• Ana Sayfa
  • About

Şüpheli Kanı

Hayatta risk alacaksın, risk almazsan "acaba"larla kalırsın! -Blog sahibi Kanı

Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar
« Eşcinsellik Üzerine
İslam’da Kölelik »

Kavimlere Gönderilmiş Peygamberler ve Kavimlerin Helakları

Aralık 7, 2009 Geliştirici: Şüpheli Kanı

İslam inancının temel öğretişlerinden biri de; “Her kavme bir peygamberin gönderildiği” dir. Aynı zamanda, İslam inancında bir kavme peygamber gönderilmeden, o kavim asla ve asla helak edilmez.

İslam’ın kutsal kitabı olan Kuran, bu konuya şöyle değinir:

26-Şuara Suresi 208-209. Ayetler:

Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onların uyarıcıları (peygamberleri) olmuştur. (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değilizdir.

Diyanet Meali

Anlaşıldığı üzere bir kavim, helak olacak ise; onların mutlaka İslam inancındaki tek tanrı bildirisini ileten bir peygamberi veya uyarıcısı olmalıdır. Öte yandan, belirttiğim gibi İslam inancına göre her kavme bir peygamber veya uyarıcı mutlaka gönderilmiştir. Ayrıca, yine İslam inancında; Tanrı katından gönderilmiş her uyarıcı, İslam dininin öğretişlerini halklara iletmeye çalışmıştır. Yani; aynı tanrı inancına sahip Hristiyanlık ve Yahudilik’inkini değil!

Bizim bu başlık altında tartışacağımız konu ise; “Bu durum hakikatten böyle midir?”

Öncelikle bu durumu aydınlığa kavuşturmak için, tarih sahnesindeki halklara bakmak gerekiyor. Örneğin; ilk olarak Kızılderilileri ele alalım.

Kızılderililere baktığımızda, onlara İslam inancındaki tanrıyı ileten bir uyarıcının gönderildiğine rastlayamayız. Üstelik, Kızılderililerin Kolomb-öncesi tarihindeki inanç sistemindeki temel taşlar gayet iyi bilinmektedir.

Örneğin; bir Kızılderili boyu olan Azteklerin, egemenlikleri altına aldıkları halkların tanrılarını bile benimsedikleri ve bu tanrıların onların tarımlarını bile etkiledikleri biliniyor(1). Bununla birlikte, Azteklerin hangi cisimleri kutsallaştırdıkları da biliniyor: Birçok dinin temelinde de bulunan bazı doğa olayları, gök cisimleri ve hatta bir takım bitkileri bile kutsal saymışlardır: Güneş, Ay, gök, yıldırım, yağmur, mısır vs vs. (2)

Ama Azteklerin en belirgin özellikleri; Tanrılarına insan kurban etmeleri. Bir diğer Amerikan yerlisi halklar olan Mayalarda nadiren, İknalar ve Tolteklerde sıklıkla görülen bu olay, Aztek tanrılarının olmazsa olmaz ve kendilerini ayırt edici özelliğiydi(3).

Azteklerde, İnsanın Tanrı'ya Kurban Edilişini Gösteren Bir Betimleme

Çünkü, onların Tanrıları kan ile beslenirdi. Aztekler, sırf bu yüzden savaşlara katılırlar, tanrılarını doyurmak için insan avına çıkarlardı.(4) Eğer tanrılarını besleyecek kaynaklara ulaşamazlarsa birbirleriyle özdeşleşmiş olan Güneş tanrısı Tonatiuh ile savaş tanrısı Huitzlopochtli hareketsiz kalabilirlerdi.(5) Bu yüzden savaş, Aztekler için olmazsa olmaz, kaçınılmaz bir şeydi.

Bir Aztek Kurban Bıçağı

Hal böyle iken(bütün bunlar bilinirken), Azteklerin gerek tanrıları bazında, gerek tarihinde, İslam inancındaki tek tanrı olgusuna benzer herhangi bir bulguya rastlanmaz. Aynı zamanda, buna rağmen Aztekler, Şuara 208’in aksine defalarca kez helak olma durumu ile karşı karşıya kalmışlardır.

Kolomb-öncesi Amerikan halklarından bir diğeri ise –ki en bilineni ve en mükemmeli- Mayalardır. Meksika’nın güneyinden başlayarak, yoğun olarak bugünkü Orta Amerika ülkeleri Honduras ve Guatemala bölgeleri ve bu bölgelerin çevresinde hüküm sürmüş bir halk olan Mayalar; benim aşırı hayranı olduğum bir medeniyettir. Bu medeniyeti anlatmaya kelimeler yetmez. Mayalar hakkında cilt-cilt ansiklopedi yazsak, onlardan ne kadar bahsetsek yine azdır. Bence Amerika kıtasının tarihi C. Kolomb ile başlamıyor, Amerika kıtası insanlar tarafından başından beri biliniyor: En çok da Mayalar tarafından… (Mayaların ulaştığı düzey bunu gösteriyor.)

Bir Maya Tapınağı: Savaşçılar Tapınağı

Mayaların dinlerini ve kendilerini tanıtan kaynaklarının çoğu, bir zamanlar bu topraklara ilk defa ayak basmış olan İspanyol rahipler tarafından yok edilse de(6), bugün Maya dininin temel taşları, neyleri kutsal sayıp, neylere taptıkları, ne tür bir kültüre sahip oldukları gayet iyi bilinmekte. Hatta Maya rahiplerinin, mükemmel düzeyde geliştirdikleri karmaşık aritmetik ve takvim yöntemlerini, Azteklere miras olarak bıraktıkları bile bilinmekte.

Mayaların Chichen İtza Piramidi

Mayaların evren anlayışlarında mağaralar çok önemli yer tutar. Onlara göre mağaralar, hayat veren su ve mısır kaynağı(7), aynı zamanda Türkçe karşılığı olarak korku diyarı diye bilinen karanlık bir dünya olan Xilbalba’ya (Türkçe. Şilbalba’ya ) açılan bir geçit.(8) Mayalar, tanrının kendilerini mısırdan yarattıklarına inanırlardı.(9)

Mayaların yaradılış öyküsünde Kahraman İkizler Miti’nden bahsedilir. Bu efsane, geleneksel olarak bilinen bir top oyunu ile başlar. Bu top oyununda son derece başarılı olan ikizler olayda kilit rol oynarlar. (10)

Bir gün yine top oynarken bu ikizlerin çıkardıkları sesler, Korku Diyarı, yani; Xilbalba tanrılarını çok rahatsız eder. Bunun üzerine tanrılar onları maça davet ederler. Bu maçta ikizler maçı kaybeder ve bunu hayatlarıyla öderler. Çünkü, maçı kazandıktan sonra kötü tanrılar onları kurban etmiş, sahanın altına gömmüştür. (11)

Ancak, ikiz kardeşlerden Hun Hunahpu’nun başını, insan başını andıran sukabaklarıyla dolu bir ağaca asarlar. Bu ağaç, Xquic isimli bir Tanrıça’yı kendisine çeker. Bu ağacı kendi gözleriyle gördükten sonra ağaca yaklaşır ve bu sırada Hun Hunahpu’nun başı, tanrıçanın eline salyasını akıtır.

Hun Hunahpu’nun, Xquic isimli Tanrıça'nın Eline Tükürmesi

Bu durum, O’nun(Tanrıça’nın) kahraman ikizler olarak bilinen Hunahpu ve Xbalanque kardeşlere hamile kalmasını sağlar. (12)

Bunlarda tıpkı babaları ve amcaları gibi iyi birer top oyuncusu olur. Ancak, maç yaptıklarında yine babaları ve amcaları gibi kötü tanrılara yenililer. Tanrılar, onları da katledip kendilerini un ufak ederler ve nehirlere atarlar. (13)

Kahraman İkizler:Hunahpu ve Xbalanque

Bu nehirlerde ikizler önce balığa dönüşerek, sonra da gezginler olarak yeniden doğarlar. Bu olaydan sonra da Xilbalba’ya geri dönerler. Ancak, bu seferki amaçları intikam almaktır. Burada kötü tanrılara öyle bir tuzak hazırlarlar ki, bu tuzak ilginç, bir o kadar da akıl dolu bir tuzaktır. (14)

Önce tanrılara karşı bir gösteri yaparlar. Gösteride kardeşlerden Xbalanque, Hunahpu’nun başını keser ve tekrar birleştirir. Bu durum, tanrıların o kadar çok hoşuna gider ki, Tanrılar buna bayılmakla kalmaz, kendi üzerlerinde de denenmesini isterler. (15)

Bunu kardeşler kabul eder ve tıpkı gösteride kendilerine yaptıkları gibi tanrıları parçalarlar. Ancak bu tuzaktı ya; bundan dolayı onları tekrar birleştirmezler. Böylelikle de onları ilk kez alt ederler ve sonsuza dek yok ederler. (16)

Böylece iyilik kötülüğü alt etmiş olur ve Dünya yaradılışa hazır hale gelir. İkizler, kendilerini Mayalara hediye olarak, Xilbalba’dan Güneş ve Ay olarak doğmuşlardır. Her gün istisnasız bir şekilde karanlık dünyaya yaptıkları yolculukları simgelerler. (17)

Tüm bu olayların hepsi, Mayaların Kutsal kitabı olan Popol Vuh’da anlatılmaktadır. (18)

Mayaların Kutsal Kitabı Popol Vuh, Francisco Ximénez'den

İşte Mayaların dini görüşleri bu şekilde gider de gider. İslam’ın öğretişleri ve tek tanrı inancı ile uzaktan yakından alakası yoktur. Maya tarihinde de böyle bir vakaya rastlanmaz. Buna rağmen, Mayalar da defalarca kez helak olma durumu ile karşı karşıya kalmışlar. Ki belirttiğim gibi kendileri muhteşem bir medeniyetti ve sayıları azılmış olsa da, halen kısmen de olsa varlığını sürdürüyorlar.

