitabı çok uzun zaman önce okumuştum ve yukarıda söylediğim şu sözü kitaba göz gezdirmeden önce yazdım: “Öncelikle bunu kabul edenler, genellikle; olayları tam araştırmamış, yeterince tarih bilgisi olmayan veya İslam dininin yapısını tam kavrayamayan kişilerden oluşuyor.”
Antoine Vitkine de benimle aynı sonuca varmış : “Komplo teorisi büyük bir entelektüel ihmalden besleniyor; tarihin ve ulusları siyasetin bilinmemesinden.”
İnanın bu sözün kitapta geçtiğini bile hatırlamıyordum. Kitabı belirttiğim gibi çok uzun zaman önce okumuştum ve sadece başlık ile başlığın içinde bulunan bir kaç genel bilgi aklımdaydı. Vitkine’in aynı şeyi sezdiğini göstermek için belirttim bunu.
Neyse, biz yine Vitkine’i okumaya devam edelim:
Bin Ladin 1980′lerin başında Afganistan’da Amerikalılarla işbirliği yapmış olsa bile, yine de, geçici çıkar birlikteleri ortak bir vizyon olarak algılanamazdı ve her ne olursa olsun, Amerikalıların bir 15 sene kadar sonra Usame Bin Ladin’in Amerika’ya (bu şekilde) saldıracağını düşünmeleri için hiçbir sebep yoktu. CIA’in radikal İslam konusundaki körlüğü, gizli bir iradenin işareti değildir. Tarih bu tip hatalarla meydana gelmiştir; ama aynı zamanda da tesadüflerle, beklenmedik değişiklerle, kararsızlıklarla… Amerika’nın Irak’ı bombalayabiliyorsa kesinlikle Bin Ladin’i de yetiştirmiş olabileceğini ispatlamakla kafaları meşgul olan komplo teoricilerinin düşündüğü gibi, önceden çizilmiş bir yol değildir.
Kinle dolu bir şekilde “Suçtan kim çıkar sağlıyor?” diye sorduğumuzda, bu ikiyüzlülük hangi mantığa yarıyor? Bin Ladin’in Amerika tarafından “ortaya çıkarıldığını açıklamak için ortaya atılan bu yalandan bilgi hazineleri neye hizmet ediyor? Ve ne demek için?: En büyük kötünün Amerika olduğunu söylemek için. Bu bağlamda, terörizm, Bin Ladin, İslamcılar; en iyi söyleyişle, Amerikan zulmünün saçma sapan ürünleri; en kötüsüyle, ABD’nin bir yaratısı ya da tamamen uydurma.
Yeni Şarlatanlar, Sayfa 53-54.
Aslında bu teori bana, Part-1′i incelerken, yorumlar kısmındaki yazılanlardan da anlaşılacağı üzere “Zeynel” isimli yorumcu tarafından argüman olarak sunulmuştu:
Siz Ladin, Fetullah gibi insanların üzerlerine ” Amerika ajanıyım” yazılı tişört giymesini bekliyorsunuz.Yada bu insanların televizyona çıkıp”Birinci görevimiz müslüman olmayanlara saldırarak müslümanlığı terörist din ilan etmek,ikinci görevimiz müslümanlar arasında ayrılıklar farklılıklar çıkartarak birbirlerini katletmelerini sağlamak (Filistin örneği) ,üçüncü görevimiz silah yardım gibi nedenler ileri sürerek müslümanlardan hatırı sayılır para toplamak(deniz feneri vb.) ,dördüncü görevimiz müslüman ülkelerin gelişmemesini sağlamak “gibi kelimeler söylemesini bekliyorsunuz.Çok beklersiniz.
Bu konuyu işlerken, yorumcunun iddialarına genel anlamda cevap verildiğini görmüş olmalısınız. Ama benim burada kastettiğim bu değil. Maalesef toplumumuzda son derece yaygın olan “bilgi eksiklği”nden, yorumcuda bol miktarda mevcut. Bizim, “görevimiz müslüman ülkelerin gelişmemesini sağlamak” gibi sözleri duymamıza gerek yok. İslam, izlediği yanlış yapı yüzünden bu hallerde. Aynı zaman onlar için “ahiret hayatı” “Dünya hayatından” önce gelir. Amaçları, dinlerinin saldırıları altına alındığını düşündüklerinden, düşmanlara cihat etmek. Şunu da demiş Sevgili Zeynel: “ikinci görevimiz müslümanlar arasında ayrılıklar farklılıklar çıkartarak birbirlerini katletmelerini sağlamak”.
Pardon ama bunu zaten söylüyor ki! Irak’ın El-Kaide lideri olduğunu iddia edilen kişi ne diyor şuradaki haberde? :
El Kaide`nin lideri olduğu iddia edilen kişi, ayrıca mezhep çatışmasında tetikleyici rol oynayan Şiilerin kutsal kenti Samarra`da 2006 yılında yaşanan bombalama olayından El Kaide`nin sorumlu olduğunu şu ifadelerle açıklıyor:
“Amacımız Şiileri ve Sünnileri, birbirlerini öldürmeye zorlayarak beraberliği yok etmekti.”
Tarih bilgisi olan bir kişi ise bu sözün kökeninin ne olduğunu hemen anlamıştır. Şiiler ve Sunniler, Hz. Muhammed’in ölümünden bu yana hep birbirleriyle çatışma içerisindeler.
Aynı zamanda, aynı linkteki şahısın(Irak’ın El-Kaide Lideri) ifadelerinde şunları da buluyoruz:
El Kaide lideri olduğu iddia edilen kişi, El Kaide`nin nasıl finanse edildiği ile ilgili, `Hem yurtdışından hem de yurtiçinden finanse ediliyorduk. Mısır, Suudi Arabistan ve Suriye merkezli kuruluşlar tarafından dışarıdan finanse ediliyorduk ve bununla birlikte bazı kişiler ise parayı Irak`a getiriyordu. Ayrıca çalıntı hırsızlık veya çalışanların maaşlarının çalınması yoluyla da içeriden finanse ediliyorduk` şeklinde konuşuyor.
Öte yandan insanların aklında kalan soru, “Tüm imkanlara rağmen Usame Bin Ladin’in neden bu kadar uzun sürede yakalanamadığı” sorusudur.
Öncelikle, Amerika her ne kadar geniş çaplı imkanlara sahip olsa da, Usame Bin Ladin’in bulunduğu yer hiç de yabana atılacak bir yer değildir(Himalayaların uzantısı olan Afgan-Pakistan dağlarında olduğu düşünülüyor). Ayrıca, Bin Ladin de “saf bir insan” değildir. Kendisi Dünya’nın gelmiş geçmiş en büyük terör örgütü olan El-Kaide’nin lideridir. Dünya’nın en zengin insanlarından biridir. Kim bile bilir, örgütün çoğu üyesinin bile nerede olduğundan haberi yoktur.
Saddam’ın -Bin Ladin’e göre- erken yakalanmasının nedeni, onun düşmanın çok olmasıydı ve dolayısıyla da onu ihbar edecek kişinin çok olmasıydı. Aynı zamanda bulunduğu yerde yakalanma ihtimali daha kolaydı. Ki buna rağmen 8 ay boyunca yakalanamadı.
Peki, Usame Bin Ladin’in yakalanamasına benzer bir olay yaşanmadı mı?. Tabii ki de yaşandı ve yaşanıyor: Örneğin, “kasap” olarak nitelendirilen soykırım sorumlusu Rodovan Karadziç.
Bu kişi de tam “12 yıl” boyunca aranıyordu ve başına -aynı Ladin gibi- ödül konmuştu. Suçları, “soykırım, savaş çıkartmak, insanları evlerinden etmek, sürgün etmek” vb. gibi suçlardı. Ama kaybolduğu 96 yılından bu yana ancak 2008′de yakalanabildi.
Dahası da varé Karadziç’in en büyük işbirlikçisi ve onunla aynı suçları paylaştığı Ratko Mladiç, 2009 itibariyle halen aranıyor. Ante Gotovina‘yı da unutmamak lazım.
Demek ki bu ve bu tip kişiler saklanma işini çok iyi beceriyor. Ki Usame Bin Ladin’in Bosnalılardan çok daha tecrübeli ve her yönden çok daha donanımlı olduğunu şüphe yok.
Ama durun! Nasıl da unuturuz? Doğru ya; “Usame Bin Ladin, 11 Eylül’den önce Dubai’deki Amerikan Hastesi’nde bakım görmüş ve bir CIA şefi tarafından ziyaret edilmişti” öyle değil mi?
Bu işin aslını daha iyi kavramak için WashingtonTimes’ın şuradaki iki sayfalık haberine bir göz atıp, alıntı yapmakta fayda var:
In the course of the wide-ranging interview, Mr. Mir asked bin Laden about his kidneys: “A French newspaper has claimed that you have a kidney problem and have secretly gone to Dubai for treatment last year [2000]. Is that correct?”
Bin Laden responded: “My kidneys are all right. I did not go to Dubai last year. One British newspaper has published an imaginary interview with an Islamabad dateline with one of my sons in Saudi Arabia. All this is false.”
Yani, çeviri yapmak gerekirse;
Geniş kapsamlı bir görüşme esnasında Bay Mir, Bin Ladin’e böbrekleri hakkında soru sordu: “Bir Fransız Gazetesi, senin böbreklerinde bulunan problemden dolayı, tedavi için gizlice Dubai’ye gittiğini söyledi. Bu doğru mu?”
Bin Ladin yanıt verdi: Benim böbreklerim gayet iyi. Ben geçen yıl Dubai’ye gitmedim. Bir İngiliz Gazetesi, Suudi Arabistan’daki oğullarımdan biriyle, İslamabad’ın tarihine göre hayali bir röportaj yayınladı. Bütün bunlar sahte.
Komplo Teorileri
İnsanlığın en büyük utançlarından biriydi 11 Eylül. Olayların içinde bulunanlara korku filminde yaşananları, gerçekte yaşatmıştı. Ne olmuştu bu saldırılarda?:
Olay gününün sabahında korsanlar tarafından uçaklar kaçırıldı. Amerika’nın askeri simgesi olan ve ana savunma binası olan Pentagon’a, ülkenin kalbi ve simgelerinden olan Dünya Ticaret Merkezi İkiz Kuleleri’ne saldırılar düzenledi. Beyaz Saray’a yönelen uçak ise kahraman yolcuların isyanıyla bir araziye düşürüldü.
Bilançolar ağırdı: Ülkenin simgesi ve bir nevi kalbi olan Dünya Ticaret Merkezi İkiz Kuleleri artık yoktu. Pentagon’da büyük bir maddi hasar oluştu. Tahminlerin üstünde olarak da 7 no’lu bina da gitmişti. Çevredeki birçok bina ve araç kullanılmaz haldeydi. Ve en önemlisi: Binlerce yaşam sona erdi…
Kimisi babasını, kimisi annesini, kimisi evladığını, kimisi dostunu kaybetmişti. Çoğu yetim kaldı, çoğu sakat… Kimisi yanarak öldü, kimisi ezilerek, kimisi parçalandı, kimisi de kendini aşağı attı. Olayların sonucunda Dünya inanılmaz derece(olumsuz yönde) şekil değiştirdi. Savaşlar, tatsız olaylar, ırkçılık, nefret, eylemler vb. gibi olaylar arttı. Ekonomiler bozuldu, birçok insan aç kaldı.
Ancak, bütün bu yaşananlara rağmen, bunlar hep perde arkasında kaldı. Çünkü, olayların üzerinden çok geçmeden bir teori ortaya atıldı: “Bunu Amerika kendisi yaptı!”
Evet, olayların üzerinden çok geçmedi. Bu tutanak kendini kabul ettirdi. Ve tüm insanlığı buna inandırmak için de propagandalar yapılıyordu: İnternetten verilen sahte bilgiler, ispatlamak için yapılan belgesel-filmler, verilen konferanslar, yazılan kitaplar, daha neler neler…
Sonuçta insanlığın büyük bir bölümü kendini inandırmıştı buna. Dünya’nın fethini hedefleyen derin bir komplonun varlığına inanların sayısı arttıkça arttı. Ama bunlar çok kötü sonuçlar doğurdu. Gerçekçi bilgilerin yerini hızla “komplo bilgileri” aldı. İnsanlar, hemen hemen herşeyin altında komplo arıyordu. Ortaya çıkan hastalıklarda, terör olaylarında, ilişkilerde vb. şeylerde hep senaryolar üretiliyordu. Eskiden atılmış komplo teorileri yeniden gündeme geliyordu. Benim burada da göstermeye çalıştığım buydu işte: Bu bilgilerin çürük olduğu gösterme, insanların, en önemlisi bizim toplumumuzun insanlarının normal düşüncelere geri dönmesini sağlamak.
Arkadaşlar, artık aklımızı başımıza toplamamızın zamanı geldi de geçiyor diye düşünüyorum. Ben, araştırma şevkinden uzak, her daim komplo fikirleri üreten, temelsiz bilgilere sahip olan, tamamına yakını subjektif olan bir toplum istemiyorum. Ama maalesef bütün bunlar bizim toplumumuzda çok yaygın.