Aynı şekilde, Amerika Kıtası’ndan tamamen farklı bir yer olan Avustralya Kıtası’nın yerlileri olan Aborjinlerde de İslam inancındaki tek tanrı inancına rastlanmaz. Bu halklara da İslam inancındaki tek tanrıya yönelmeleri için gönderilmiş uyarıcı yoktur. Bunlar da tıpkı diğer halk gibi defalarca kez helak olmuşlardır.

Gelelim tarihi çok çok iyi bilinen, en başından beri varlığı bilinen halklara:

Avrupa milletlerinin tarihi çok çok iyi bilinmektedir. Örneğin; Almanların, İngilizlerin/Britanyalıların, İtalyaların, İspanyolların, Rusların vb. halkların tarihi çok iyi bilinmektedir. Bunları da herhangi bir uyarıcı veya peygamber, İslam inancındaki tek tanrıya yönelmeleri konusunda uyarmamıştır. Aynı zamanda bu halkların hepsi de -Hristiyanlık’ı seçmelerinden önce- defalarca kez helak olma durumuna maruz kalmışlardır. (Örn. İtalyan Pompeii halkı. > İslamcılar, 79′da Vezüv Yanardağı‘nın patlaması ile yok olan Pompeii şehrindeki halklara, bir uyarıcı gönderildiğini ve bu uyarıcının sözlerini dikkate almadıkları için bu halkın helak olduklarını iddia ederler ama, bunlara bir uyarıcı geldiğine dair tarihsel bir kaynak ortaya koyamazlar. Yaptıkları tek şey; Kuran’daki yer, zaman vs. belirtmeyen helak ile ilgili ayetleri olayın üzerine yapıştırmalarıdır. )

Pompei'deki Taşlaşmış İnsanların Bir Kısmı

Biz Türklerin, akraba olduğumuz Moğolların, Çinlilerin tarihi net bir biçimde bilinmesine rağmen, bu halkları da tarihte hiç kimse, İslam inancındaki tek tanrıya yönelmeleri konusunda uyarmamıştır. Japonları, Korelileri de öyle. (Bu saydığımız halkların hepsi defalarca kez helak oldular.)

Afrikalıları saymamıza gerek bile yok. Hangi Afrika kabilesine peygamber gönderilmiştir merak ediyorum?

Görüldüğü üzere, geriye bir tek Orta Doğu dediğimiz Dünya’nın belli bir bölgesi kalıyor: Şu anki İbrahimi dinlerin hepsi burada doğdular. İbrahimi dinlere ait kutsal kitapların da hepsinin nerede, ne zaman doğdukları bilinmekte, haliyle olayların genel anlamda nerelerde geçtikleri açıkça bilinmektedir. Olaylar, genelde Mekke-Kudüs-Sina şeytan üçgeninde geçiyor. Evrensel oldukları iddia edilen ve bugün insanlığın genel inancını yansıtan bu büyük dinlerin hemen hepsinin koskoca Dünya dururken, bu kadar küçük bir bölgede boy göstermeleri ilginç.

Sonuç olarak, İslamcıların “her kavme peygamber gönderildiği” iddiasının temeli olmadığı gibi, birçok uyarılmamış kavmin helak olması da İslam dininin kutsal kitabı olan Kuran’ın açık ifadesine terstir.

Bu yazıya şöyle bir iddia da gelebilir: “Tüm halklara uyarıcı gönderilmediğini nereden biliyorsunuz? Belki belgeler kayboldu!”

Eğer bir kişi, böyle bir argüman sunacaksa, bunun ispat yükümlülüğü kendisindedir. Ayrıca, burada asıl sorulması gerek soru bu değil, tersi durumda sorulacak soru olan şudur: “Tüm halklara gönderildiğini nereden biliyoruz? Elimizde bir belge var mı?”

Eğer ispat yükümlülüğü karşı tarafa atılacaksa, yani “siz de peygamber gönderilmediğini ispat edin o zaman” şeklinde bir argüman sunulacaksa, bu, “Onus Probandi-İspat Yükümlülüğü” adlı yazımda da belirtmiş olduğum bir olay olan, bir mantıksal safsata olayı olur.

Hâlbuki ispat etme yükümlülüğü, “Her kavme peygamberin/uyarıcının gönderildiğini ve hakların ancak uyarıcı geldikten sonra helak edildiklerini” iddia edenlerdedir. Bu yüzden, bu konuda yaradılışçılardan çok iyi argümanlar beklenmektedir….

******

YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR (Yukarıda Numaralandırılmıştır)

1-2-3-5 > Thema Larousse Ansklopedisi, “Tarih-Politika-Felsefe-Dinler” Bölümü, 1.Cilt, Sayfa: 488

4 > National Geographic En Beğenilenler Belgesel Serisi, Ölüm Piramitleri Belgeseli, Belgesel No: 9

6-9 > National Geographic En Beğenilenler Belgesel Serisi, Mayaların Kayıp Krallıkları Belgeseli, Belgesel No: 16

7 > National Geographic Dergisi, Kasım 2004 Sayısı, Sayfa: 85

8-10-11-12-18 > National Geographic Dergisi, Kasım 2004 Sayısı, Sayfa: 89

13-14-15-16 > National Geographic Dergisi, Kasım 2004 Sayısı, Sayfa: 90

Like this:

Beğen
Be the first to like this post.

Tarihsel kategorisinde yayınlandı | Etiketler Mitoloji, İslam Tarihi | 12 Yorum

12 Yanıt

  1. Ocak 15, 2010 6:02 pm ahmet

    sayın yazar düşüncelerinizi anlayabiliyorum fakat burada bahsi geçen kavimlere gönderilen (gönderildiği bilinen)peygamberlerin tarihsel varlığı ancak son birkaç yüzyılda su yüzüne çıktı şimdi diyebilir miyiz ki bütün herşey biliniyor…elbette insanlık daha çok şey öğrenecek verdiğiniz örneklerden anlaşılıyor ki kuranı kerim’i pek ciddiyetle incelememişsiniz ya da seçmece sunuş yapmışsınız bence kuranda belirtilen 124 binden fazla uyarıcı (peygamber olmayabilir) içinden biz 20 30 kadarını biliyoruz ayrıca pompei lut peygamber tarafından uyarıldığı konusunda sunmuş olduğunuz resimler bile delalet muvaffakiyetini barındırıyor ne rezil resimler var bir bilseniz…her kavme her topluluğa uyarıcı gönderilimiştir ortadoğu iddiasına gelince siz türkiyede yaşıyorsunuz ve bu coğrafyadan daha haberdarsınız ama bahsettiğiniz bölgelerdeki insanlar elbette o durumu biliyordur ayrıca kuranın sodom gomore pompei konusunda ne kadar net bilgi verdiğini görünce şaşıracaksınız ateist zihniyet ile meşgul bir uğraşınız olduğu kanaatindeyim lütfen TÜM DÜNYAYA GÖNDERİLEN MUHAMMED PEYGAMBERİN UYARILARILARINI DİKKATE ALALIM ÇÜMKÜ BU DEFAKİ KAVİM BİR TOPLULUK DEĞİL TÜM DÜNYA…. VE HELAK OLURSAK İŞTE O ZAMAN KIYAMETTİR.NE MUTLU HİDAYETE ERENLERE!!!!!!!!!


  2. Ocak 16, 2010 4:06 pm Şüpheli Kanı

    @ahmet: Hiç korkma helak olmayacağız :)

    Ayrıca ben “Lut, Pompei’ye gönderildi” diye birşey demedim. Yine ayrıca; Muhammed dışında hiçbir peygamberin yaşadığına dair sağlam kanıt yoktur.

    İçlerinden ancak İsa’nın -her ne kadar Zeitgeist bunun da tersini söylese de- yaşama olasılığı vardır ki o da; o dönemki tarihçiler tarafından kaleme alınmamıştır.

    Muhtemelen olay şöyle: “Havariyim” diyenler, onlarca yıl sonra İncil’i yazarken; bir şifacı olan ama yaptıklarından dolayı çarmıha gerilerek idam edilen İsa’yı “Mesih” diye tanıtıp, onun yaptıklarını abartmış, İnsanlığa Hristiyanlık’ı yaymıştır.

    Ve son söz: Ben Kuran’ı, İncil’i, Tevrat’ı, Zebur’u, Mayaların Popol Vuh’unu ve birçok dinin kaynağını “inanıyorum, araştırmacıyım” diyenlerden çok daha araştırdım.

    Pompei Lut tarafından uyarılmamıştır. Lut’un uyardıkları; bugünkü İsrail toprakları üzerinde bulunan Lut gölünün etrafında yaşamış olan bir halktır. (tabi inanca göre)


  3. Ocak 16, 2010 7:09 pm abdullah

    Selam, neden bilmem ama kendimi cevap vermek zorunda hissettim. Ama dine yaklaşımınız, özellikle Kur’an a yaklaşımınız çok acayip.
    Kur’an (bence diğer tahrif edilmemiş Kutsal metinler de) birer tarih, bilim, arkeoloji, antropoloji kitabı değil, Dolayısıyla bilim adına aradığız her şeyi orada bulacaksınız diye bir durum yok, zaten çoğunu da bulamamzsınız. (Topu topu 600 sayfa kadar.)
    Kur’an insanlığa evrensel mesajı anlatması için, Allah’ın peygamberine meleği vasıtasıyla ilettiği sözlerdir.
    Kitap; geçmiş dönem insanlarının hayatını, onlara gönderdiği peygamberlerin mesajlarının bir kısmını, zamanı yaşayan kişilere sadece ibretlik olsun diye bir kısım bilgilerle vermektedir. O kitapta insanlığın tüm tarihini zaten bulamazsınız.
    Diğer milletlere peygamber gönderilip gönderilmediği meselesine gelince, bunu biz son peygamberin hadisinde öğreniyoruz (insanlığa 124 000 ile 224 000 arasında peygamber), Kur’an da geçen isim yaklaşık otuz kişi. Ayrıca bazı peygamberlerin yaşadığı zamanda bulunup da, kendilerine peygamber gönderilmeyen toplumlara FETRET EHLİ denir.
    Esved bin Seri’(r.a.)nin rivayetinde Rasulullah “Dört sınıf insan kıyamet günü itiraz ederek, cezalandırılmamalarını taleb ederler; Hiç bir şey işitmeyen sağırlar, ahmaklar (deliler), bunaklar. Fetret ehline gelince, onlar şöyle der: ‘Senin Rasulün bana ulaşmadı’.”
    Bir de Kur’an da;
    İsra suresi15: Biz elçi göndermedikçe azab edecek değiliz. Fatır Suresi 24: Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.
    Nisa 165: …İnsanların Allah’a karşı bir hüccetleri (delilleri) olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık…
    Enam Suresi 155-156: Bu, indirdiğimiz mübarek(bereket kaynağı) bir kitaptır. Öyleyse ona uyun ve (O’na aykırılıktan) sakının ki, kurtuluşa eresiniz. “Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi ve biz onların okuduklarından habersizdik” demeyesiniz.
    Tüm bu ayetler göstermektedir ki Allah tüm kavimlere peygamber göndermiştir, Gönderdiği peygamberlere rağmen onun peygamberliğini yine de duymamış, ondan bihaber olanlar da hadise binaen kıyamet günü Allah’ın kendilerini cezalandırmamalarını isteyeceklerdir.
    Kavimlerin helakı konusuna gelince, dini bütün olarak incelediğimizde (benim şahsi kanaatim) Allah kavimleri; bazen cezalandırmak için, bazen uyarmak için, bazen de azabı bu dünyada çektirip kıyamete bırakmamak için, (ta’biri caizse bir nevi ödül) felaket gönderiyor. Bir de şu konu önemli, Allah’ın gönderdiği felaketi, o toplumun tamamı için aynı şekilde değerlendirmek yanlış olur. Çünkü kavmin çoğu cezalandırılıp yok olurken aralarında hayatta kalanların da olduğu oluyor, bu da onlar için uyarı, ikaz veya imtihan olarak değerlendiriliyor.
    Ben sadece şunu söylemek istiyorum; Dini veya bilimi, bilimin herhangi bir kolunu değerlendirirken bakış açımız objektif olmalı. Kur’anı tarihi verilerle değerlendiriyoruz, Kur’anı sorguluyoruz, ama o değerlendirdiğimiz verileri sorgulamayı hiç düşünmüyoruz nedense!
    Anladığım kadarıyla iyi bir araştırmacısınız, Bilim kendi içinde bir çok çelişki barındırıyorken kutsal metini bilimin terazisinde ölçmeye çalışmak eksik ve yanlış bir bakış açısı getirir diye düşünüyorum.
    selamlar, kendinize iyi bakın.


  4. Ocak 17, 2010 6:48 pm Şüpheli Kanı

    @Sevgili abdullah:

    Eğer siz; “Din ile bilim birbiriyle karıştırılmaz” diyorsanız; ne mutlu size. Çok sevindim.

    Şu yazımı okursanız bu düşüncenize katıldığımı rahatlıkla görebilecekseniz: http://suphelikani.wordpress.com/2009/12/14/aydinlanma-islam/

    Benim Kuran’ı bilimsel açıdan ele almamın nedeni; “Kuran bilimseldir” diyenlere.

    Kuran’da yüzlerce bilimsel açıdan mucizevi ayet olduğu söylenir. Benim de karşı çıktıklarım işte tam da bunlar…

    Öte yandan şu sözünüze da cevap vermeme izin verin;

    Bilim kendi içinde bir çok çelişki barındırıyorken kutsal metini bilimin terazisinde ölçmeye çalışmak eksik ve yanlış bir bakış açısı getirir diye düşünüyorum.

    Bilim herşeyi bildiğini iddia etmez. Fakat dinler herşeyi bildiklerini iddia eder. Bu yüzdendir ki; dinler kendileri eleştireye açmış olur.

    Saygılar & Sevgiler & Teşekkürler…


  5. Ocak 20, 2010 9:27 pm abdullah

    Selam
    Sayın Şüpheli Kanı, öncelikle belirteyim ki bağlantı verdiğin yazını okudum. Ayrıca ben dünya da dinsiz bir insanın olabileceğine hiç mi hiç inanmıyorum. Ve bunu sizde çok iyi gördüm. Çünkü ; hani tabiatçılar (yaratılışa inanmadığını iddia edenler) doğa boşluk kabul etmez diye bir söz söylerler ya.
    Din; kendisi bir yaşam biçimidir, ve tabi olduklarına bir yaşam şekli sunar, birincisi sizin ben din sahibi değilim, ateistim demeniz yanlış bir tabir. Siz “bilim” dinine iman ediyorsunuz, sizin tanrınız tabiatın ta kendisi, peygamberleriniz de sürekli birbirinden farklı şeyler söyleyen, bazen birbirlerini yalanlayan bilim adamı olan (yada olduğunu iddia eden) kişilerdir.
    Bilimde doğrunun tanımı nasıl yapılır iyi bilirsiniz; DOĞRU; HENÜZ YANLIŞLIĞI İSPAT EDİLMEMİŞ GERÇEKLERDİR. der.
    Biraz da bilimin kendisinden bahsedelim:
    Siz de çok iyi bilirsiniz ki sizin dininizin bu şekli (Çağdaş bilim), Avrupa’nın aydınlanma çağı denen rönesans, reformla başlayan sanayi devrimiyle güçlenen, bünyasine tekniği kattığı ve insanların (çeşitli inançtaki kişilerin) yaşam şeklini kökten değiştiren, daha doğrusu ezber bozan diye tanımlanan bir ideolojiler döneminden geçerek bu hale geldi.
    Konuyu çok fazla uzatmayacağım, ama bilim, özellikle doğunun sömürülmesi sonucu paranın artması, avrupada burjuva sınıfının doğması ve onlarında baskısı altında olduğu papanın, kralların ve derebeylerin egemen olduğu yaşam şeklinin değiştirilmesi amacıyla yeni dünyanın dini olarak burjuva sınıfının ve üstte saydığım egemen güçlerin egemenliklerine itiraz eden bir takım sosyal bilimcilerin çabaları sonucu üretilen bir toplummühendisliğidir.
    Bu toplum mühendislerinin yeni dünya düzeninin kurulmasında üç temel sac ayağı onların her zaman işini kolaylaştırmıştır. Bunlar; bilgi, para ve tabiattir.
    Doğuya yapılan keşifler sonucu edinilen bilgi; oralardan getirilerek batıya satılan eşya ile de para artmıştır ve bu ikisinin birbirlerini beslemesiyle teknik ortaya çıkmıştır. Bilgi, para sayesinde gelişerek kendisine tekniği üretti.
    Bir yazarın, teknik piçtir, bilim ve paranın çocuğudur. Ama hangisi baba, hangisi anne belli değil anlamındaki ifadesi bence doğrudur.
    Tabiat bilimi konusuna gelince, siz öyle bir iddiada bulunuyorsunuz ki şaşmamak elde değil. Sanki tüm bilim, Tanrıyı (ALLAH’I) reddediyormuş. Tarihte bakarsınız ki bir çok bilim adamı (ismi burada sayılamayacak kadar çok) Tanrı’nın varlığını kabul eder. En meşhurları 20. YY. bilim adamı olarak bilinen yahudi asıllı EİNSTEİN dir. Elbetteki Tanrı yı reddeden de çoktur.
    Bana çok ilginç gelen bir şey var bilmiyorum dikkatinizi çekti mi; Bilim adamları arasında Tanrıyı en çok reddedenler “Tabiat Bilimciler” değil, “Sosyal Bilimciler” dir. En basit örnek, Darvin. Tüm ateistlerin belki en meşhur peygamberi sayılan kişi, acaba Tanrının varlığını reddediyor mu? Darvin, küçük yaşta ölen kızı için (9 yaşında) Tanrıya küsmüş biri. Ve bulduğu evrim teorisiyle yaratılışa karşı gelerek din adamlarının yıllarca kendilerine yanlış bilgi verdiklerini söyleyerek yaratılış teorisine karşı gelmiştir. Bilmiyorum bana gösterebilecek misiniz, Darvinin kendi orjinal kaynaklarının içinde Tanrı yoktur sözünü (Türkçe tercümesi de olabilir, size inanırım.).
    Darvin kendisi bir Tabiat Bilimcisi idi. Darvinin teorilerini bayraklaştıran ve bununla Tanrıyı yok kabul eden kişi ise Sosyal Bilimci Karl Marx. Ve Marx ın dini görüşlerini temellendiren diğer bir kişi Fourbach (ismi belki yanlış yazmış olabilirim, kusura bakma), o da Sosyal bilimci. Bunlara belki daha fazla örnekler verilebilir, Yani Tanrıyı reddenler, daha çok Sosyal bilimciler, onlar bilimin asıl gözlemleyerek keşfettiği tabiatı inceleyen bilim adamlarının sözlerini alarak, tabiat bilimcilerinin bile cesaret edemedikleri sözlerle onlar adına konuşan kişilerdir. Bunu da ideolojileri adına, kendi dinleri adına yapmaktalar.