Bir insan komplo teorileriyle ilgilenebilir. Onları seve de bilir. Ama eğer komplo teorileri “gerçek olarak” kabul görürse, işte o zaman o beyin zehirlenmiş demektir. Bu ancak, bunu kabul etmiş toplumların sonunu getirir. Ulusulararası terörizm de bundan güç alır. (Ki zaten alacağını aldı ve halen almakta)
Ben de sevdim Loose Change’i ve Zeitgeist’i. Özellikle de bunların ikna ediciliklerini… Ama bunların gerçek olmadıklarını daha ilk görüşte bile anlamıştım. Çünkü, anlattıkları şekliyle, “böyle bir komplonun” gerçekleştirilip, gizli kalmasının mümkünatı bile yoktu!
Bir düşünün, anlattıklarına göre böyle bir komployu;
Havayolları şirketleri biliyor, havalanında bazı çalışanlar biliyor, havayolları şirketlerine ait pilotlar biliyor, yolcu listelerini düzenleyenler biliyor, yolcuların aileleri biliyor, DTM’de birkaç hissesi bulunan kişiler biliyor, radar denetliyicileri biliyor, yıkım ekipleri biliyor, öldü gibi gösterilen yolcular kesinlikle(!) biliyor, telefon görüşmelerini düzenleyenler biliyor, yaşayan teröristler kendilerinin yapmadıklarının farkında, onların arkadaşları farkında, yolcuların arkadaşları farkında, Bin Ladin de kendisi yapmadı; ama bütün bunlara rağmen olay gizli kaldı!. Sizce bu ne derece mantıklı? Kaldı ki, böyle bir olay tüm şüpheleri giderilecek şekilde gerçekleştirilse bile gizli kalmaz.
Ben, Koca Ayak efsanesini severim, ben efsanevi yaratıklarla ilgilenmeyi, Van Gölü canavarıyla ilgili belgeseller izlemeyi, Nostradamus’un kehanetlerini okumayı severim. Ama söz konusu gerçekler olduğu zaman, gerçekleri benimsemeliyiz.
Komplo teorileri de böyle. Bunlarla ilgi kitapları okuyabiliriz, bunlarla ilgili belgeselleri izleyebiliriz, bunları seve de biliriz ama bunların hiçbir şekilde gerçekler olarak kabul görülmesini bekleyemeyiz. Loose Change’in son cümleleri şöyle:
Amerika’ya saldırıldı. El-Kaide tarafından değil! Usame Bin Ladin tarafından da değil! Bu ülkenin boğazını sıkmayı sürdürmek için hiçbir şeyden çekinmeyen ve herşeyi yapamaya hazır olan zalim bir grup tarafından saldırıldı.
Peki bunun için ne yapacağız? Her hangi birşey; gösteriler yapmak, konferanslar, yaymak için yapabileceğiniz her hangi birşey. Bu size kalmış…
Soruları sorun, cevap talep edin!
Kim olursa olsun, ne olursa olsun Amerika’ya saldırıldı. Binlerce insanın canına kıyıldı. El-Kaide tarafından saldırıldı. Bizzat Usame Bin Ladin’in emriyle saldırıldı.
Bizlere yalanlar söylendi. Kandırıldık! Ama sandığımız kişiler veya ülkeler tarafından değil! Bizzat, şu ana kadar kabul görmüş ve iddialarını desteklemek, prim yapmak ve itibar görmek için her türlü yalanı söylemekten, insanların beyinlerini zehirlemekten, insanları at gözüyle bakmaya itmekten çekinmeyen kaynaklar tarafından kandırıldık! İnsanların beyinleri zehirlendi, kamuoyu yanlış bilgilendi, aldatıldık, yanlış tarafı tutmaya itildik, objektiflikten soğuduk ve en önemlisi onların sayesinde terör büyük destek aldı ve hep geri planda kaldı.
Peki bunları düzeltmek için neler yapacağız? Aklınıza gelebilecek her hangi bir şey; bunları elinden geldiğince çürütmek, fazla itibar göstermemek, eleştirmek, linkini gördüğünüzde 10 üzerinden 1 vermek, araştırmak, sorgulatmak, kabul etmeden önce iki kere düşünmek… Bütün bunlar size kalmış.
Soruları sorun, cevap talep edin. Ama komplocuların kendilerine sorun. Onlardan yanıt isteyin. Bu ülkenin gelişmesi için tutacağınız tarafı iyi seçin. Gerçekçi bilgilerle tartışın, doğruyu objektif bir biçimde arayın. Bunu yaptığınızda o zaten size gelecektir.
Umarım toplumumuz geri döner; gerçekçi bilgilere, objektif ve berrak düşüncelere…
Son….
Not: Screw Loose Change’i yakın bir zamanda açıklamalı olarak yayınlayacağım
*














Yanlış hatırlamıyorsam pilotlardan biri Kuran-ı Kerim’ini ve uçak kullanma el kitabını bir takside bırakmıştı.(Sanki uçak değilde kamera kullanıyor.Son bir kez bakayım şu kitaba uçak nasıl indiriliyordu!..Dindar bir insan Kuran-ı Kerim’ini takside bırakacak!..)(pilot Türk olsa idi iki kitabıda bırakmazdı.Bedafa mı sandın para vidim aldım tiridine ….)
Uçak binalara çarpıyor,çarpmanın etkisiyle büyük bir alev topu beliriyor , binanın diğer tarafından parçalar yere dökülüyor ve binalar göçüyor.Oda ne! itfayeciler enkaz araştırmalarında pilotun cüzdanını buluyorlar.Oh my GOD !
Kaynak çokda güvenilir değil ; malesef benim hafızam.(Acaba yanlış mı hatırlıyorum?)Eğer doğru hatırlıyorsam pilotun kullandığı marka cüzdandan almak isterim.Yanmaz,(binlerce derecede bile) yapışmaz, yırtılmaz cüzdan.
Beynimizi kimler yönetiyor
http://www.youtube.com/watch?v=AxowzGfkfpA
@zeynel: 11 Eylül’ü daha işleyeceğim. O zamanlar teröristlerin havaalanına geliş görüntüleri bile var.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/6/68/Atta_in_airport.jpg
Ayrıca, hava korsanlarının merkezle telsiz görüşmeleri de var…
Sayın Kanı öncelikle şunu söyliyeyim terörü hiçbir şekilde desteklemiyorum.Amaç ne olursa olsun terör terördür ve bunun dini, milleti, ırkı olamaz!
Ben bu teröristlerin uçak düşürmediğini idda etmiyorum.Sadece esas aktörlerin bu teröristlerin olmadığını söylemeye çalışıyorum.
Şu cüzdanın fırlaması ,Kuran-ı Kerim’in takside bırakılması,uçak kullanma kılavuzunun takside bırakılması gibi olaylar biraz garip değil mi?
Şu cüzdanı bulunan teröristin hikayesini anlatayım(uydurayım).X isimli terörist Amerikada bir iki kule indirince Müslümanlığın zafer kazanacağına inandırıldı (kimler neden inandırdılar)Amerikan ajanı taksici bu X’i havaalanına götürür.(aman geç kalmasın) Bu arada onun cüzdanınıda çarpmayı ihmal etmez.Aynı zamanda Kuran-ı Kerim ve uçak kullanma el kitabı da taksidedir.Terörist cüzdanın çarptıklarını farkeder. Alışveriş merkezine gidiyorum fakat alışveriş için değil der ve bunu önemsemez.X teröristin görevi bittikten sonra(uçağın benzini heba olduktan sonra) kanıtlar ortaya çıkar.Kuran ,cüzdan ,ses ,görüntü,evet onlar şüphe yok. Haydin Afganistana önceden planladığımız gibi.Bu cüzdan meselesinde sizden daha iyi senaryo bekliyorum.
Büyük emeller uğruna bazı kayıplar verilebilir.(Amerikanın iki kulesi yıkıldı fakat müslümanlara karşı nefret arttı ve Amerika terörü bahane ederek istediği gibi at koşturuyor.)
Kullanıldıktan sonra ha piyon olmuşum ha şah olmuşum ;ha beyaz taş olmuşum ha siyah taş ne farkeder!Bu teröristlere tersini istemiş olsalar bile Amerikaya üstün hizmetlerinden dolayı (11 eylül dönemecini başlattıklarından dolayı, güzel maşalıklarından dolayı) madalya verilmeli bence.(tabiki teröristlerin yaşayan yakınlarına.)
Erol Bilbilik ‘in videolarını ve az önce verdiğim videoları izlerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacağını düşünüyorum.
@Zeynel: Verdiğin videoları izledim merak etme. Ama zaten Bunlar, daha önceden de duyduğum, gördüğüm dinlediğim şeyler. (Elimde buna dair kitaplar da var)
Rockefellerlar’ın Yahudi olduğunu da iddia ederler sürekli. Ama Rockefeller Yahudi değildir. Fransız asıllıdır ve Hristiyandır. (Ama komplocu kitaplara, videolara ve kaynaklara göre bu önemli değildir)
Öte yandan anlattığınız olayların ispat yükümlüğü sizdedir. Daha önce size 11 Eylül’ü uzun süre işleyeceğim dedim. Hatta yazımda da geçiyor. Bu aralar işerim yoğun, biraz sabredin.
11 Eylül’ün Amerika’ya herhangi bir hizmeti yok. Tam tersi 2 trilyon dolardan fazla para(savaşlarla birlikte 2 trilyon dolar-kulelerin değeri ve Pentagon’a verilen hasarın değeri milyarlarca dolar), 3.000 vatandaş, kendisini simgeleyen 2 kule ve WTC7 binası, 5000 askere maloldu. (Daha da var tabi)
Şu yazıları da okumanızı tavsiye ederim:
http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/somuru.htm
http://muratyildirimoglu.com/makaleler/amerika.htm
http://muratyildirimoglu.com/makaleler/amerikakarsitligi.htm
Eğer Amerikan Tarihi’ni ansiklopedik kaynaklardan öğrenip, bununla ilgili “gerçekçi” belgeselleri izlerseniz(NTV veya National Geographic’inkiler olabilir) Amerika hakkındaki fikirleriniz değişecektir.
İnsanımız bugün Amerika hakkında onu daha tam tanımadan yorumlarda bulunabiliyor…
@zeynel: “Esas aktörlerin bu teröristlerin olmadığını söylemeye çalışıyorum” demişsiniz.
Usame Bin Ladin; “İsrail Filistin’den elini çekmezse, Amerika’nın başı daha çok ağrıyacak” demiştir. Kendisi İslam’ı savunduğunu düşünüyor.
Ki bazı görüşlere göre de İslam’da İntihar bombacılığı insanlara cennet vaddediyor.
Kulelerin 1993′te da bombalandığını biliyor musun? O zaman da El-Kaide tarafından kulelerde kamyon patlatılmıştı.
Richard Dawkins’in bir müslümanla yaptığı görüşmeyi içeren şu videoyu izlemenizi öneririm:
Sayın Kanı verdiğiniz yazı ve videoyu inceledim .2003 yılında yazılmış Amerika niçin savaşıyor adlı yazıda Irağa girilme nedeni bakın nasıl belirtiliyor:”Amerika niçin Irak’a saldırıyor, Saddam’ı devirmek istiyor? Bunun yanıtı da Amerika’da 11 Eylül saldırıları.” Bu yazıda şöyle bir cümle daha geçiyor:”Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun gibi aydınlar İran destekli fanatikler tarafından katledildiler. ” bu cümleden sonra şu linki inceleyiniz.
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=150416
Siz Ladin, Fetullah,gibi insanların üzerlerine ” Amerika ajanıyım” yazılı tişört giymesini bekliyorsunuz.Yada bu insanların televizyona çıkıp”Birinci görevimiz müslüman olmayanlara saldırarak müslümanlığı terörist din ilan etmek,ikinci görevimiz müslümanlar arasında ayrılıklar farklılıklar çıkartarak birbirlerini katletmelerini sağlamak (Filistin örneği) ,üçüncü görevimiz silah yardım gibi nedenler ileri sürerek müslümanlardan hatırı sayılır para toplamak(deniz feneri vb.) ,dördüncü görevimiz müslüman ülkelerin gelişmemesini sağlamak “gibi kelimeler söylemesini bekliyorsunuz.Çok beklersiniz.
Dediğim gibi 11 Eylül olayları Amerika’nın işine gelmiştir.Planlarını çok daha rahat gerçekleştirmeye başlamıştır.Herhalde bu iyilik timsali ülkede ve işgal ettiği Iraktaki Türkiye haritasından haberiniz vardır.Türkiyemiz biraz küçülmüş gibi.Neden acaba herhangi bir fikriniz var mı?Ooooo doğru ya Amerikalılar gelipte uzun vadede biz sizin ülkenizi parçalamayı düşünüyoruz demediler.Demek ki o haritalarda yanlışlık olmuş; öyle bir niyetleri yok!..Ben de inandım.Bir katili bayanlarla arkadaş oluyor onların özgüvenini sağladıktan sonra onları öldürüyor.Peki ne zaman anlıyorlar öleceklerini ?Kafalarına çekici yediklerinde!
Belkide ben yanılıyorumdur. Yada sayılardan pek anlamıyorumdur.8000 mi çok 1000000 mu? Bir de yazıyla yazayım sekizbin mi çok birmilyon mu?
http://arsiv.sol.org.tr/index.php?yazino=9229
11 Eylünün Irak’a girmeyi gerektirdiği sizin verdiğini yazıda mevcut.Şimdi bu kayıplarıda gözönüne alarak kim zarar etti Irak mı Amerika mı?