    “Benim Kuran’ı bilimsel açıdan ele almamın nedeni; “Kuran bilimseldir” diyenlere.” sizin bu sözünüze ancak şu cevabı verebilirim. Evet bilim ve tekniğin gelişmesi özellikle müslüman ülkelerde bir takım kişilerde aşağılık kompleksi oluşturdu. Batının bu ilerleyişi! karşısında mahcup duruma düşerek kendi din anlayışlarını bilimle te’yit etme gereğini duydular. Ben bir müslüman olarak KURAN’ın, evrenin tek tanrısı, yaratıcısı, hakimi, İlahı ve Rabbi olan ALAHın sözü olduğuna tüm kalbimle inanıyor ve şunu söylüyorum. BİR BİLGİNİN DOĞRU MU YANLIŞ MI OLDUĞUNU ANLAMAK İSTİYORSAK, ONU KURAN IN MİHENK TAŞINA VURACAĞIZ, HATTA BİLİMİ DE. Şunu da söyleyeyim; Önceki yazımda da bahsettiğim gibi, Kuran bir bilim kitabı değil, içinde her şeyi de barındırmaz, o sadece insanlara yol gösterir, kurtuluş reçetesi sunar. O ancak bir klavuzdur, tabi ki anlamak isteyen kişi için.
    Bağlantı adresini verdiğiniz yazınızda yaptığınız eleştirilere gelince: ” Bugün -dinler bazında- en çok eleştiriyi hak eden din İslam dini. Zira, bu dinin ağırlıkta olduğu ülkelerin ilerleyemeyişi, laiklikten uzak olması, çağdaşlık düzeyine ulaşamaması, bu ülkelerde insan haklarının yeteri düzeyde olamayışı, ifade özgürlüğünün kısıtlı olması, üretkenliğin az olması, Dünya’da patlak veren terör olaylarının, intihar saldırılarının çoğunluğunun bu din adına yapılması, tarihteki en büyük terör saldırısının bu din adına gerçekleşmiş olması(11 Eylül) bu durumu haklı kılıyor.” diyosunuz.
    İslam dini özünde hiç bir zaman insanlara zulmetmeyi barındırmaz, onları sömürmez. sonucu geri kalmak! dahi olsa. Laiklik, çağdaşlık, insan hakları gibi tüm kavramlar ideolojiktir ve içleri mensuplarınca doldurulmuş sıradan kavramlar değil, özellikle insan hakları kavramı. Ve tamamen insancıl değil, leş yiyen bir hayvan şeklinde doldurulmuştur. Bu gün Irak ı işgal edenler sözde, oralara insan haklarını getireceklerdi, Guantanamo da, felluce de bir takım işkencelere maruz kalan kişiler tamamen insancıl! maksatlarla işkence görmüşlerdir ve daha dünyada ne kadar zulüm varsa hepsi aynı insancıl! maksatlarla yapılıyor.
    11 Eylül olayları müslümanları suçlamak için hiç bir zaman bir sebep olamaz, çünkü kendisi tamamen bir sonuçtur.
    İşin garibi, siz de sayfalar dolusu bilim adamlarının makalelerini yayınlamışsınız ve sonuca bakıyoruz ( o yazınızda da netçe görülüyor) bunları bir kılıf gibi kullanarak yukarıda bahsettiğim sosyal bilimciler gibi işiniz toplum mühendisliğine dönüşüyor. Bilim sizin için sadece bir araç, amentünüz bile değilmiş, şaşırdım doğrusu.
    Selamlar.


    • Ocak 20, 2010 9:29 pm abdullah

      Ali Şeriati’nin İDEALLERİN YANILGISI ve İNSAN adlı kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.
      Fecr Yayınları


  6. Ocak 21, 2010 3:17 pm Şüpheli Kanı

    @Abdullah:

    Konuyu çok fazla uzatmayacağım, ama bilim, özellikle doğunun sömürülmesi sonucu paranın artması, avrupada burjuva sınıfının doğması ve onlarında baskısı altında olduğu papanın, kralların ve derebeylerin egemen olduğu yaşam şeklinin değiştirilmesi amacıyla yeni dünyanın dini olarak burjuva sınıfının ve üstte saydığım egemen güçlerin egemenliklerine itiraz eden bir takım sosyal bilimcilerin çabaları sonucu üretilen bir toplummühendisliğidir.

    Abdullah, sömürgecilik hiçbir zaman bir ülkenin gelişmesine, onun parasının artmasına yetecek miktarda değer üretmedi. Bugünkü batılı ülkeler ve diğer gelişmiş doğulu ülkeler kendi çalışkanlıkları sayesinde bugünkü konumlarına geldiler. Bunu yaparken de çoğunlukla kendi kaynaklarından yararlandılar ya da satın aldılar.

    Dünya’nın en sömürgeci devletlerinden İspanya ve Portekiz; 19. ve 20. yy’ı aç ve sefil bir halde geçirdiler. Ki zaten bunlar batılı anlamda sömürgeciliği başlatmış devletlerdir. Bu devletler Kuzey ve Güney Amerika, Afrika, Asya, Okyanus’dan bir sürü ülkeyi sömürmüştürler. Portekiz; en uzun süre sömürgecilik yapmış devlettir. Bu iki devlet; Avrupa Birliği’ne üye olduklarından sonra gelişmişlerdir. Kısacası; sömürge parasıyla bir yere kadar.

    Öte yandan; Almanya Birinci Dünya Savaşı öncesi sömürgecilikte geri kalmıştı, sonunda ise tüm hepsini kaybetmişti. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’da taş üstünde taş kalmadı. Almanya, yerle-bir edildi.

    Ama buna rağmen dünyanın en zengin ve en gelişmiş ülkelerindendir:

    http://en.wikipedia.org/wiki/G8

    Japonya, İkinci Dünya Savaşı’nda Atom Bombası yemiş, iki şehri buharlaşmıştı. Hatta Japonya; kaynaklar bakımından da fakirdir. Ama buna rağmen Japonya’nın ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

    Diğer açıdan bakarsak; eskiden sömürge olan Güney Kore, Malezya, Singapur, Yeni Zelanda vb. ülkeler üretkenleşebildiler, gelişebildiler, zenginleşebildiler.

    Bugün Güney Kore’nin, “cep telefonu, araba, bilgisayar, televizyon, pil” dahil bizim kullandığımız her türlü alette parmağı var: Hyundai, Kia, Samsung, LG bunlardan birkaçı. Kişi başına düşen milli geliri 42.000 dolar civarında

    Malezya da, kullandığımız Proton marka arabayı üretiyor: http://tr.wikipedia.org/wiki/Proton_%28otomobil%29

    Yeni Zelanda’nın kişi başına düşen geliri 26.000 dolar, eğitim olanakları çok yüksek ve 195 ülke arasında yapılmış olan bir araştırmaya göre Yeni Zelanda, yaşanabilecek en iyi 10 ülkeden 9. sırada(Danimarka, İsveç, Norveç gibilerini geride bırakmış): http://www.sonsayfa.com/Haberler/Dunya/Iste-yasanabilecek-en-iyi-10-ulke.html

    -

    Singapur ise Dünya’nın en üretken ve zengin ülkelerinden:

    -

    Singapur ekonomisi: http://en.wikipedia.org/wiki/Singapore#Economy

    Anlacağımız; “sömürge” parasıyla bir yere kadar olduğu gibi, sömürülmek de gelişmeyi, üretkenleşmeyi, zenginleşmeyi engellemiyor.