Filistinde uyduruk roketatarlarla İsraile saldırarak İsraillilerin buna karşılık vermesine(katliam yapmasına) vesile olan insanlar sizce müslüman mı ajan mı?Bu katliam neticesinde hayır kurumları (deniz feneri vb.)ne kadar parayı indiregandi yaptı?Ölen Filistinli ne kadar İsrailli ne kadar?
@Zeynel: Ajan olduğunu ispatlaya biliyorsanız, buyrun meydan sizin. İspatlayın ben de kabul edeyim, yazıyı değiştireyim. ( Ben kimseye iftira atamam sevgili Zeynel, sağlam kanıtlar olmadan yorum yapamam. )
Size birşey önerdim ?
“Eğer Amerikan Tarihi’ni ansiklopedik kaynaklardan öğrenip, bununla ilgili “gerçekçi” belgeselleri izlerseniz(NTV veya National Geographic’inkiler olabilir) Amerika hakkındaki fikirleriniz değişecektir.” – (Önce Amerikan tarihini öğreniniz, daha sonra yorum yapmaya başlayınız, merak etmeyin ben size kendi bildiğim komplo teorilerini anlatsam tüyleriniz ürperir. Ama bu komplo teorilerininn hepsinin anti-tezi elimde. Fakat hepsini sıralayıp, çürütmeye kalksam tam bir roman olur)
Sizin Hamas’ın 1988′de imzaladığı manifestodan haberiniz var mı? (İsterseniz maddelerini sıralarım. Ajan olmadıklarını gösteren maddeleri)
Ayrıca verdiğim üç yazıyı da inceleyiniz(ikisini de inceleyiniz) :
http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/somuru.htm
http://muratyildirimoglu.com/makaleler/amerikakarsitligi.htm
Ayrıca, verdiğiniz site sol görüşlü -ki doğal olarak Amerika karşıtı- bir sitedir, tarafsız değildir.
@zeynel: Uğur Mumcu ile ilgili birçok iddia ve komplo teorisi doludur. Şurada da başka iddialar var: http://www.haber7.com/haber/20090418/Mumcunun-katili-Velit-isimli-Turkmen.php
Sizin verdiğiniz sitedeki olay sadece ve sadece bir iddia, hepsi bu.
Ama Mumcu cinayetinde asıl önemli olan nokta; cinayetin faili meçhul OLMADIĞIDIR ve ZANLILARIN BİR TAKIM GÜÇLER TARAFINDAN DESTEKLENDİĞİNİN ve bu gücün kim olduğunun BİLİNDİĞİDİR!!!
Mumcu cinayeti; faili meçhul, kim tarafından yaptığı bilin-meyen bir olay değildir. Gerek zanlıların kim oldukları, gerekse arkasında hangi gizli gücün olduğu BİLİNMEKTEDİR.
Mumcu’nun cinayet zanlıları tutuklandı ve mahkum edildi: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4818.asp
Arkasında da İran vardı(olay resmidir): http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4825.asp
Bak bu da İran’ın yurtdışı terör faliyetleri: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4837.asp
Bak, bu da İran-Hizbullah(Allah’ın partisi bağlantısı) ve Hizbullah’taki İran ajanları: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4598.asp
Demek ki; devletlerin oyunlarını gizli tutmak öyle kolay değilmiş!.(Asıl ajanların da kim için çalıştığı belli bu arada…)
Ama ne yazık ki insanlar ispatı olmayan iddialara -hiç araştırmadan- inanmaya devam ediyor, her duyduğu komplo teorisini doğru olarak kabul ediyor…
******************
Haritayı da gördüm merak etmeyin, bir dolu harita var. Hatta S.W.A.T 3 oyununun bir yerinde Türkiye haritası üzerinde çarpı var > Ama ben de bir harita çizebilirim Amerika’nın küçülmesiyle, işgal edilmesiyle ilgili. Hem de Türklerin işgali ile ilgili…
Ayrıca söylediklerinizden anladığım bu Amerika o kadar aptalmış ki, Türkiye’yi işgal edecek belgeyi(haritayı) kamuoyuna sızdırmış. Uzun vadedeki planlarını ortaya çıkartmış.
Hem de nerede bulunuyormuş o harita? Irak’ta…
Vay Vatan haini vay.. Irak’a Amerika’nın gizli planını içeren belgeyi/haritayı kim götürdüyse götürmüş tüm giz planların dünyanın gözü önüne serilmesini sağlamış.. ( ya da iddianıza göre herşeyi 10-20-40 sene öncesinden planlayabilen Amerika aptallık yapmış. Zaten bu Amerika o kadar aptal ki, herkes onun gizli planlarını hemen deşifre edip su yüzüne çıkartabiliyor
)
Bak, bu da bizim Amerika hakkındaki planımız:
http://www.turkkitap.org/catalog/images/amerika%20bizimdir.jpg
( Kitabın üstünde şu yazıyor: Türklerin Amerika’yı işgali > Amerikan Bayrağındaki üç hilale de dikkat edin
Ayrıntılı bilgi: Kitabın üstünde Türklerin bayrak diktiği pozisyon bile Amerika’nın II. Dünya Savaşı’ndaki Japonya’ya karşı yaptığı İwo jima Harekatı’ndan. Bak resmi de burada: http://www.uiowa.edu/policult/assets/WWII/IwoJima_flag.jpg
Anıtı da Burada: http://journeyamerica.files.wordpress.com/2008/07/iwo-jima-picture1.jpg
Sol görüşlü site Amerika karşıtı, sağ görüşlü site Amerika karşıtı size illaki Amerikadan mı site linki vereceğim.
Üç yazıyıda inceledim.Fakat sadece ortadaki hakkında yazdığım için yazı ve videoyu dedim.Diyelimki bugün üç maç var ben diyorumki Fenerin maçını seyrettim.Bu şu anlama mı geliyor diğerlerini seyretmedim.Sadece ortadaki yazıyı incelediğimi söyleyerek İFTİRA atıyorsunuz bana sayın hiçkimseye İFTİRA atmayan Kanı .Yazıları demedim yazıyı dedim öyle mi ?Cüzdan komedisine cevap veremediniz,Türkiye haritasına cevap veremediniz,ölen Iraklı ve Amerikalıların oranına cevap veremediniz kelime oyunlarına mı başladınız İFTİRA atmayan sayın Kanı.Her yazdığınızı kelimesi kelimesine okuyorum.Sizde işlerim yoğun yazacağınıza işerim yoğun yazmışsınız yanlışlıkla!
(genelde bayanlar böyle yapıyor. Malesef eşimde dahil.Bir sırrı üç kişiye söylediklerinde hiçkimseye söylemediklerini varsayıyorlar. Başkası hakkında şöyle konuşuyorlar.Falanca ne kadar dedikoducu ben hiç dedikodu yapmam.)
Söylediğim insanların yaptıkları ortada iken bu insanların ajan olmadığını dört tür insan kabul eder.1- dini duyguları mantığının önüne geçenler 2-İslama nefretleri mantığının önüne geçenler 3-Para için her şey serbes diyenler 4-Tuttuğum takım şampiyon olsun gerisi yalan diyenler.(yani idealleri çok farklı olabilen insanlar)Şu an tam hatırlamıyorum ama bir ülkenin istihbarat teşkilatının başı başka bir ülke için ajanlık yapıyordu.(İngiltere ile alakası vardı ama….)Bir ülkede başka ülkeye saldırmak için kendi binasını bombalamış tı.Kimin ne olduğu hiç belli olmuyor.
Bende biliyorum Amerika’da İsrail’de Avrupa’da savaş karşıtı protesto yürüyüşü yapanları ,bu uğurda joplananları,fakir ülkelerin borçları silinsin diye polisle çatışan Avrupalıları.Halbuki iki kule yıkıldığında müslüman halk oyun oynamış bayram etmişti.Gerçekten utanç verici.Ben ne söylüyorum ne söylemiyorum dikkat edin.Diyorumki dünyadaki pek çok terör olayı belli başlı güçler tarafından belli bir amaç için oluşturuluyor.Demiyorum ki bütün terör olaylarının destekçisi yahudi veya hristiyanlardır.Demiyorum ki müslümanlar(aslında kendini müslüman sananlar demeliyim çünkü terörün dini milleti olmaz) terörist olaylar yapmaz.
Amerikan kültürünü okumaya gerek yok yaptığı savaşlar , nedenleri ve uygulanan yöntemler bizi Amerika hakkında yeterince (istemediğimiz kadar) bilgilendiriyor.
@zeynel:
Öncelikle sözlerimi tam anlamadığınızı belirtmek isterim.Bakın ben size ne demişim? :
Anlaşıldığı gibi benim için Amerika’dan, İngiltere’den, Türkiye’den, Irak’tan vs. bir yerden link verilmesi önemli değil. Önemli olan tarafsız olması.
Sayın Zeynel, komikleşiyorsunuz. İstersen yazdıklarına bir bakalım:
Yazdıklarınızdan şu anlaşılıyor; verdiğim iki linki okumamış olabileceğiniz.
Eğer okuduysanız da problem değil. Ben sizin farketmediğinizi düşünmüştüm.(zira yazıyı okuduktan sonra ve videoyu incelikledikten sonra diğer ikisini göz önüne almamış olabilirsiniz diye düşündüm). Siz hatanızı kabullenmek yerine (böyle bir şeye) “iftira atıyorsunuz” gibi bir yaklaşımla yaklaşarak komikleşiyorsunuz. Burada yanlış anlaşılabilecek bir şekilde yazmışınız ve bunu kabullenmiyorsunuz.
Anlamadım? Daha nasıl bir cevap istiyorsunuz ? :
Bu yetmiyor mu size? Bunu cevaptan saymıyor musunuz? Irak’ta bulunan veya görülen uyduruk bir haritayı Amerika’nın gizli bir planı olduğunu iddia edip komikleşiyorsunuz. Bu Amerika salak mı ki, -eğer varsa- gizli planı olan bir şeyi (hem de Irak’ta) herkesin gözü önüne sersin? (Siz bana haritanın kaynağını bile getirmediniz ki, ben size doğru düzgün bir cevap vereyim)
Bakın Şüpheci Melek Coca-Cola İsrail Bağlantısı adlı yazısında ne diyor, Ortadoğu üzerine olan bir harita için? :
Yani, bu haritalar biri tarafından uydurulmuş bir haritalardan başka birşey değiller. Zira Kürdistan’ın kurulması planı varsa haritada, İsrail’in de küçülmesi planı var. Ben de kitap yazıp, harita çizebilirim, kendi kişisel fikrimi belirtebilirim. Zira size verdiğim kitap linki de yazarın kişisel fikrini içeriyor, Türkiye’nin işgal politasını değil. Bu da öyle:
İyi de ben bunun aksi birşey iddia etmedim ki! Benim amacım komplo teorileriyle uğraşmak. Zira George Bush bile birçok hatasının olduğunu ve hata yapılan yerlerde sorumluluğun kendisine ait olduğunu kabul etti. İkincisi Saddam döneminde de rejim tarafından milyon Kürt katledildi. ( http://www.velfecr.net/haber_detay.php?haber_id=2331 ) Celal Talabani’nin geçen seneki açıklaması ise şu şekildeydi: “Amerika sayesinde Kürtler kurtuldu”
Söylediğiniz kişileri şu tür insanlar kabul ajan kabul eder :
1- Komplo Teorisyenleri (siz bu sınıfa giriyorsunuz)
2- Tartışmalarda yeterli argümanları bulunmayanlar
3- Tüm Dünya’nın bir komplo üzerine kurulmasının mümkünatı olabileceğini düşünüp, bunu böyle kabullenenler
4- Kendi yaptıkları rezillikleri ört-pas etmek isteyenler
5- Hayalperestler
6- Konular hakkında tam bilgisi olmayıp, sağdan soldan dinlediği uyduruk masalları gerçek zannedenler.(siz de böyle bir izlenim var)
Zira benim araştırmalarım, düşündüklerim ve gördüklerim bunların bir ajan olabileceği fikrinin çok saçma olduğunu söylüyor.
Sen, Hamas’ın 1988′de imzalanan manifestosunu okudun mu? :
Görüldüğü gibi ortalıkta onların ajanlığını kanıtlayabilecek herhangi bir sebep yok. Anlaşıldığı üzere bu örgütler başlı başına bir İslami terör örgütleri ve İslam ülkeleri dışında herhangi ülkeler bunlara destek vermiyor. (Hatırlayınız şöyle demiştiniz: “Filistinde uyduruk roketatarlarla İsraile saldırarak İsraillilerin buna karşılık vermesine(katliam yapmasına) vesile olan insanlar sizce müslüman mı ajan mı?”
İsrail’in en büyük düşmanı olan İran, Hamas’a ve Hizbullah’a destek verirken, örgütlere ait üyelerin bir ajan olmaları ve terör örgütlerinin batılı ülkeler ile İsrail tarafından kullanılmaları çok saçma oluyor. Zaten manifestoda da gerekli bilgiler mevcud> tabi düşünenler için….)