    *****************************************************

    Tarihte bakarsınız ki bir çok bilim adamı (ismi burada sayılamayacak kadar çok) Tanrı’nın varlığını kabul eder. En meşhurları 20. YY. bilim adamı olarak bilinen yahudi asıllı EİNSTEİN dir. Elbetteki Tanrı yı reddeden de çoktur.

    Einstein inançlı biri değildir. Herhangi bir tanrıya inanmamıştır. “Einstein inançlıydı” sözü bir yalandan-safsatadan ibarettir.

    Einstein’ın dinlerle ilgili sözleri kaynaklı bir şekilde şurada açıklanıyor: http://www.celebatheists.com/?title=Albert_Einstein

    Hatta bazıları şu şekilde:

    Benim dini bağlılıklarım konusunda okuduklarınız, sistematik olarak tekrar edilen yalanlardan başka bir şey değil. Kişisel bir tanrıya inanmadığım gibi bunu saklamayı bırakın, açık ve net bir şekilde ifade ettim. Eğer içimde “dini” olarak tanımlanabilecek bir şeyler varsa o da bilimin aydınlatabildiği kadarıyla Dünya’nın yapısına olan sonsuz hayranlığımdır:Albert Einstein, 1954, from Albert Einstein: The Human Side, Helen Dukas, Banesh Hoffman, Princeton University Press)

    Bir insanın ölümsüzlüğüne inanmıyorum ve ahlakın arkasında insanüstü bir otoritenin bulunmadığı, tamamen insani bir mesele olduğunu düşünüyorum: Albert Einstein, 1954, from Albert Einstein: The Human Side, Helen Dukas, Banesh Hoffman, Princeton University Press

    Teolojinin tanımladığı gibi iyiliği ödüllendiren ve kötülüğü cezalandıran bir tanrıya inanmıyorum:Albert Einstein, as quoted in a memoir by Life editory William Miller in Life, May 2, 1955

    Lütfen bir şeyi dile getirmeden önce araştırın…

    *****************************************************

    11 Eylül olayları müslümanları suçlamak için hiç bir zaman bir sebep olamaz, çünkü kendisi tamamen bir sonuçtur.

    Öncelikle “sonuçtur” demenizi biraz garip buldum. Ama neyse; ben şunu söyliyeyim; ben sadece “11 Eylül”den dolayı müslümanları suçlamıyorum ki! Yazımda bakın ne diyorum;

    “Zira, bu dinin ağırlıkta olduğu ülkelerin ilerleyemeyişi, laiklikten uzak olması, çağdaşlık düzeyine ulaşamaması, bu ülkelerde insan haklarının yeteri düzeyde olamayışı, ifade özgürlüğünün kısıtlı olması, üretkenliğin az olması, Dünya’da patlak veren terör olaylarının, intihar saldırılarının çoğunluğunun bu din adına yapılması, tarihteki en büyük terör saldırısının bu din adına gerçekleşmiş olması(11 Eylül) bu durumu haklı kılıyor.”

    Ben her müslümanı da şuçlamıyorum. Ayırca; yazımı okuyup, iyi anlarsanız; Hristiyanlığı, Yahudiliği, Aztek ve Maya dinleri eleştirdiğimi görebilirsiniz: Aslında İslam, diğer dinlerden daha fazla kötü değil. Ya da daha doğru/en doğru bir tanım olarak; “diğer dinler en az İslam kadar kötü.” Ancak, diğer dinlere mensup insanların geneli, çoğunluğu HATALARINDAN DERSLER ÇIKARARAK bir şekilde dinlerini vicdanlarına hapsetmeyi, din ile bilimi birbirinden ayırmayı, laikliğe ve kadın haklarına sahip çıkmayı benimseyebilmişler, kendilerine N.D. Walsch’ın bahsettiği; “Tanrımız bizden hakikatten bu tip bir yaşam biçimi ister mi? Emin miyiz?” sorularını sorarak, dinlerin hayatlarında fazla yer kaplamamasını tercih etmişler. Bizim de İslam’la anlaşmamız gereken yer, işte tam burası.

    Yine benim dinler bazında konuştuğumu da anlamış olmanız gerekliydi.

    *****************************************************

    İslam dini özünde hiç bir zaman insanlara zulmetmeyi barındırmaz, onları sömürmez. sonucu geri kalmak! dahi olsa. Laiklik, çağdaşlık, insan hakları gibi tüm kavramlar ideolojiktir ve içleri mensuplarınca doldurulmuş sıradan kavramlar değil, özellikle insan hakları kavramı. Ve tamamen insancıl değil, leş yiyen bir hayvan şeklinde doldurulmuştur. Bu gün Irak ı işgal edenler sözde, oralara insan haklarını getireceklerdi, Guantanamo da, felluce de bir takım işkencelere maruz kalan kişiler tamamen insancıl! maksatlarla işkence görmüşlerdir ve daha dünyada ne kadar zulüm varsa hepsi aynı insancıl! maksatlarla yapılıyor.

    “Guantanamo” insancıl maksatla açılmış bir yer değildir. Guantanamo teröristleri toplamak için açılmış, sorgulamak için de onlara baskı ve işkence uygulabilen bir askeri hapishanedir: http://tr.wikipedia.org/wiki/Guantanamo_Kamp%C4%B1

    “Olayları destekliyorum” demiyorum. Ama bunun amacı insancıllık değildir.

    Laiklik bir ideolojiyse; dini sebeplerden dolayı baskıyı, sömürüyü, bagnazlığı, ayrımcılığı kaldırmak için güzel bir ideoloji.

    Öte yandan İnsan hakları: Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki; birileri “iyilik yapıyorum” deyince; bunu başaramıyorsa, bu onun sorunudur.Bugün din ağırlıklı kesimler de kendilerinin haklı ve insancıl olduğunu düşünüyor. En azından dinlerin ağırlıkta olduğu yerler hep geri kaldı.

    Bugün dinler adına; insanlar kurban edildi, onlardan cizye-haraş toplandı, terör olayları yaşandı, haçlı seferleri yaşandı, engizisyon yaşandı, insanlar köle-cariye yapıldı, kadın hakları çiğnendi vs vs vs.

    Bugün İslam dünyası “kesile kesile” müslüman olmuştur. Türklerden yaklaşık 80.000′i; Talkan ve Curcan katliamlarında ağaçlara asılıp kılıştan geçirildi. Türk kadınları -tıpkı diğer müslüman saldırganlarının maruz kaldığı ülkeler gibi- Araplara cariye oldu.

    Dünya’nın en büyük kültür emperyalistleri de Araplardır: http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/enbuyukkulturemperyalistleriaraplardir.htm

    En Buyuk Kultur Emperyalistleri Araplardır

    Dinci yazarlarımız, sol literatürden ödünç aldıkları “kültür emperyalizmi” terimini çok sık kullanıyorlar. Onlar batılı ülkelerin Yahudi-Hristiyan kültürlerini bütün dünyaya yaymaya çalıştıklarını iddia ediyorlar, Türk-Müslüman kültürünün saldırı altında olduğunu söylüyorlar.

    Halbuki dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kültür emperyalistleri Araplardır. Araplar, İslamiyeti yaymak adına kendi kültürlerini yaymışlar ve çevrelerindeki tüm halkları Araplaştırmışlardır.

    İslamiyet’a kadar Araplar temel olarak Arabistan yarımadası içindeydiler. Şu anda ise Arap ülkelerini birleştiren bir organ olan Arap Birliği’nde tam 22 ülke var. Bu birlik içindeki Moritanya, Cibuti, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Eritre, Filistin, Lübnan, Somali, Irak ülkelerinin halkları aslen Arap değildir. Bu halklar sonradan Araplaştırılmışlardır.

    Arapların kültür emperyalizmine en iyi örnek Mısır’dır.

    Mısır’lıların dili dünyanın en eski dillerinden birisiydi. Mısır dilinin yazılı belgeleri MÖ 3200’lü yıllara kadar gider.

    Mısır 7. yüzyılda Araplar tarafından fethedildi. Kısa bir süre sonra, 8. yüzyılda Halife Abdül el-Malik bin Mervan devlet işlerinde kullanılacak tek dilin Arapça olduğunu duyurdu. Daha sonraki Memlük hakimiyetinde Mısır dilini kullananlar ağır cezalara çarptırıldılar. Şu anda Mısır’lı hristiyanlar dışında bu dili kullanan yok. Ulu bir dil unutuldu gitti. Mısır halkı ise Arap oldu.

    Dinciler haklıdır, kendimizi kültür emperyalizmine karşı korumalıyız. Ama korunmamız gereken şey Arapların kültür emperyalizmidir.

    Kısacası; sizin “müslümanlık barıştan yanadır” teriminiz size göre öyle. Ayrıca; bugün din adına katledenler, sömürenler de “İslam barıştan, huzurdan yanadır” terimini çok kullanmışlardır. Ama sonuç ortadadır.