Aslında vermiştim:
Ama siz sabremediğinizden dolayı şu an için size kısa bir bilgi vereyim:
Sayın Zeynel, hayatta bazen istisna, müstesna denilen olaylar vardır. Esrarengiz ve mucizevi diye tabir edilen olaylar vardır. Örneğin; bir kişi giriş kattan düşer ölür, bir kişi de 15. kattan düşer sapa sağlam hayatına devam eder.
Sevgili Zeynel; bir havakorsanının pasaportunun mucizevi/esrarengiz bir şekilde bulunması sizi, 11 Eylül’ün tamemen bir komplo olduğuna inandırıyor öyle mi? O günkü kaçırılan 4 uçak ve ortada 3.000 ölü varken, ayırca ortalıkta uyduruk komplo teorileri dolaşırken, pasaportun mucizevi bir şekilde bulunması tüm 11 Eylül’ün bir komplo olduğunu kanıtlıyor size göre…
Öncelikle Muhammed Atta bir pilot. Uçağı kullanan kişi. Yani, en önde oturan kişi. Pilot kabininde oturan kişi. Kokpitte duran kişi. Demek ki uçak binaya çarparken patlama anında mucize bir şekilde pasaport dışarı rahatça fırlıyabilir(dışarı çıkarken de havanın etkisiyle ateş sönmüş olabilir veya onu herhangi koruyacak birşey olabilir). (Başka şeyler de düşünülebilir, illa ki bir art niyet aramak zorunda değildir insan)
Muhammed Atta’nın pasaportu için bu tip aynı şeyi düşünebiliriz.Sonuçta bu, bazı kişiler tarafından, “esrarengiz bir olay” olarak adlandırılıyor. Zira bunun bir komplo olduğuna inanmak için elimizde “pasaport olayından” daha fazla kanıta ihtiyacımız var.
Şu yazıları da okuyunuz:
http://www.tumgazeteler.com/?a=946069
http://www.tumgazeteler.com/?a=220954
Ayrıca, lütfen cevap yazarken imlamıza ve yazı düzenimize dikkat edelim. Bilinçsiz yapılanlar önemli değil. Ama sizin yazı düzeniniz çok bozuk ve bilinçli olarak hiç önemsemiyorsunuz. Maddeleri sıralarken bile alt alta yazmaktan çekiniyorsunuz. Lütfen, karşı tarafa aynı saygıyı gösterelim.
Sn. Kanı,
Yazdıklarınızı ilgiyle izlediğimi ve uslamlamalarınızı beğendiğimi söylemek isterim. Umarım 11 Eylül’le iligli ikinci bölüme en kısa sürede kaldığınız yerden devam edersiniz. Bunu yaparken şu sorulara da değinmenizi, bildiklerinizi paylaşmanızı rica ederim:
1- Olaydan önce Muhammed Atta’nın hesabında görülen para hareketleri (Pakistan Ordu görevlisi ile buluşmalar)
2- Uçaklar kulelere çarpmadan önce yaşanan şiddetli patlamalar. Bunların bodrum katta olduğunu ve şiddetinden insanların yere savrulduklarını anlatanlar var. Bu konuşanların tümü de yalancı mı?
3- Olaydan 4-5 hafta sonra bile yanmaya devam eden erişimiş çelik! Erimiş metal havuzlarından bahsedenler var. Bunlarda biri de fizik profesörü. Zeitgeistte bu yönde birçok ifade var. Thermat kullandığı tespit edilmiş. Bunlar da mı yalan?
4- Olay günü Ulusal Hava Güven Ağının tatbikatla meşgul olması bir rastlantı mıdır? Bunu teröristelerin önceden bilmesi mümkün mü size göre?
5- Zeitgeistte ortaya konulduğu üzere olayı üstlenmek için TV’de açıklama yaptığı görüntülrede görülen adam Usama Bin L. değil onun benzeridir. Yüzünün kemik yapısı belirgin biçimde farklıdır. Buna ne diyeceksiniz?
6- WTC7′nin çöküşü tam olarak açıklanamıyor. Bu binanın çöküşü de bir controlled demolition’ı çok andırıyor.
7 – Amerika akabinde Afganistan’a giriyor, ne Usama Bin Laden ne de terörist örgütün ele başları bir türlü yakalanamıyor. Olanca teknolojil gücüne rağmen bunların tümü olasılıkları biraz fazla zorlamıyor mu? Diğer yandan Afganistandaki haşhaş tarlalarına ne diyeceksiniz? Bu iddialr da mı yalan?
8 – Sonrasında Irak’a giriyorlar ve savaşa neden olarak gösterilen kitle imha silahları da esrarengiz bir biçide yine bulunamıyor.
Bir savaş bahanesi için CIA tarafından tezgahlanmış olması hiç de yabana atılacak bir olasılık değildir. Rantın olduğu her yerde – hele ki bu CIA ise – bu tür komplolar her zaman olanaklıdır. Demokrasi götürmek için IRak’ı işgal etmediğini sanırım siz de biliyorsunuzdur.
@MrGuitar:
Aslında 11 Eylül sonrasının komplo teorilerini daha uzun bir bölüm inceleyeceğim. Sizin argümanlarınızın bir bölümünü de biliyorum.
Öncelikle iddialarınıza herhangi bir kaynak sunmamışınız. Ancak, ben bildiğim kadarıyla açıklayayım;
Uçaklar kulelere çarpmadan önce şiddetli patlamalar olmamıştır. Sizin söylediğiniz “şiddetinden insanların yere savrulduklarını anlatanlar”, saldırılardan sonra bu ifadeleri veriyor.
11 Eylül 2009 akşamı NTV’de bir belgesel yayınlanmıştı. Belki izlemişinizdir. Hatta şuradaki yayın akışı bildirisinde var ismi:
http://tvrehberi.milliyet.com.tr/Komplo_Teorileri_11_Eylul/Belgesel/NTV/276050/tv/index.htm
Aslında tam ismi Türkçe’ye çevrilmemiş. Tam ismi şöyle olacaktı: “Komplo Teorileri:11 Eylül Üçüncü Kule”
Belgesel NTV/BBC işbirliği ile apılmış bir belgesel. Yapımcısının ismi Caroline Catz.
Belgeselde gerek “WTC7′nin çöküşü tam olarak açıklanamıyor. Bu binanın çöküşü de bir controlled demolition’ı çok andırıyor. ” iddianızın tam tersine çok net bir biçimde açıklanıyor, gerekse, “Thermat kullandığı tespit edilmiş” iddianızın nedeni açıklanıyor. Orada bulunan madde bir kaç maddenin karışımından elde edilmiş. Hatta aynı zamanda “patlamalar sırasında etrafa savrulan insanların” ifadelerini, kendilerinden tekrar alıyorlar.
Belgeselin İngilizcesini şuradan izleyebilirsiniz:
http://video.google.com/videoplay?docid=9072062020229593250#
Hatta Şüpheci Melek’in sitesinde, Şüpheci Melek’e “11 Eylül Yalanları – İşe Gelmeyen Yahudiler” yazısına yorum yaparak, şöyle bir soru sormuştum:
Daha o cevap vermeden “Eray” isimli yorumcu bana şu cevabı verdi:
Yorumlar burada:
http://suphecimelek.wordpress.com/2009/09/04/11-eylul-yalanlari-ise-gelmeyen-yahudiler/#comment-3974
İkincisi, yazımın devamında WTC 7′yi işlediğimde bana kaynak olacak şu site, binanın neden ve nasıl çöktüğünü rahatlıkla açıklıyor:
http://www.debunking911.com/pull.htm
Usame Bin Ladin’in Zeitgeist’te yayınlanan videosu zaten Loose Change’den…
Loose Change onun Usame Bin Ladin olmadığını nasıl savunuyor?. Şu şekilde:
Ama Loose Change “altın yüzük yasak” derken, İslam’da sol elinin de kullanılmasının yasak olduğunu gözden kaçırıyor. İkincisi; söylediği yüzüğün, altın olduğunu videodan anlamak mümkün değil. Usame B. Ladin’in bir çok yerde yüzük taktığı bilinyor.
Sanırım yazımda söylediğim “Screw Loose Change ‘Not Freakin’ Again” adlı belgeseli izlememişiniz. Çünkü, Screw Loose Change, sizin sunduğunuz iddiaların hepsine cevap veriyor. Screw Loose Change’i izlerseniz, o videondakinin, “gerçek Usame” olduğunu anlayabilirsiniz.
Screw Loose Change’i şuradan izleyebilirsiniz:
http://video.google.com/videoplay?docid=-3214024953129565561#
(Özellik de 2 saat 20. dk.’dan sonrasına dikkat edin, oradaki gerçek Usame)
Bir de şöyle demişsiniz:
Öncelikle bu söyleminiz, 5. maddeniz ile çelişiyor. Ya 5′i kabul etmeniz lazım ya da 8′i.
Dahası; yanılıyorsunuz! Bir çok terörist başı yakalandı ve bunların çoğunluğu Guantanamo üssünde cezalandırıldı.
Usame’de ise konu biraz farklı. Amerika’nın ne kadar yakalacak gücü var ise, Usame’nin de o kadar kaçabilecek gücü var!
Zira kendisi, Dünya’nın en büyük teröristi. Kendisinin Himalayalar’ın uzantısı olan, Afgan-Pakistan dağlarında olduğu düşünülüyor. Üzerinde ne alıcı var, ne verici.
Saddam’ın yakalanmasının nedeni, onun düşmanının çok olması ve onu ihbar edecek kişilerin bol miktarda mevcut olmasıydı. Nitekim kendisi, savaş başladıktan 8 ay sonra yakalandı.
Peki, Bin Ladin’in yakalanmamasına benzer olay yaşanmadı mı? Tabii ki de yaşadı:
Örneğin; Amerika, Bosna Soykırımı sorumlusu ve savaş suçlusu Rodovan Karadzic’in de başına milyonlarca dolar ödül koymuştu. (Aynı Bin Ladin gibi)
Ama kendisi tam 10-12 yıl boyunca yakalanamamıştı. Evet, Radovan Karadzic tam 96′dan 2008′e kadar yakalanamıştı. Şurada ayrıntılı bilgi var:
http://en.wikipedia.org/wiki/Radovan_Karad%C5%BEi%C4%87
Dahası da var; Onun en büyük işbirlikçisi “Ratko Mladiç” halen aranıyor :
http://en.wikipedia.org/wiki/Ratko_Mladi%C4%87
Demek ki bu ve bu benzeri kişiler bu tip işleri iyi beceriyorlar. Ki Usame Bin Ladin’in bulunduğu yerde yakalanma olasılığı, Mladiç ve Karadziç’ten çok zor. ( Mladiç ve Karadziç Avrupa’da, Usame, Afgan mı? Pakistan dağlarında mı?. Nerede olduğuna dair bir fikir yok )
Şurada, “El Kaide hakkında yanlış bildiğimiz 10 şey” adlı yazıyı okumanızı tavsiye ederim:
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=17987&Categoryid=4&wid=73
Afganistan’daki tarlaların çoğu ateşe verilip yakılmıştı.
Son olarak Irak’ta kimyasal silah bulunmadığı doğru. Ama bu zaten bir şüpheydi. Ki hatırlarsanız, Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce Saddam’a, ülkeyi terketmesi 48 saat süre vermişti:
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/206345.asp
Öte yandan bu şüphenin nedenlerden bir tanesi şuydu:
National Geographic, -geçenlerde Sabah gaztesinin de kuponla verdiği- Gizemler ve Keşifler adlı belgesel setinden, 15 no.’lu belgesel olan “Zehirlerin Bilinmeyen Gücü” adlı belgeselde şunları söylüyor:
Yani, Irak benzeri birşeyi daha önce yapmıştı. Saddam’ın birçok kişiyi katlettiğini de biliyoruz. Öte yandan Amerikan Başkanı George Bush, bazı şeylerden pişman ve hayal kırıklığı duyduğunu ve en büyük hayal kırıklıklarından birisi de “orada kitle imha silahlarının bulunmaması olduğunu” yinelemişti.
Örneğin şuradaki haberde bakın ne diyor:
http://www.ilkhabergazetesi.com/bushun-son-beyaz-saray-toplantisi/
Tabi savaşın nedeni sadece bundan ibaret değildi. İrak’ı silahsızlaştırmak ve askeri gücünü düzenlemek diğer önemli nedenlerde. Ve Son olarak da şu yazıları okumanızı tavsiye ediyorum:
http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/somuru.htm
http://muratyildirimoglu.com/makaleler/amerika.htm
http://muratyildirimoglu.com/makaleler/amerikakarsitligi.htm
Ve tabi şu yazıları da:
http://muratyildirimoglu.wordpress.com/2009/08/22/komplo-kuramlari/
http://muratyildirimoglu.wordpress.com/2009/04/23/palavraci-ali-bulac/
Ben, resmi ve ansiklopedik kaynaklara göre konuşmayı yeğlerim. İspat Yükümlüğü’nü taşıyamıyacağım iddiaları sunmayı tercih etmem. Tüm olaylar, anlattıklarım gibi gözüküyor. Tüm verdiğim kaynakları incelemenizi öneririm.
İlginiz için teşşekür ederim, 11 Eylül’ü daha işleyeceğim.
Saygılar…
Değerli Sn. Kanı,
Öncelikler yanıtınıza ve ayırdığınız zamana teşekkür ederim. Değerlendirmelerinizi dikkate aldığımı da bilmelisiniz.
Benim elimde nasıl bir kanıt olmasını bekliyorsunuz. İnternet ve basından ne öğrenebiliyorsak hepimiz de bunlara göre değerlendirme yapıyoruz bildiğiniz gibi. Zeitgesit adlı belgeselde konuşan bir çok kişinin anlatılarına atıfta bulunuyorum; bunların içinde kulelerin yapımcısı ve fizik profesörü de var. Ve bu profesör erimiş metal havuzlarından bahsediyor. Bu nasıl olabilir?
Patlamalara gelince, gerek uçaklar çarpmadan önce ve gerekse de sonra patlamalar olduğuna ilişkin iddialar var. Zeitgeistte bunu anlatan insanlar var. Ben onların yalancısıyım:)
Tüm yaptığım bu gizemi çözebilmek için farklı kaynaklara başvurup bilgimi arttırmak. Eldeki veriler ve sınama olanaksızlığı başka bir yol da bırakmıyor esasen.
Sizden ricam, patlatıcılarla kesilmiş gibi duran çelik kolonlara da bir açıklama getirmeniz. Diğer yandan pilotun pasaportunun o infernodan zarar görmeden çıkması olanaksız. Yani, pasaportun enkaz yerinde bulunması gibi birşey söz konusu olamaz. Ne var ki bu basının bir uydurması da olabilir. Bu nedenle çok da önem vermiyorum aslında.
Son olarak, Amerika Irak’a girmeden önce basını yakından izleyen biri olarak biliyorum ki savaş nedeni kimyasal silahlardı ve Saddam’ın bunların aranmasına izin vermediği yalanları ayyuka çıkmış, buna Saddam’ın teröristlerle işbirliği yaptığı yalanı da eklenmişti. Bunlar sağlam bilgiler ve Amerika’yı bu yalanlardan kimse aklayamaz. Kendi çıkarları için işgal etmiştir Irak’ı; bu gün gibi açıktır. Yine de konumuz bu olmadığı için burada kesiyorum.
11 Eylül’ü işlerken bu sorularımı da dikkate almanızı isterim. Sunumunuzu merak ve sabırsızlıkla bekliyorum değerli dostum.
Esen kalın,
@MrGuitar:
Verdiğim belgesellere bakmamışınız sanırım.
Screw Loose Change 3 saat, BBC’nin belgeseli ise 1 saatti. Bu da ediyor en az 4 saat. Verdiğim linklerdeki videoları izleyip, yazıları ve yazdığım yorumun tamamını okursanız da en az 30 dk. geçer. Ama siz, benim cevabımdan 37 dk. sonra yorum yapmışınız.
Şöyle demişsiniz:
Hem böyle konuşmuşunuz, hem de verdiğim yerleri yeterince araştırmamışınız.
Eğer benim linklerini verdiğim Screw Loose Change’i ve BBC belgeselini izleseydiniz, sunduğunuz bu argümanların hepsinin yanlış olduğunu görebilirdiniz.
Örneğin; “Pasaport olayı”nın çarpıtma olduğunu, böyle birşeyin mümkanıtı olabileceğini” görebilirdiniz S.L.Change’den…
Kaldı ki, ben size Şüpheci Melek’in sitesinde yorum yaptığım bir linki vermiştim. Eğer o linki tam olarak inceleseydiniz, Şüpheci Melek’in aynı soruyu yönelten bir kişiye, “pasaport argümanının sağlam olmadığını açıklayan ve böyle bir şeyin mümkanatı olabileceğini kanıtlayan” şu linki verdiğini görebilirdiniz:
http://www.911myths.com/html/passport_recovered.html
Sonrasında şöyle demişsiniz:
Öncelikle pasaportun patlama anında dışarı fırladığı düşünülüyor. Peki, fırlama gibi bir olasılık olamaz mı? İsterseniz aşağıdaki linklerdeki forograflara bir bakın:
http://zibili.com/sept11/91103.htm
http://www.911myths.com/Flight_11_Seat_Cushion_Large.jpg
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1459703
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1459828
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1472574
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1459721
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1459681
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1459872
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1459850
http://www.pbase.com/peteburke73/image/1459650
Görüldüğü gibi yere saçılmış koltuk, yanmadan son anda kurtulmuş kağıtlar, belgeler, raporlar -gerek dumanın kaldırma gücüyle, gerekse patlama sırasında- aşağı uçmuş. Pasaport bunların arasında bulunmuş.
Kaldı ki biz o gün Muhammed Atta’nın ve Abdülaziz al- Omari’nin havaalanına geldiğini biliyoruz (tabi fiğer teröristlerin de kamera görüntüleri var, bunları yazımda yayınlayacağım) :
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/6/68/Atta_in_airport.jpg
Ve yine biliyoruz ki, havaalanına hiçbir kimse pasaportsuz alınmaz. (Kişi yabancı uyruklu çünkü. Bu yüzden passoport, M. Atta’nın yanında)
Dolayısıyla durum, pasaportun dışarıya mucizevi bir şekilde uçtuğunu gösteriyor. Ki Screw Loose Change’i izlerseniz, aşağı ceket, yelek gibi eşyalar bile uçmuş uçaktan…
Dahası, Screw Loose Change’i ve BBC’nin belgeselini izlediğiniz zaman şunlarla karşılacağınızı size söylemiştim:
Yani, fizik profesörünün iddiası güme gidiyor.
Irak Savaş’ında yeteri kadar bilgiyi verdiğimi sanıyorum:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Irak_Sava%C5%9F%C4%B1
Ama sizin düşünceniz farklı olabilir, bu önemli değil. Sonuçta herkesin düşünce ve ifade özgürlüğü var.
Sizden ricam, verdiğim yazı linklerini, belgesellerin tamamını izlemeden iddiaları sunmamanız. Çünkü, belgeseller neredeyse tüm iddiaları çürütüyor, bilimsel verilerle. ( Hatta hatırlayın, Eray isimli yorumcu ne cevap vermişti? : Evet ben izledim ve ikna oldum. Komplo teorilerinin elle tutulur kanıtları yok, sadece iddialar, iddalar, iddialar… )
Son olarak da Zeitgeist…
Zeitgeist’in ikinci bölümü zaten Loose Change’den alıntılar yaparak oluşturulmuş. Birinci bölümünü(Hristiyanlık’ın eleştirisi) kendileri yapmışlar, ancak ikinci bölümünü Loose Change’nden alıntılarla oluşturmuşlar.
Zaten birinci bölümü bile yalan dolu. Bunu Şüpheci Melek işledi:
http://suphecimelek.wordpress.com/2009/04/15/zeitgeist1/
Eğer bu blogu açmadan önce, O bunu yapmamış olsaydı, ben yapardım…
Zeitgeist’e konuşanlar, o gün yolcu listelerinde “Arap ve müslüman isimli bir yolcu bulunmadığını” da söylüyorlar. Ama gerek kamera görüntülerinden yola çıkarak, gerek uçuş listelerine bakarak, yolcularda teröristlerin isminin bulunduğunu biliyoruz:
http://911research.wtc7.net/planes/evidence/docs/Flight11.png
http://911research.wtc7.net/planes/evidence/docs/Flight175.png
http://911research.wtc7.net/planes/evidence/docs/Flight77.png
http://911research.wtc7.net/planes/evidence/docs/Flight93.png
http://2.bp.blogspot.com/_A1K7WiQJbaI/SLtQIeF3NbI/AAAAAAAAAQE/DBO-AG2ZLFM/s400/724_flight11_manifest2050081722-9398.jpg
Görüldüğü gibi Zeitgeist de çok yalan söylüyor. ( Screw Loose Change’i, BBC/NTV Belgeselini ve Şüpheci Melek’in yazısını şiddetle, mutlaka ve mutlaka izlemenizi ve okumanızı öneriyorum)
Yazım daha tam bitmedi sevgili MrGuitar. Sizin iddialarınızı da işleyecektim. Elimde yeteri kadar kaynak var, ancak, işlerim çok yoğun olduğundan yazıma farklı zamanlarda devam ediyorum. Bunun için kusura bakmayın…
İlginiz için tekrar teşekkürler, saygılar…
Sevgili Şüpheli Kanı,
Verdiğiniz linklerin tamamını değilse de önemli bir kısmını inceledim. Dediğiniz gibi kontrollü yıkım ve pentagona bomba atılması gibi iddialar aynen çöpe gidiyor. Bu konularda sorun yok. Bu durumda ortaya çıkan sonuç şu ki gerek Loose Change gerekse de Zeitgeist tam anlamıyla yalan söylüyor ve kamuyunu yanlış bilgilendiriyor. Hem de öyle böyle değil yaptıkları çarpıtmalar… Ne yazık ki bunlara aldanmışız…
Fakat her şeye rağmen, CIA’nin islami teröristler tarafından bu eylemin yapılacağını önceden biliyor ve buna izin vermiş olması hala diri bir olasılık. Tatbikatın aynı güne rastlaması sadece bir tesadüf mü? Sezgilerim bana bu kara çok raslantının bir arada bulunamayağı konusunda sürekli uyarı sinyalleri göndermekte
)
Komplolara karşlılık olarak yazılan makale ve değerlendirmelerde Pakistanlı Generalle Bush hükümeti görevlileri arasında bir buluşma olmadığı, Muhammed Attaya para havalesi gerçekleştiğine ilişkin de herhangi bir kanıt olmadığı ileri sürülüyor. Kısacası her iki taraf da birbirini yalanlıyorlar. Gerçek nerede? Bilmiyoruz değerli dostum. Bilemiyoruz.
Afganistan’a Amerika eliyle ekimi yapılan haşhaş tarlalarına ilişkin bir kanıt var mıdır? Bunu da bilemiyorum.
Amerika Afganistan’ın kaynaklarını kullanmak için herhangi bir girişimde bulunmuş mudur? Orada bu amaca yönelik herhangi bir tesis, fabrika, maden ya da taş ocağı var mıdır? Bu konularda güvenilir bilginiz varsa bunları da paylaşmanızı rica ederim.
Yazacaklarınızı büyük bir ilgi ve merakla bekliyorum değerli Kanı. Gerek siz gerekse de Şüpheci Melek ülkemizde aydın düşünce için hala ve büyük umutlar olduğunun açık birer delili olarak gurur verici araştırmacılarsınız. İyi ki varsınız değerli dostum.
Saygılarımla,
Sevgili MrGuitar;
CIA’in saldırıları önceden biliyor olması gibi bir durum söz konusu değil. Kule 93′te de bombalanmıştı:
http://en.wikipedia.org/wiki/1993_World_Trade_Center_bombing
O tarihte de kuleye kamyon patlatılmıştı. Bu olaydan sonra olabilecek terör saldırılarına karşı olan tatbikatlar artmıştı. Kuleler ilk hedefler arasında gösteriliyordu ve yoğun tehditler vardı.
Ancak, 11 Eylül sabahı, hiçbir kimse uçakların kaçırılıp, kulelere, Pentagon’a sokulacağını tahmin edemezdi.
O günkü gelişen olayları daha anlaman için, United 93 filmini izlemeni öneriyorum:
http://www.indirmedenfilmizle.net/united-93-ucus-93-film-izle.html
Eğer filmi izlersen, o gün birçok yanlış istihbarat sağlandığını, yetkililerin şaşırdıklarını, bazı kaçırılmayan uçakların kaçırıldıklarını zannettiklerini, vb. olayları görebilirsin. (ben yayınlayacağım CD’dimden ama orjinal olduğu için gösterimi yasak
)
İstersen, United 93 filminin sonunda verilen bir bilgiyi sana vereyim (ancak, filmi mutlaka izle) :
Yani, olaylardan sonra tüm önlemler alındı. O sabah böyle bir şeyin olmasını hiçbir kimse beklemiyordu. Amerikalıların bu saldırıları önlemede beceriksiz olduklarını kabul etmeliyiz. (Zaten Başkan, uçakların vurulma yetkisini olaylardan hemen sonra, 10:18′de verdi. Ama, yanlış uçakların vurulmasından korkan komutanlar -asılsız olabilecek bilgileri ve istibaratları da dikkate alarak- emri pilotlara bildirmemeyi tercih etti.)
Hava korsanları ile ilgili önemli iddiaları da, şurası cevaplıyor:
http://www.911myths.com/html/hijackers.html
Zaten Muhammed Atta’nın ilişki kurması yanlış olur, çünkü; kimi İslami görüşe göre İntihar bombacılığı insanlara cennet vaddediyor. Bugün bile intihar bombacılarının cennet için kendilerini infilak ettiklerini biliyoruz. 11 Eylül de bu yüzdendi. (Kendi dininden olmayanlara cihad için yapılan veya İslam dinini bozmak için uğraştıkları düşünülen topluluklara yapılan bu tip davranışlara, İslam inancındaki bazı görüşlere göre cennet verildiğini biliyoruz)
….
Afganistan’daki esrar tarlalarının çoğu Amerika ve
Taliban rejimi yıkıldıktan sonra başa geçen lider olan Karzai tarafından yaktırıldı. Şu anda uyuştucu ile büyük mücadele veriliyor:
http://www.dw-world.de/dw/article/0,,2524579,00.html
Ki zaten Dünya’daki esrar ve uyuşturucu ticaretine, 1917′de Amerika’nın baskısıyla küresel anlamda yasak hale getirildi.