    *****************************************************

    Ayrıca ben dünya da dinsiz bir insanın olabileceğine hiç mi hiç inanmıyorum. Ve bunu sizde çok iyi gördüm. Çünkü ; hani tabiatçılar (yaratılışa inanmadığını iddia edenler) doğa boşluk kabul etmez diye bir söz söylerler ya.
    Din; kendisi bir yaşam biçimidir, ve tabi olduklarına bir yaşam şekli sunar, birincisi sizin ben din sahibi değilim, ateistim demeniz yanlış bir tabir. Siz “bilim” dinine iman ediyorsunuz, sizin tanrınız tabiatın ta kendisi, peygamberleriniz de sürekli birbirinden farklı şeyler söyleyen, bazen birbirlerini yalanlayan bilim adamı olan (yada olduğunu iddia eden) kişilerdir.

    (…)

    İşin garibi, siz de sayfalar dolusu bilim adamlarının makalelerini yayınlamışsınız ve sonuca bakıyoruz ( o yazınızda da netçe görülüyor) bunları bir kılıf gibi kullanarak yukarıda bahsettiğim sosyal bilimciler gibi işiniz toplum mühendisliğine dönüşüyor. Bilim sizin için sadece bir araç, amentünüz bile değilmiş, şaşırdım doğrusu.

    Öncelikle ben bir Ateistim. Bilim de din değildir. Tabiat da tanrı değildir. (Tabi burada tanrıdan kastımız önemli> Ben “tanrı” demiyorum tabiata)

    Benim bilimi kullanmamın nedeni de ideolojik değildir. Ben bilimi seviyorum; insanları da buna davet ediyorum.

    Bilimi Ateizm için bir araç olarak kullanmıyorum. Şu sözüme dikkat etmediniz sanırım: (…)biz dinsizler, İslam’a yanlış yolda olduklarını göstermeliyiz. Onlara din ile bilimi ayırt ettirebilmeyi, yaratılışa inanırken aynı zamanda evrime de inanabilmelerini, dinlerinin hayatlarında fazla yer kaplamamasını, laikliği benimseyebilmelerini öğretmeliyiz. Onlara, Kuran’ı eleştirirken de bizlere saygı duymalarını anlatmalıyız.

    Elbette ki insanları dinlerden tamamen ayırmak bizim için en harika olanı. Ancak, yaptığı ibadet; yalnız “dua etmekten” başka bir şey olmayan bir din/inanç ile alıp veremediğimiz ne olabilir ki?

    Şu yazımdaki sözlerimin daha da aydınlatıcı olacağını düşünüyorum: http://suphelikani.wordpress.com/2009/09/01/national-geographicin-editorunden-aciklama-insanoglu-maymun-soyundan-gelmedi/

    ” Ben özellikle de (National Geographic Editörü’nün şu) son cümlesini çok beğendim; ‘Galileo, Dünya’nın Güneş Sistemi’nin merkezinde yer almadığını kanıtladıktan sonra NASIL YOK OLMADIYSA, EVRİM DE TANRI’YI KÖKENLERİMİZDEN SİLMİYOR’ “

    Lütfen insanlar hakkındaki eleştirilerinizi doğru bir şekilde yapınız.

    *****************************************************

    Ayrıca, bir şeyi doğru öğreniniz.(Einstein inançlı değildi. Bu yüzden sizin “Sosyal bilimci” teriminiz çürümüş oluyor)

    En basit örnek, Darvin. Tüm ateistlerin belki en meşhur peygamberi sayılan kişi, acaba Tanrının varlığını reddediyor mu? Darvin, küçük yaşta ölen kızı için (9 yaşında) Tanrıya küsmüş biri. Ve bulduğu evrim teorisiyle yaratılışa karşı gelerek din adamlarının yıllarca kendilerine yanlış bilgi verdiklerini söyleyerek yaratılış teorisine karşı gelmiştir. Bilmiyorum bana gösterebilecek misiniz, Darvinin kendi orjinal kaynaklarının içinde Tanrı yoktur sözünü (Türkçe tercümesi de olabilir, size inanırım.).

    Öncelikle söyledikleriniz Harun Yahya kaynaklı çarpıtmalardır. Darwin’in, araştıra-araştıra dini inançları zayıflamıştır.

    Öte yandan; söylediklerinizi doğru kabul edelim. Bunun üzerine şu yazılarımı okuyunuz:

    http://suphelikani.wordpress.com/2009/11/14/yaratiliscilarin-evrim-konusunda-bildikleri-7-yanlis/

    http://suphelikani.wordpress.com/2009/08/29/evrim-teorisi-uzerine/

    Özellikle şu cümlere bakınız:

    İlk linkteki yazımdan:

    Bilimsel teorileriler; sahiplerinin tercihlerine göre değil, kanıtlara göre geçerlilik kazanırlar ya da yıkılırlar.

    İkinci linkten, yani; National Geographic kaynaklı postumdan:

    (…)
    Sonuç olarak Darwin, evrim konusunda HAKLIYDI. Ancak HER KONUDA HAKLI DEĞİLDİ. Her şeye bir açıklama getirmeyi kendine dert edinen Darwin, uzun meslek yaşamında birçok kuram ortaya attı; bunlardan bazıları HATALI ve ALDATICIYDI. Bir tür içerisindeki değişimlere neyin yol açtığı konusunda YANILIYORDU. En önemlisi, pangenesis adını verdiği ve biyolog meslektaşları arasında fazla kabul görmemiş olmasına karşın el üsünde tuttuğu kalıtım kuramının TAMAMEN YANLIŞ OLDUĞU ANLAŞILDI. Neyse ki Darwin’in en ünlü başarılı kuramının doğruluğu, ortaya attığı bu EN KÖTÜ DÜŞÜNCESİNDEN BAĞIMSIZDI. Doğal seçilim yoluyla evrim, Darwin’in en parlak yönünü-yani bilimsel gözleme dikkatli düşüncesinin doruğunu- temsil ediyor.

    Bilim için Darwin’in ne düşündüğü önemli değildir! Yani; Darwin için kullanılan; “ideolojiktir-şu yüzden tanrıya küstü-fikrini değiştirdi-’tanrı yoktur’ demedi-onun teorilerini şu kişi bayraklaştırdı” vb. gibi terimler gerçek olsalar bile önemli değildirler!

    Bilim için önemli olan; onun söylediklerinin,ortaya attığı tezin doğru olup-olmadığıdır. Bu tezler ve söylenenler de kanıtlarla ayakta kalırlar veya yıkılırlar.

    Bu yüzden ne bilim dindir, ne de Darwin peygamberdir…

    Saygılar…


  7. Ocak 22, 2010 4:08 pm Mustafa

    sayın yazar şahsınıza hitaben yapılmış bütün yorumları ve yazılarınızı titizlikle okudum, kendimce size birşeyler yazmayı ne kadar istedimse de başaramadım çünkü Kur-an hakkında sizin gibi bir şahısla tartışmayı doğru bulmadım. Kur-an ın hak dini olan islamı anlatması ve yol gösterici olması konusunda ek birşey söylemeye gerek olmadığını düşünüyorum ki bu Kur-an ın içinde aşikardır. eğer anlayarak başından sonuna dek okursanız zaten kitapların en büyüğü olduğunu sizde içinize dolduracağı huzurla anlayacaksınız. bir okur sizin kitabınızı bir kez okuduğunda anlamayıp ikinci kez okuduğunda size teşekkür edebilir yada bir küfür savurabilir. bence anlayana dek o kitap okunmalıdır. hele bahsedilen Kur-an sa defalarca hatmetmelisiniz ki sizinle tartışabilelim. zira sizin gibi “yolundan şaşmış” kişiler hakkında Kur-an da çok güzel ayetler var. Lütfen öncelikle anlattığınız şeylerle ilgili “Yasin” ‘i dinleyiniz ve okuyunuz. Yasin suresi 9. ayete bakalım, acaba Rabbim bizleri neye uymamızı istiyor ve peygamberimizin yalnız ve yalnız nereye uyanı uyarabileceğini söylüyor. Bakın ayet o günkü toplum insanlarından bahsediyor, ama gözlerde perde yoksa hemen günümüze o kadar güzel uyarlıyor ki insan şükürler olsun.
    Yasin (9) Önlerine bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar görmezler. 10: Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, fark etmez onlar için; inanmazlar. 11: Sen ancak o Kuran`a uyan ve görmediği halde Rahman`dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele… gibi, okursanız çoğaltabileceğiniz birçok ayet ve sure vardır ki inkarcı zihniyetin neden bu kadar ısrarcı olduklarını açığa kavuşturacaktır sanırım. ve benim neden sizinle tartışmayacağımı ve neden detaylara girmediğimi de anlamışsınızdır umarım. eğer araştırmacıysanız doğru dürüst araştırın ve Syn. Ergun CANDAN ‘ın ANTİK MISIR SIRLARI adlı kitabını okursanız bahsettiğiniz mayaların, azteklerin ve diğerlerinin nereden geldiklerini ve aslında bizim tanrılar olarak bildiğimiz (mitolojide) bazı kişilerin aslında peygamber olduklarını ki mayalar atlantislilerin ve MU ların torunları olduklarını ve mısır mabetlerinde osiris rahiplerine nasıl yol gösterdiklerini okuyacaksınız ki sayın Ergun CANDAN ın kitabı sonuna kadar okursanız yaklaşık 65-70 dolaylarında belirtilen hatrı sayılır kaynaklardan derlenerek oluşturulmuş bir eser olduğunu göreceksiniz, daha iyi araştırarak eserler ortaya çıkarır ve insanları doğru yönde etkilerseniz biz de okurlarınız olarak minnettar oluruz. Başarılarınızın, çalışmalarınızın ve en önemlisi araştırmalarınızın devamını diler saygılar sunarım…


  8. Ocak 23, 2010 5:23 pm Şüpheli Kanı

    @Sevgili Mustafa: Öncelikle üslubunuzdan dolayı teşekkür ederim (Tabi “sizin gibi bir şahısla tartışmayı doğru bulmadım” sözünüz dışında :) )

    Asıl konuya gelirsek; bana Kuran’ı birkez daha okumamı öneriyorsunuz ama siz benim Kuran’ı, İncil’i, Tevrat’ı, Zebur’u kaç defa okuduğumu biliyor musunuz?