Amerika ve Birleşmiş Milletler’in amacı, Afganistan ve Pakistan’daki El-Kaide terörünü bitirmek. Amerika, Afganistan’a bi takım yardımlar yapıyor ve yol bile inşa etmişti hatırlarsanız. Hatta terörle mücadele kapsamında, Afganistan operasyonu için topraklarını açan çevre ülkelere de yardım veriyor. Örneğin, şuradaki haberde Özbekistan’a yapılan yardım üç katına çıkarılmış:
http://www.tumgazeteler.com/?a=220229
“Amerika Karşıtlığı” ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyorum yakın bir zamanda. O yazımda tarihsel verilerle, ansiklopedik bilgilerle konuştuğumu görebilirsiniz. Bu bağlamda günümüzde üretilen komplo teorileri ve iddiaların temelsiz olduğunu anlayabiliriz(tıpkı 11 Eylül gibi). Öte yandan Amerika’ya yapılan eleştiriler, kimi zaman doğru, haklı olmakla beraber daima abartılıyor ve ardından komplocu iddialar geliyor. Bunları da yazacağım yazıda bulabilirsiniz.
Öte yandan Şüpheci Melek’in şu yazılarını da mutlaka ve mutlaka okumalısınız:
http://suphecimelek.wordpress.com/2009/03/11/coca-cola-israil-baglantisi/
(Bu yazısında benim tartışmalarım da var, Şüpheci Melek’in ilk okuduğum yazısıydı
)
Şüpheci Melek, hakkındaki söyledikleriniz doğru. Ama sana bir başka yazar daha öneriyim. Sitesi şurası:
http://muratyildirimoglu.com/
Bu yazarın sitesinde; teknik, sosyal ve bilgilendirme üzerine olan yazı kategorileri mevcut. Özellikle de sosyal bölümünde bulunan yazılarının hepsini okumanı isterim:
http://muratyildirimoglu.com/sosyal.htm
Bu yazar ile birlikte olmak üzere, Şüpheci Melek ve benim görüşlerim aynı. Üçümüz de hemen hemen her alanda aynı şekil bakış açışına sahibiz. Onun dinle ilgili yazıları da var:
http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/herkavmebirpeygambergonderildi.htm
http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/dinveozgurluk.htm
http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/din_krize_caremidir.htm
Bu yazılarıyla beraber, şurada da objetif ve çok güzel bir yazısı mevcut:
http://muratyildirimoglu.com/makaleler/muslumanlik.htm
Söyleceklerim şimdilik bu kadar.
Saygılarımla…
Okuyuculara Önemli Uyarı! :
Bundan sonraki yapacağınız yorumlar, yazının tamamı içindir. Yukarıdaki yorumar daha yazı tam bitmeden önce yazılmıştır. Zeynel nickli yorumcunun yazdıkları Loose Change’in Part-1 kısmına aittir. MrGuitar isimli yorumcunun birinci yorumu “Pensilvanya’ya uçak düşmediği” konusuna kadardır ve son yorumu da “Havakorsanları ile ilgili iddialara” kadardır.
Bundan sonraki yazılacak her yorum ise yazının tamamına aittir.
Hey, I found your blog while searching on Google. I have a blog on online stock trading, I’ll bookmark your site.
atilla akarın kamikaze operasyonu die bi kitabı var okumanı tavsiye ederm söyledklerinize genelde uyuyor ancak herşeye belgeye dayalı bi oku sonra yine yazarsın buraya
@Sevgili noyan: Bahsettiğiniz kitabı okudum. Ancak, o belge zannetiğiniz şeyler aslında insanı sahteciliğe sürükleyen şeyler.
Bir devletin, kendi 3000 vatandaşını yok edebileceğine inanmak, gerçekçi bir söylem değil.
Ümit Sayın da sözde kendi kitabında belgeleri sunuyor. Zeitgeist de kendisine has belgeleri sunuyor. Loose Change, komplocu kaynaklar arasında en iyisi. Atilla Akar’ın ki ise daha roman tadında.(ki zaten roman)
Komplo dediklerimiz de bu şekilde gerçekleşmez. Böyle bir komployu gizli tutmadan başarmak imkansızdır. Bir düşünün; komplocu kaynaklar, kendilerinin olayları deşifre ettiklerini iddia ediyor.
Eğer durum bu kadar kolayca, birçok kişi tarafından deşifre edilebiliyorsa; neden bu komplolar gizli kalıyor? Niye resmiyet kazanmıyor? Eğer anlatılanlar hakikatten de doğru olsa, sizce bunların çoktan ansiklopedilere geçmesi gerekmez mi?
Diğer bir nokta komplocular “Operation Northwoods” ile 11 Eylül’ü bir tutuyorlar. Ama ben baştan dedim;
“Sizin komplo dedikleriniz de bu şekilde gerçekleşmez. Böyle bir komployu gizli tutmadan başarmak imkansızdır.” diye.
Operation Northwoods’un ne olduğu bellidir. Açık-seçiktir. Gizli kalmamış ve gerçekleş-memiştir. Amerika, onu gerçekleştirmezdi de…
Şu video da “Operation Northwoods” ile 11 Eylül arasındaki farkı anlatıyor(alt-yazılar buna cevap veriyor) :
******
Sonuç olarak; komplo teorileri insanlara daha çekici gelir. Üstelik, cahil insanları komplolara inandırmak çok kolaydır. Sanki yazımı tam olarak “okumamışsınız” şeklinde bir düşünce oluştu bende.
Ama neyse;
Size şu belgeseli izlemenizi öneriyorum:
http://video.google.com/videoplay?docid=6680224505086911340&ei=DgAyS9SHBIek2AKEg8SIDw&q=Conspiracy+Files%3A+9%2F11&view=3#
İkincisi şunu:
http://video.google.com/videoplay?docid=9072062020229593250&ei=-_8xS_WHD4ac2wKgsK2UDw&q=Third+Towert#
Veee şunu:
http://suphelikani.wordpress.com/2009/10/13/screw-loose-change-not-freakin-again-edition/
Üstelik, cahil insanları komplolara inandırmak çok kolaydır…
insanlara bu şekilde itham edemezsiniz sizin zekanıza ben bir laf etmediysem sizde gerekli terbiye kuralarına uyun lütfen herkes sizin kadar burnu büyük değil
@Sevgili noyan:
Oradaki ithamım size değildi. “Cahil olmak” da zeka ile alakalı şey değildir. Cahil demek -benim kastettiğim şekliyle-; “Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan” demektir. (Bkz. TDK 2. Anlam: http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=cahil&ayn=tam)
Elbette ki her insanın bir konuda da cahilliği bulunmaktadır. “Cahil olmak” da suç değildir.
Şimdi ben o lafı niye dedim? Yazımı okudunuz mu?:
diyorum yazımda. Benim kızdığım işte “Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan” insanları kandıran insanlardır. Tıpkı Alex Jones gibi.
Alex Jones isimli şahıs, ürettiği yalan yanlış bilgilerle “Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan” insanları kandırır da kandırır. Hatta Şüpheci Melek’in bununla ilgili yazısı bile var:
http://suphecimelek.wordpress.com/2009/03/17/alex-jones-ve-komplo-teorileri/
Okumanızı öneririm…
Dediğim gibi, size karşı “Sonuç olarak; komplo teorileri insanlara daha çekici gelir. Üstelik, cahil insanları komplolara inandırmak çok kolaydır.” şeklinde söylediğim; genel bir kavramdı. (Hatta dikkat ederseniz size; “Sevgili noyan” şeklinde hitap ettim).
Ama yorumumu kendim bir-kez daha okudum, hakikatten de cümlenin devamını okursak, yanlış anlaşılabilecek bir şekilde(“size karşı söylemişim” gibi algılanacak şekilde) telaffuz etmişim bunu. Bunun için özür dilerim…
Ama size önereceğim; bir fikri savunurken, o konu hakkında yeterince bilgi sahibi olmanız. Ve konuları iyi değerlendirmeniz.
Aynı zamanda da “şunu oku, sonra yine yazarsın” şeklinde argümanla yaklaşmak yerine, o argümanda bulunan içeriği sunmanız her zaman için daha iyidir. Hatta bundan önce de “şu kaynağı da okudunuz mu?” şeklinde soru sormanız gerekli karşınızdakine nezaket açısından…
Ama neyse, tekrar özür diliyorum. Unutmayın, hepimiz belli konularda cahiliz. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır
Sayın Kanı, öncelikle böyle zorlu bir konu üzerine kapsamlı açıklamalar yapmanızdan dolayı size teşekkür ederim. Gerçekten harika bir çalışma ortamı oluşturmuşsunuz.
Konuya gelecek olursak, yapmış olduğunuz yorumların birçoğunda ABD’yi aklamaya eğilimli olduğunuzu görüyorum. ayrıca hiçbir antitezi de kabul etmediniz şimdiye kadar. sunduğunuz birçok tez doğru ama eksik ve zayıf olan tezler de bulunuyor.
pasaport meselesi bunlardan birisi. öncelikle, pasaportsuz kimse havalimanına alınmaz dediniz ama;
1. eğer bu bir komplo ise kişileri havalimanına pasaportsuz da alabilirler.
2. eğer bu bir komplo değilse, kişiler havalimanına bir şekilde girmenin yolunu bulabilirler.
3. eğer komplo değil ise, kişiler kendi adlarını kullanarak neden bilet alsınlar.
gibi ihtimaller söz konusu.
üstelik yine pasaport mevzusunda sizin iddia ettiğiniz olayların gerçekleşmesi tesadüfün tesadüfü niteliğinde bir sebep sonuç zinciri gerektiriyor. bu durumda tezinizin zayıflaması ile birlikte diğer tezlerin güçlenmesi söz konusu.
bir diğer inandırıcı olmayan konu ise el kaide tanımı ile ilgili. gerçi burada başka bir kaynağa baş vuruyorsunuz ama yine de bu kaynağı öne süren sizsiniz. el kaide hakkında bilinen 10 yanlış metninde sovyet- afgan savaşına değiniliyor ve yaklaşık olarak şöyle anlatılıyor. sovyet -afgan savaşında afganlara dış ülkelerden yardım geliyordu. byardım edilen örgüt el kaidenin kuruluşundaki bir versiyonuydu. dış ülkelerce eğitildiler ve güçlendirildiler. savaş bitince de batıya cihat açtılar. şimdi bu teori başta doğru olsa da sonrasında ki bölümü oldukça komiktir. öncelikler abd başta olmak üzere, birçok ülkenin sovyetlere karşı afganistanı desteklediği herkesce kabul edilmektedir. fakat kendilerine yardım eden ülkelere neden daha sonra cihat ilan etme gereği duysunlar. üstelik el kaide müslümanlıkla çakışan özellikler gösterirken, afgan-sovyet savaşında afganistan’da böyle bir durum söz konusu değildi. el kaide’nin bir anda bu şekilde ibre değiştirmesini bu şekilde açıklamak çok dayanaksız olur.
ayrıca amerikan tarihi iyi araştırılmadığında yanlış sonuçlara varılıyor diyorsunuz fakat amerikan tarihi nereden tutarsak tutalım pek parlak bir sicile sahip değildir. amerikanın keşfinden başlayıp süre gelen bir soykırım ve dayatma politikası hiçbir zaman şaşmamıştır. yerlilerin öldürülmesi, kızıl derililerin öldürülmesi, kuzey-güney savaşları, kölelik, ırkçılık, japon katliamı, sudan istilası, somali işgali, vietnam savaşı, körfez savaşı, afganistan’ın işgali, ırak’ın işgali ve ırak’taki soykırım vb. politikalar amerikan tarihinde amerikan hükümetince kasıtlı olarak gerçekleştirilmiş feci olaylardır. yani burada geçmişi hiçte temiz olmayan bir dünya jandarmasından bahsediyoruz. ve 11 eylül saldırısından sonra abd’nin karlı çıktığı oldukça açıktır. bunu neden kabul etmediğinizi hala anlayabilmiş değilim.
daha başka soru işaretleri de var. onlara da daha sonra değinirim.
@turkof:
Havaalanındaki kontrol yapan normal insanların saldırıyı bilmesi gerekiyor bu durumda. Bunu düşünmek pek de mantıklı değil. Benim anladığım kadarıyla, bu saldırının başkası tarafından yapıldığına dair yeterli delil yok.
Sevgili turkof; gerekli açıklama Antoine Vitkine’nin yazdıklarında mevcuttu. Bir ülke ve örgütler arası ilişkiler sürekli değişebilir. El-Kaide önce direniş örgütü olarak eğitildi. Daha sonra İsrail’i ortadan kaldırılması gibi bir politakanın peşine düştü. “Müslümanlıkla çakışan özellikler” diye tabir ettikleriniz; size göre öyle..
İntihar bombacılığının kendisini cennete göndereceğine inananlar da mevcut.
Sizce de neresinde tutarsak tutalım böyle mi?
Siz, insan haklarını “maddeler halinde sıralayan” Dünya’daki/Tarihteki İLK bildirgenin “Virginia Haklar Bildirgesi” olduğunu biliyor musunuz?:
http://tr.wikisource.org/wiki/Virginia_%C4%B0nsan_Haklar%C4%B1_Bildirgesi
Ya da Wilson’un Birinci Dünya Savaşı’nda sunmuş olduğu Wilson Prensipleri’ni?: http://www.tarihportali.net/tarih/wilson_prensipleri-t6869.0.html
Ya da Türkleri ilk savunan belge olan Amiral Bristol Raporu’nu? (Amerikalı Amiral Bristol önderliğinde sunulmuştur): http://www.makaleler.com/oku-amiral+bristol+raporu
Bunun(Amiral Bristol Raporu’nun) özellikleri ise şöyledir:
Tabi Marshall Yardımı da var: http://en.wikipedia.org/wiki/Marshall_Plan#Expenditures
Tabi, iş bunlarla sınırlı da değil.
……
Sevgili turkof; bu tür olaylar her türlü milletin tarihinde vardır. Vietnam konusunda, kızılderili konusunda, Amerika’nın belli başlı bölgelerde hata yaptığı konusunda haklsınız.
Ancak,bizim de elimiz o kadar temiz değil. Kalkıp da orta Asya’dan buraya gelip,Kuzey Afrika’dan Viyana’ya kadar imparatorluk kuran da bizim milletimiz. Baklavalarla fethetmedik o toprakları…
Gayrimüslimlerden cizye-haraç adı verilen vergiler alan, onları devşirme yapan, padişahları kendi kardeşlerini -bebek bile olsa- kesen millet de bizim milletimiz.
İngilizler nasıl başka ülkelerde ticaret bölgelerini ele geçirdilerse, Osmanlı da İpek ve Baharat Ticaret Yolu’nu ele geçirdi.
Kaldı ki Cumhuriyet tarihimiz de matah değil! 1938 Dersim(ki bu olayı çevre halkı “soykırım” olarak anar, olaylarla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilmiştir), 1955 6-7 Eylül, 1942 Varlık Vergisi(gayri müslimlere uygulanan vergi.): http://tr.wikipedia.org/wiki/Varl%C4%B1k_Vergisi
1934 Trakya Olayları(sayıları 45.000′i geçen Yahudilere yönelik saldırılar) vb…
Öte yandan şunlara da değinelim;
1-Kızılderililerin öldürülmesi: Bunda haklısınız zaten. Ancak şunu bilelim ki; her milletin tarihinde gurur verici, üzüntü verici ve utanç verici olaylar mutlaka mevcuttur.
Unutmayalım ki biz de Anadolu’yu kolay yurt edinmedik. Diğer yerli hakların(Maya, İnka, Toltek, Amazon Yerlisi, Aztek, Avustralya Aborjinleri vb. gibi halkların) toprakları üzerinde yaşayan Meksika,Guatemala, Brezilya, Avustralya, Arjantin, Kanada gibi ülkeleri de unutmayalım.
2-Japon katliamı: Öncelikle Japonya İkinci Dünya Savaş suçlusudur. Dahası Pearl Harbor’a saldırıp savaşı başlatan da Japonya.
Öte yandan Amerika, pasifikte savaşın konvansiyonel(klasik) silahlarla devam etmesi halinde her iki taraftan da 2 milyon askerin öleceğini hesaplamıştı. Cenevre konvansiyonuna uymayıp esirleri işkencelerle kesenler de Japonlardı.
Amerika, bomba atmadan önce Japonya’yı uyardı ama Japonya bunu blöf olarak karşıladı. Zaten o dönemde Japonya’yı imparatordan çok savaş yanlısı generaller yönetiyordu.
Daha sonra 6 Ağustos 1945 saat 8:15′te Hiroshima’ya Atom Bombası bırakıldı. Bu olaydan sonra 8 Ağustos’ta Sovyetler Birliği Japonya’ya savaş ilan etti. 9 Ağustos’ta da ikinci bomba Nagashaki’ye bırakıldı. Daha sonra ise Japonlar kayıtsız-şartsız teslim oldular. Japonya’nın Anayasası bile Amerika tarafından kuruldu.
3-Körfez savaşı: Kuveyt’in kurtarılması için yapılmış bir savaştır.
Ayrıca, Irak’taki olaylara soykırım demeniz de ap ayrı bir konu. Irak’ta Amerika tarafından yapılmış ne tür bir soykırım oldu? Tamam, eleştirebilirsiniz, ama bunları yanlış bilgelerle yapamayız, sürekli abartamayız.
Afganistan’daki savaş ise, yönetimi elinde bulunduran Taliban rejimi destekli El-Kaide örgütünün yapmış olduğu 11 Eylül Saldırıları’ndan dolayı çıktı. (tabi daha önceleri de defalarca terör saldırısı olmuştur. Şu postumu incelemenizi öneriyorum: http://suphelikani.wordpress.com/tag/bin-ladin/ )
4-Amerika siyahilerin köle emeğini sömürmüştür, bu doğru, Ancak bunu ortadan kaldırmak için de A.Lincoln zamanında bir iç savaş yapılmış, yüzbinlerce Amerikalı hayatını kaybetmiştir(iç savaşta kaybedilen kişi sayısı, Amerika’nın diğer savaşlarında kaybettiği kişi sayısında çok daha fazladır). Amerikan sanayi üretimi ise o dönem durmuştur. Yani, Amerika bunu fazlasıyla ödemiştir.
Kaldı ki bizimkisi de dahil hemen her milletin, ülkenin tarihinde kölecilik var. Şurada köle ticaretinin ülkelerden kaldırılmasının tarihleri veriliyor: http://en.wikipedia.org/wiki/Abolitionism#National_abolition_dates
Orada İslam ülkelerinden ilk kaldıran 1846 ile Tunus. Suudi Arabistan en son kaldıran ülkelerden ve tarihi 1962.
Biz de tam olarak 1876′da kaldırıldı ama 1908′de halen köle ticareti yapıldığına dair resmi kayıtlar mevcut: http://en.wikipedia.org/wiki/Islam_and_slavery#Twentieth_Century_suppression_and_outlawry
5-Kuzey-Güney Savaşları: Öncelikle Vietnam için gerekli açıklamayı yaptım. Ancak, bir diğer kuzey-güney savaşı olan Kore Savaşı’nı da ele alalım:
Öncelikle K.Kore ve G.Kore arasında gerçekleşmiş olan bu savaş, Amerika’nın çıkarttığı bir savaş değildir. Ancak, daha sonları ABD ve müttefikleri ve Çin de savaşa müdahale etmiştir.
Ama ben şunu belirteyim; Kore’de Türk askeri de savaşmıştır. Türkiye, sayısı 5000′i aşkın asker göndermişti oraya.
Güney Kore, ABD ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu müttefiklerin, savaştığı ülke olan Kuzey Kore; bugün Dünya’nın en antidemokratik devletlerindendir. 11 Eylül’den sonra “şer ekseni”ne dahil edildi.
Güney Kore ise demokratik bir ülkedir. Dünya’nın en refah ve en üretken ülkelerindendir. Bugün kullandığımız otomobil, bilgisayar, telefon, cep telefonu, piller dahil birçok önemli şeyde parmağı var. Hyundai, Kia, Samsung vs. bunların en belirgin örnekleri… (1999′a kadar Daewoo da vardı)
*******
11 Eylül’den ABD karlı mı çıktı?:
http://www.tumgazeteler.com/?a=4837910
Rakamlar pek de doğru değil diyor… Linkin devamına bakarsanız:
Ayrıca şu taze yazıyı da okuyunuz: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=926658&title=komplocu-kafa-ve-irak-petrolleri
Yeterince açıklamalı olduğunu düşünüyorum…
Amerika’yı binlerce nedenden dolayı eleştirebilirsiniz. Ancak, bunlar(eleştiriler) yeter ki ispatlı bilgilerle olsun, tek taraflı olmasın, objektif olsun…
Amacım Amerika’yı savunmak değil! Olaylara yanlış gözle bakılmasını önlemek… “Amerika’yı yaptığı yanlışlardan” eleştirmek başka şey, Amerika’nın yapmadığı şeylere, “yaptı” denilipr eleştirilmesi başka şey, olaylara tek taraflı bakılması başka…
likeable answers i like it
Böylesine bir çalışma. Tebrik ediyorum. Her ne kadar yazınızı okuduktan sonra hala fikrim değişmesede, yani hala bunun bir amerikan oyunu olduğunu düşünsemde yineden buna karşı tez olarak hazırlanmış bu sunum gerçekten takdire şayan.
Buna benzer bir komplo teorisini anlatan 1991 yapımı, oliver stone imzalı ve kevin costnerin başrolünü paylaştığı JFK (john f. kenedy) adlı filmibende bir internet sitesinde ben torrent olarak yayınladım.
Ben sonuç olarak amerikan hükümetinin masum olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Bu insanlar önlerindeki 50 yılın belki 100 yılın gelecek planlarını hazırlayan insanlar. bizim ülkemiz gibi 5 yıllık kalkınma planlarıyla çalışmıyorlar. Ve planları sadece kendi ülkelerini değil dünyayı ilgilendiren ve yön veren planlar. Herşeyin başında, saldırgan, zalim bir millet. Böylesine gücü olan ve böylesine güvenlik sistemleriyle donatılmış bir ülkenin bu denli bir zaafı yaşadığına ihtimal vermiyorum.
En azından şu olabilir diye düşünüyorum. Eğer bunu amerikan hükümeti kendisi yapmadı ise en azından yapılmasına da engel olmamıştır. Yada yapılması için teröristlere zemin hazırlamış ve el altından ne, nasıl ve ne zaman yapacağı konusunda da müdahelelerde veya yönlendirmelerede bulunmuştur. Dayanağım olmasada buna kalıbımı basarım. Elbetteki bunu amerikan hükümeti kendi içinde yaptı derken, 5-10 tane adam bulup gidin uçak kaçırın sonra gidin toslayın şeklinde lanse edildiğini sanmıyorum. böylesine bir eylemi yaptırmak için birçok yol ve yöntem var. Maşa varken elini yakmamak gibi.
Sadece pis kokular geliyor ve Amerika hep pis kokmuştur….
Sevgili voodoo;
Öncelikle yorumunuzdan dolayı çok teşekkür ederim.
Ancak, benim şu soruyu size sormama izin verin: Neden hep böyle düşünüyoruz? Niçin herşey altında bir komplo arıyoruz?
Amerika’nın gelecek için planlar yaptığı doğru. Ancak, bunun için hakikatten de hile mi gerekli?
Amerika zaten en önemli kozlarını saklamıyor:
Örneğin; Amerika serbest ticareti saklamıyor. Ya da Amerika, 6 kıtada kurmuş olduğu binlerce üsle, dünyanın tarihte kurulmuş en büyük imparatorluklarından bile daha fazla alana yayılmış durumda: http://www.tumgazeteler.com/?a=2449751
En çok da Almanya(287 adet), Japonya(130 adet) ve Kore’de(106 adet) üssü var.
Ama Amerika’nın en önemli şeyi; bilime çok önem vermesi. Bugün “toplamda” en fazla Araştırma-Geliştirme harcaması yapan ülke: http://www.tumgazeteler.com/?a=1759192
Benim burada belirteceğim diğer bir konu şu: Bugün bizim toplumumuzda şöyle bir düşünce var: “Bugün batılı ülkeler sömüre-sömüre zengin olmuşlardır.”
Buna daha önceden bu sitede cevap vermiştim: http://suphelikani.wordpress.com/2009/12/07/peygamber-kavim-helak/#comment-150
“Sömürgecilik hiçbir zaman bir ülkenin gelişmesine, onun şu anki ekonomisinin artmasına yetecek miktarda değer üretmedi. Bugünkü batılı ülkeler ve diğer gelişmiş doğulu ülkeler kendi çalışkanlıkları sayesinde bugünkü konumlarına geldiler. Bunu yaparken de çoğunlukla kendi kaynaklarından yararlandılar ya da satın aldılar.
Dünya’nın en sömürgeci devletlerinden İspanya ve Portekiz; 19. ve 20. yy’ı aç ve sefil bir halde geçirdiler. Ki zaten bunlar batılı anlamda sömürgeciliği başlatmış devletlerdir. Bu devletler Kuzey ve Güney Amerika, Afrika, Asya, Okyanus’dan bir sürü ülkeyi sömürmüştürler. Portekiz; en uzun süre sömürgecilik yapmış devlettir. Bu iki devlet; Avrupa Birliği’ne üye olduklarından sonra gelişmişlerdir.
1980 Dünya GSYİH sıralarımasına bakınız: http://www.nationmaster.com/graph/eco_gdp-economy-gdp&date=1980
Portekiz, toplam gelirde 38. sırada ve 24. sırada olan Türkiye’nin çok çok aşağısında.
Portekiz, kişi başına da ise; 48. sırada ve Barbados, Venezuela, Uruguay, Umman, Irak gibi ülkelerin aşağısında: http://www.nationmaster.com/graph/eco_gdp_percap-economy-gdp-per-capita&date=1980
İspanya ise kişi başına 1960’da 39. sırada ve Jamaika’nın bile aşağısında:http://www.nationmaster.com/red/graph/eco_gdp_percap-economy-gdp-per-capita&date=1960
Kısacası; sömürge parasıyla bir yere kadar.
Öte yandan; Almanya Birinci Dünya Savaşı öncesi sömürgecilikte geri kalmıştı, sonunda ise tüm hepsini kaybetmişti. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’da taş üstünde taş kalmadı. Almanya, yerle-bir edildi.