    Şahsen ben bilmiyorum. Çünkü, belki de mecazen konuşacak olursak; Kuran’ı okuduğuma sayılar yetmez.

    Yasin (9) Önlerine bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar görmezler. 10: Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, fark etmez onlar için; inanmazlar. 11: Sen ancak o Kuran`a uyan ve görmediği halde Rahman`dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele…

    Sevgili Mustafa; bu örnek verdiğiniz ayetlerden anlaşılıyor ki; bizim herhangi bir suçumuz yok. Çünkü apaçık ayetler diyor ki bizim hem önümüze, hem de arkamıza set çekilmiş; inanmamız engellenmiş.

    İkincisi bu argümanlarınız daha önce hakkında yazdığım “hatalı” bir argüman türüdür: http://suphelikani.wordpress.com/2009/12/03/petitio-principii/

    eğer araştırmacıysanız doğru dürüst araştırın ve Syn. Ergun CANDAN ‘ın ANTİK MISIR SIRLARI adlı kitabını okursanız bahsettiğiniz mayaların, azteklerin ve diğerlerinin nereden geldiklerini ve aslında bizim tanrılar olarak bildiğimiz (mitolojide) bazı kişilerin aslında peygamber olduklarını ki mayalar atlantislilerin ve MU ların torunları olduklarını ve mısır mabetlerinde osiris rahiplerine nasıl yol gösterdiklerini okuyacaksınız ki sayın Ergun CANDAN ın kitabı sonuna kadar okursanız yaklaşık 65-70 dolaylarında belirtilen hatrı sayılır kaynaklardan derlenerek oluşturulmuş bir eser olduğunu göreceksiniz, daha iyi araştırarak eserler ortaya çıkarır ve insanları doğru yönde etkilerseniz biz de okurlarınız olarak minnettar oluruz.

    Sevgili Mustafa;

    Ben zaten sizin bahsettiğiniz tarzda kitapları, ansiklopedileri, e-postaları, belgeselleri, filmleri, makaleleri ve vs.’leri defalarca kez araştırdım.

    Ancak, bu ulaştığım kaynaklar arasında hiçbir tane tutarlı ifade bulamadım; ki söylediğiniz şeyler bunlardan pek farklı değil.

    Öncelikle “Atlatis ve MU” diye bahsedilen şeylerden hiçbirisi yoktur. Bunlar bir efsaneden başka birşey değildirler.

    Bana bu kez de doğru düzgün araştırmamı öneriyorsunuz fakat kendiniz pek araştırmamışınız galiba?

    MU’yu ortaya atan ünlü kişi; gezgin bir İngiliz asker ve yazar olan James Churchward‘dır. MU hakkında yazdığı tonlarca eseri vardır.

    Ancak, bu ortaya attığı “MU” hiçbir zaman bir şehir efsanesinden öteye geçememiştir. Hiçbir objektif bilimsel kurum ve kaynak MU’yu kabul etmemektedir. Ne Churchward’ın anlattığı yerde, ne de Dünya’nın herhangi başka bir yerinde bu kıtaya dair herhangi bir iz bulunamamıştır.

    Yıllardan beri gelişmiş-modern teknolojik aletlerle(özellikle de Sonarlarla) yapılan araştırmalara rağmen Mu ve Atlantis’e dair hiçbir tane doğru bir iz bulunamamıştır.

    Bugün itibariyle Atlantis ve Mu’ya dair söylemler, üç-beş tane efsaneci ve defineci hariç, hiçbir ciddi bilimsel kurum tarafından kaele alınmıyor bile…

    Hal böyle iken(ana kaynaklar çürük iken) nasıl oluyor da sizin söylediğiniz kaynaklar; “hatırı sayılır kaynaklara” dayandırılıyor merak ettim açıkcası?

    Bugün “Osiris Dini” adı verilen – var olduğu iddia edilen- bir inancın da Atlastis’ten geldiğine inanılmaktadır. Ancak yine ilk olarak J.Churchward’ın ortaya attığı bu görüş de çürüktür.

    İkincisi; zaten(tıpkı Atlantis ve Mu efsanesinde olduğu gibi) “Mısır ve Kuran” terimlerinin bir arada kullandığı her türlü diğer şey de hep çürük çıkıyor.

    Firavun efsanesi fos çıkmıştır: http://www.haber7.com/haber/20051121/Firavun-cesedi-efsanesi-de-fos-cikti.php

    Haman da aynı şekilde: http://www.turandursun.com/kuranin_elestirisi/p2009_articleid/26

    Son olarak şunu diyorum size;

    Bana söylemiş olduğunuz “eğer araştırmacıysanız doğru dürüst araştırın” sözünüzü aynen iade ediyorum. Ancak ben size, sizin söylediğiniz; “benim sizinle neden tartışmadığı anlamışınızdır sanırım” sözünüze karşılık “Asıl ben sizinle tartışmam” DEMİYORUM!

    Ben şöyle diyorum; “Benim sizinle acilen tartışmam gerekli; çünkü düşünceleriniz birçok yalan-yanlış bilgi ile dolu. Bunları düzeltmemiz gerek” :)


  9. Mart 8, 2010 12:51 am Mahmut

    Bu tartışmaya pompeileri araştırırken ulaştım. Tartışmayı ilk cümlesinden son cümlesine kadar tane tane , üzerinde düsünerek okudum. Öncelikle Allah inancımın süphesiz oldugunu belirtmek isterim. Ben yazının sahibinin Süpheli kanının iyi bir araştırmacı olduğunu görebiliyorum. bu yüzden diğer arkdaşların dogru dürüst araştır da gel demelerine katılmıyorum. internette binlerce kaynak war. ama maalesef bu kaynaklar okadar cok ki artık içinden dogru olanı bulmak cok zor. Aynı konu hakkında yüzlerce farklı düşünce ortaya atılabilmektedir.Ve insan hangisi inanacagına bilememektedir. Bu yüzden böyle durumlarda insan inanmak istediğine inanmakta, duygularına, deger yargılarını, ön yargılarına teslim olmaktadır. Eger inancı zayıfsa bircok kişi de İslamdan böylelikle uzaklaşmaktadır. İslam kesinlikle bilime karsı olmamıştır. İslam ülkelerinin gelişememesinin sebebini İslama bağlamak yanlştır. Bunun sebeplerini başka seylerde aramak gerekir. Ateist oldugunuzu söyluyorsunuz inancınıza saygı duyuyorum. daha dogrusu inanç değilde inançsızlığınıza. Ama gercekten de inançsız mısınız? Bence yanılıyorsunuz Siz inanmadığınıza, İnançsız oldugunuza inanıyorsunuz. Aslında herkes bir seylere inanır. (din olarak düşünmeyin) caresiz kaldıgınızda, başınız bi sıkıntıdayken hic mi sıgındıgınız, yardım beklediğiniz birisi (Tanrı) olmadı? Olmadı mı? Eger olmadıysa kesinlikle ve kesinlikle hic sıkıntıya düşmemiş ve hic zor durumda kalmamışsınızdır.
    Yazılarınızdan ciddi bir eğitim aldığınız, kültürlü ve varlıklı birisi oldugunuz anlaşılmakta. Hatta bir üniversitede Prof’luk seviyesinde olma ihtimaliniz bile war. Hatta abartılı olabilir (affınıza sıgınarak yazıyorum) , ”ben sizinle tartışmam demiyorum” diyerek, Tartışmalara katılmak isteyişiniz , ısrar edişiniz muhabbet etme imkanı bulduğum Türkiye ‘de ve dünyanın bircok ülkesinde bulunan misyonerlerin çalışmalarına çok benzemekte. Allah karşınıza inançlı insanlar cıkartsın aksi takdirde kullanmış oldugunuz dilden anlaşılacağı üzere ikna yeteginizin cok iyi olmasından birçok kişiyi İslamdan soğutabilirsiniz.
    Bilim adamısınız, araştırmacısınız evrendeki yörünge sapmalarının nelere sebep olabilecegini cok iyi biliyorsunuzdur. Sizce bunların hepsi rastlantı sonucu mu oluşmakta? Sizce dünya şans eseri mi olustu. Bi Patlama oldu dünya oldu. Sonra binlerce canlı şans eseri oldu. Kelebekle arı birleşti ördegi, ördekte kediyle birleşip kaplumbağı, kaplumbağda yılanla birleşince ortaya zürafa cıktı? Öyle mi düsünüyorsunuz?… Ciddiyetten uzaklaştığım için özür diliyorum.
    Demek istediğim İslamiyet, Hrıstiyanlık, Yahudilik ve diğer dinlere inanmasanız da siz Ateist değilsiniz. Sizin de inandıgınız bir Tanrınız var. Ama bunu bi yaşam tarzı olarak secmiş olmanız, cevrenizdeki insanların etkisi sizi böyle olmaya zorlamış. Farzedinki su an içinde bulunduğunuz yaşadıgınız kabul ettiğiniz cevreden cok uzaktasınız, ve bu düşüncelerinizi paylaşabileceginiz hic bir imkan ve kişi etrafınızda yok, böyle bir ortamda da ateist oldugunuzu kendi kendinize söyleyebilir miydiniz. Buna cesaretiniz var mı???? Sizi ateist eden bizleriz ve yani cevreniz, yaşam tarzınız eşiniz, dostunuz, arkadaşınız kısacası sizin hayatınıza bir şekilde yerleşmiş insanlar… Düşünceleriniz dinlenildikce daha dogrusu deger buldukca, tartışıldıkca siz ateist oldugunuz konusunda daha da cesaretlenmektesiniz.