Ama buna rağmen dünyanın en zengin ve en gelişmiş ülkelerindendir:
http://en.wikipedia.org/wiki/G8
Japonya, İkinci Dünya Savaşı’nda Atom Bombası yemiş, iki şehri buharlaşmıştı. Hatta Japonya; kaynaklar bakımından da fakirdir. Ama buna rağmen Japonya’nın ne olduğunu hepimiz biliyoruz.
Diğer açıdan bakarsak; eskiden sömürge olan Güney Kore, Malezya, Singapur, Yeni Zelanda vb. ülkeler üretkenleşebildiler, gelişebildiler, zenginleşebildiler.
Bugün Güney Kore’nin, “cep telefonu, araba, bilgisayar, televizyon, pil” dahil bizim kullandığımız her türlü alette parmağı var: Hyundai, Kia, Samsung, LG bunlardan birkaçı. Kişi başına düşen milli geliri 42.000 dolar civarında
Malezya da, kullandığımız Proton marka arabayı üretiyor: http://tr.wikipedia.org/wiki/Proton_%28otomobil%29
Yeni Zelanda’nın kişi başına düşen geliri 26.000 dolar, eğitim olanakları çok yüksek ve 195 ülke arasında yapılmış olan bir araştırmaya göre Yeni Zelanda, yaşanabilecek en iyi 10 ülkeden 9. sırada(Danimarka, İsveç, Norveç gibilerini geride bırakmış): http://www.sonsayfa.com/Haberler/Dunya/Iste-yasanabilecek-en-iyi-10-ulke.html
-
Singapur ise Dünya’nın en üretken ve zengin ülkelerinden:
-
Singapur ekonomisi: http://en.wikipedia.org/wiki/Singapore#Economy
Anlacağımız; “sömürge” parasıyla bir yere kadar olduğu gibi, sömürülmek de gelişmeyi, üretkenleşmeyi, zenginleşmeyi engellemiyor.”
——————————————————————————
Bugünkü zengin devletler sömüre sömüre gelişmediler ki bunun için oyuna başvursunlar?
Ama herşeyden önemlisi bugün G8(en gelişmiş 8 ülke) ülkelerini baza alırsak, o ülkeler içinde bulunan ülkelerin geçmişine bakarsak; bir tek Amerika ve Kanada’nın sömürgecilik yaptığı iddia edilemez. (Yani, tarihine bakılırsa, bir yeri sömürmek için saldırdığı görülmez.)
Amerika’nın tarihinde, her milletin tarihinde olduğu gibi çok utanç verici olaylar vardır. (kızılderili, ırçılık, kölelik, vietnam gibi)
Ancak, Amerika hiçbir zaman bir ülkeyi sömürmemiştir. Amerika, topraklarını bile parayla satın almıştır. Örneklendireyim:
Alaska: Rusya’dan parayla satın alınmıştır.
Louisiana: Fransa’dan parayla satın alınmıştır.
Virgin adaları: Danimarka’dan parayla satın alınmıştır!
Teksas: Bağımsızlık kazandıktan sonra, doğrudan ABD’ye katıldı.
Meksika Eyaletleri: Teksas’ın ilhakı nedeniyle Meksika ve Teksas’lı ayrılıkçılar ile Amerika arasında bir anlaşmazlık çıkmış, savaşta kazanılmasına rağmen paraları ödenmiştir!
İspanyol torpakları: Bir çoğu İspanyol sömürgeciliğine karşı kendi rızaları ile Amerika’nın yanında yer aldılar.Savaşta kazanılmalarına rağmen, paraları ABD’ tarafından ödendi.
Filipinler ve Küba: Bunlar da İspanyol sömürgesi toprakları içerisinde. Belli bir süre Amerikan hakimiyetinde kalmış olan bu ülkeler, kendi istekleri ile İspanyol sömürgeciliğine karşı ABD’nin yanında yer aldı. Savaşta kazanıldılar ama paraları ABD tarafından ödendi.
Sonuç olarak, bugün G8 ülkelerine bakarsak bir tek Amerika ve Kanada için sömürgeci denemez. He, Amerika siyahilerin köle emeğini sömürmüştür, bu doğru; ancak bunu ortadan kaldırmak için de Abraham Lincoln zamanında bir iç savaş yapılmış, yüzbinlerce Amerikalı hayatını kaybetmiştir. Bu savaşta toplam ABD kayıbı 600.000 kadardır. Bu da ABD’nin diğer savaşlarda kaybettiği insan sayısının toplamından daha fazla bir rakamdır. Hızla gelişen Amerikan sanayisi ise o dönem durmuştur.
Ama bu tarrışmada en önemli nokta şu: Bugün Orta Doğu’daki işgaller iddia edilen nedenlerden yapılmadı.
Bugün Irak Savaşı ve Afganistan Savaşı iddia edildikleri gibi Petrol ve Doğalgazlar nedeniyle mi çıktı? Elbette hayır.
He, Amerika Afganistan ve Irak’ta birçok hata yaptı. İnsanlığa pek de yakışmayan olaylar yaşandı, çok aşırı gidildi. Ama konumuz bunlar değil.
Benim tartıştığım konu savaşların ne için yapıldığı. Çünkü, savaşların maaliyeti çok yüksek. Ekonomistler(Linda Bilmes ve Joseph Stiglitz), Irak savaşının devam eden operasyon, artan borç, sağlık sigortası, silah harcamaları, gazi ve şehit tazminatı hesaplandığında toplam maaliyetin 3 trilyon dolar olduğunu hesapladı. Amerika, Irak’ın tüm petrollerine el koysa, elde edilecek gelir, savaşın zararına cevap verebilecek nitelikte değil.
Ama Irak savaşında en önemli nokta şu: Irak petrollerinin sahibi, savaş öncesinde de olduğu gibi yine Irak halkı.
Ülkenin en önemli geliri olan petrol, geliştirilmesi için yabancı şirketlerin duruma el atması, bunları işletmesi gerekiyor. Üstelik bu yabancı şirketlerin arasında Amerikalıların dışında, savaşa pek karışmamış birçok ülkenin de şirketleri bulunuyor. Irak’taki önemli ve büyük petrol havzalı; Hollandalı, Malezyalı, Güney Koreli, İtalyan, Çinli vb. ülkelerin petrol şirketleri tarafından da işletiliyor.
Örneğin; Kerkük sitesinde şu açıklamaya bakarsanız, Ülkenin en büyük petrol sahalarından olan(yaklaşık 12,5 milyar varil rezervlik) Mecnun bölgesinin Hollandalı Royal Dutch Shell(%60), Malezyalı Petronas(%40) şirketlerinin ortaklaşa, tam 20 yıl süre işleteceklerini görebilirsiniz: http://www.kerkuk.net/haberler/haber.aspx?dil=1055&metin=2010011812
Şuradaki haber daha geçiş ve kapsamlı: http://www.haberler.com/shell-petronas-irak-ta-anlasma-imzaladi-haberi/
Dahası Fikret Ertan’ı şu yazısını okumanızı tavsiye ediyorum: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=926658&title=komplocu-kafa-ve-irak-petrolleri
——————————————————————————-
Sevgili voodoo; zalimlik, saldırganlık belli bir millete özel birşey değil.
Unutmayalım ki; bizim de elimiz o kadar temiz değil. Kalkıp da orta Asya’dan buraya gelip,Kuzey Afrika’dan Viyana’ya kadar imparatorluk kuran da bizim milletimiz. Baklavalarla fethetmedik o toprakları…
Gayrimüslimlerden cizye-haraç adı verilen vergiler alan, onları devşirme yapan, padişahları kendi kardeşlerini -bebek bile olsa- kesen millet de bizim milletimiz. Üstelik, devşirmelere “evlenme” gibi en temel hakları olan yasaklar getirildi. Özgürlük için isyan ettiklerinde ise katledildiler. Yeniçerilik, büyük birkıyımla ortadan kaldırıldı. Bu olay “hayırlı olay” olarak nitelendirildi.
İngilizler nasıl başka ülkelerde ticaret bölgelerini ele geçirdilerse, Osmanlı da İpek ve Baharat Ticaret Yolu’nu ele geçirdi. “Karadeniz Türk gölü olsun”, “Akdeniz benim hakimiyetimde bulunsun” dedi.
Kaldı ki Cumhuriyet tarihimiz de matah değil! 1938 Dersim(ki bu olayı çevre halkı “soykırım” olarak anar, olaylarla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilmiştir), 1955 6-7 Eylül, 1942 Varlık Vergisi(gayri müslimlere uygulanan vergi. Birçoğu Aşkale’ye sürgüne, çalışma kampına gönderildi. ): http://tr.wikipedia.org/wiki/Varl%C4%B1k_Vergisi
1934 Trakya Olayları(sayıları 45.000′i geçen Yahudilere yönelik saldırılar) vb…
Dahası hatırlayalım; Japonların savaş suçlarını, tarihin en büyük katliamcılarından Pol-Pot’un Kamboçya’sını. Mao’yu, Stalin’i. Tarihin en büyük kültür emperyalistlerinin Araplar olduğunu: http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/enbuyukkulturemperyalistleriaraplardir.htm
Yerlilerin, Mayaların, Azteklerin, İnka’ların, Mayaların kendi tanrıları adına insan kurban etmelerini.
Dünya’nın en büyük terör örgütülerinin İslam ülkelerinde bulunuşunu: El-Kaide, Taliban, Hizbullah(Allah’ın partisi) vb.
İran’ın terör faaliyetlerini: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4837.asp
Bugün Uğur Mumcu’nun katili de İran destekli fanatiklerdir. Uğur Mumcu’nun cinayetinin faili muçhul olduğu iddia edilip duruyor, birçok komplo teorisi üretiliyor; halbuki Mumcu cinayetinin cinayet zanlısı ve arkalarında hangi destekçilerin olduğu belli, resmidir: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4818.asp
Zanlılar mahkum edilmiştir. Arkasında da İranlılar olduğu netleşmiştir:
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4825.asp
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/4598.asp
Kısacası zalimlik sadece bir millete has bir özellik değil. Genel anlamda her millete ait.
Anlattığım gibi her millette kötü olaylar vardır. Ancak şunları bir önceki yorumdaki gibi belirteyim:
İnsan haklarını “maddeler halinde sıralayan” Dünya’daki/Tarihteki İLK bildirge “Virginia Haklar Bildirgesi”dir?:
http://tr.wikisource.org/wiki/Virginia_%C4%B0nsan_Haklar%C4%B1_Bildirgesi
Wilson’un Birinci Dünya Savaşı’nda sunmuş olduğu Wilson Prensipleri savaşın bitmesinde önemli etken olmuştur: http://www.tarihportali.net/tarih/wilson_prensipleri-t6869.0.html
O dönem için sömürge sistemi yerine, manda ve himaye sistemi gelmiştir.
Ya da Türkleri ilk savunan belge olan Amiral Bristol Raporu. Amerikalı Amiral Bristol Raporu. Amerikalı Amiral Bristol önderliğinde sunulmuş olan bu bildirge, türkleri uluslarası alanda savunmuş ilk bildirgedir : http://www.makaleler.com/oku-amiral+bristol+raporu
Bunun(Amiral Bristol Raporu’nun) özellikleri ise şöyledir:
Tabi Avrupa’yı kalkındırma yardımı olan Marshall Yardımı da var: http://en.wikipedia.org/wiki/Marshall_Plan#Expenditures
Bugün İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yayınlanmasında da, Amerikan başkanı Fraklin Roosevelt ve eşi Elenor Roosevelt’in önemli payı vardır.
Bunları göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.
————————————————————————-
Sevgili voodoo; Amerika birçok terör tehdidi alıyordu. Bunlar için tahbikatlar da yapılıyordu. Bu terör hedeflerinin arasında DTM İkiz Kuleler de gösteliyordu. Ancak, böylesine bir saldıraya karşı hazırlıklı değillerdi. Kimyasallara, bombalı kamyon ve araçlara, canlı bombalara, füzelere hazırlıklılardı. Ancak, böylesine birşeye hazırlıklı değillerdi.
Yıllardır terör saldırısına da uğruyorlardı. Şu postumu incelemenizi öneriyorum: http://suphelikani.wordpress.com/2009/12/15/usame-bin-ladin/
Voodoo; yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı; durumun böyle olması için herhangi bir neden yok. Bir devletin kendi ulusal ve askeri simgelerini, eknominin temellerini, en önemlisi 3000 vatandaşını öldürüp, onbinlercesini yaralayıp-sakatlamasını düşünmek gerçekçi birşey de değil.
Bugün Afganistan’da birçok terör kampı var. Şuradan bu terör kamplarının bombalamadan önceki ve sonraki hallerini, ayrıca teröristlerin barındıkları bölgeleri, insani yardım yerlerini, yaşam bölgelerini gösteren haritalarına ulaşabilirsiniz: http://www.fas.org/irp/imint/afghan.htm
Hatta bunlardan bir tanesi şöyle: http://www.fas.org/irp/imint/011031-D-6570C-003.jpg
“”"”
Bu da aynı kampın bombalandıktan sonraki hali:
http://www.fas.org/irp/imint/011031-D-6570C-004.jpg
*****
Kısacası, şuralarda anlatılanlardan farklı birşey olmuş değil:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ter%C3%B6rizmle_Sava%C5%9F
http://tr.wikipedia.org/wiki/Irak_Sava%C5%9F%C4%B1
Saygılar, Teşekkürler…