    Allah doğru yoldan, yolundan ayırmasın. Sizleri de bu yola ulaştırır insallah…


  10. Mart 8, 2010 1:03 pm Şüpheli Kanı

    @Sevgili mahmut;

    Öncelikle üslubunuzdan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. Her ne kadar inançlar konusunda sizinle hemfikir olmasak da, üslubunuz, hitap edişiniz “keşke her inanan böyle olsa” dedirtecek cinsten.

    İnancım konusunda gelirsem; elbette benim de birçok insan gibi eskiden bir fizik üstü inancım vardı. Türkiye’de doğmuş bir insan olarak da dinim doğal olarak İslam’dı.

    Ancak; zaman içinde araştırmalarım, beni inancımı sorgulamaya, bu sorgulama sonucu da beni Ateizm’e götürdü.

    Şöyle demişsiniz: “Aslında herkes bir seylere inanır. (din olarak düşünmeyin) caresiz kaldıgınızda, başınız bi sıkıntıdayken hic mi sıgındıgınız, yardım beklediğiniz birisi (Tanrı) olmadı? Olmadı mı? Eger olmadıysa kesinlikle ve kesinlikle hic sıkıntıya düşmemiş ve hic zor durumda kalmamışsınızdır.”

    Elbette benim de hemen her insan gibi yardım beklediğim biri oldu. Ve inançlıyken de birçok şey için dua ederdim.

    Ancak; Kuran’ı ve diğer dinleri araştırmaya-sorgulamaya kalktığımda ortaya çıkan sonuç beni Ateist yaptı. Bu yüzden de bir fizik üstü varlığa dua etmeyi gereksiz buldum. Eğer bir sorun varsa; bunun üstesinden kendim gelebilirim. Hem böyle yapmak beni daha güçlü kılacaktır.

    Deizm’e, yani bu evreni yaratan bir Tanrı’nın olduğuna ancak; bu tanrının evreni yarattıktan sonra bu evrenle ilgilenmeyi bırakmış olduğunu kabul eden bir görüşe inanabilirdim. Deistler; herhangi bir tanrıyı kabul eder, ancak dinleri reddeder.

    Ancak, ben, dini inancımı kaybettikten sonra, sadece ve sadece kanıtı olan şeylere inanmaya başladım. Eğer birşeye inanacaksam, O’nun mutlaka ve mutlaka kanıtı olacak. Tıpkı Abderali Demokritos‘un dediği gibi; “Atomlardan ve boş uzaydan başka hiç birşey mevcut değildir; geri kalan herşey düşüncedir sözünde kastedildiği gibi.

    Bu yüzden de Ateizm’i seçtim. Ateizm; bir tanrının varlığını reddeder; yani tanrıtanımaz.

    Elbette bunun için de haklı nedenlerim var. Bu da; bilimin tanrıya/fizik üstü bir tasarımcıya herhangi bir ihtiyaç duymaması. Zaten siz bilimsel konularla ilgileniyorsanız; bu evrende bulunan hemen her şeyin, hiçbir tanrıya ihtiyaç duymadan rahatlıkla açıklanabildiğini görmüşsünüzdür.

    Blogumda bir çok yazımda şunu belirttim: “Ben bir tanrının/fizik üstü varlığın var olmadığını hiçbir zaman kesin olarak iddia etmedim. Ancak, bana kesin kanıt sunulana kadar herhangi bir tanrıya/fizik üstü varlığa inanmayı reddeceğim. Ama şurası kesin: Bu tanrı/varlık -eğer varsa- herşeyi bilen, her şeyi gören bir varlık değil.“

    Düşüncelerim böyle. İlginiz için teşekkürler.

    Bu arada “Bu tanrı/varlık -eğer varsa- herşeyi bilen, her şeyi gören bir varlık değil.“ sözüm aklınıza takılabilir.

    Ama şu linki incelerseniz, ne demek istediğimi gayet iyi anlayabilirsiniz(kötü tasarımdan, evrende bulunan ancak hiçbir şeye yaramayan madde ve cisimlerden bahsediyor): http://en.wikipedia.org/wiki/Argument_from_poor_design

    Sevgiler ve saygılar.


  11. Nisan 4, 2010 10:58 pm Ali Rıza

    sevgili şüpheli kanı,ben aslında çok uzun yazıp kanıtlar sunma peşinde değilim.kendimce bir kaç şey demek istiyorum.sizin inanmamanız bizim sizi dışlamamız anlamına gelmemelidir.burdanda eğer böyle bir tavırla üslupla size hışımla saldırabilecek arkadaşlara uyarımdır.hidayet verecek olan Allah’tır.tabi bazı şeylerde insanın kendi iradesine verilmiştir,akıl dairesinde…siz şimdi kendinizi öldürme iradesine sahipsiniz değil mi?düşünün,şuan yüksek biyerden atlayıp ölüme yürüyebilirsiniz,kısaca hertürlü intihar edebilirsiniz,tabi ecelinizi bekleyebilirsinizde.nekadar bunu yapmak istemesenizde o bigün kapınızı çalacak.siz bu durumda Allah’ın gazabına uğrayacaklardansınız.AMA ya gerçekten vadedilen cennetler varsa!(ki bundan zerre şüphemiz yok)neden küfre devam etmeyipte,şansını denemiyorsun sevgili şüpheli kanı.inşaallah bu islamın hidayeti olur.bize düşen burda size bişeyler anlatıp,gözüyaşlı içten dua üstüne dua etmektir.bilirimki Rabbim dua edenin duasına icabet eder.sevgi ve saygılarımla…(eğer yanlış bir üslubum olduysa kusura bakmayınız)



Yorumlar Kapalı

  • Son Yazılar

    • Siteyi Bir Süre Yoruma Kapattım
    • Sayın Muhammed Said İsimli Yorumcu
    • Okumanızı Tavsiye Ettiğim Yazılar
    • Zeitgeist The Movie Belgeselinin Sağlaması
    • Zeitgeist The Movie’ı İncelerken Yararlandığım Kaynaklar
  • Popüler Yazılar

    • Kavimlere Gönderilmiş Peygamberler ve Kavimlerin Helakları
    • Hz.Aişe'nin Evlilik Yaşı Üzerine
    • Kuran'daki Bilimsel Mucizeler: Big-Bang
    • Kuran'daki Bilimsel Mucizeler: Denizlerin Birbirine Karışmaması
    • Felsefecileri Susturan Adam: Şemsi Tebrizi
    • Mehdi Gelecek Ama Amerika Engelliyor
    • 11 Eylül’ün Şifresi Çözüldü: Q33 NY
    • Eşcinsellik Üzerine
    • Okumanızı Tavsiye Ettiğim Yazılar
    • About
    • 11 Eylül Sonrasının Komplo Teorileri
    • Zeitgeist The Movie Belgeselinin Sağlaması
  • Son Yorumlar

    mozceli on About
    Ozel bir konu on About
    Şüpheli Kanı on İnsan Hakları Evrensel Bildirg…
    Son Sultan on About
    Son Sultan on İnsan Hakları Evrensel Bildirg…
  • Yazı Kategorileri

    • 11 Eylül Saldırıları ve Komplo Teorileri (3)
    • BİLİM (10)
    • Doğa (2)
    • Felsefe (2)
    • Hakkında… (1)
    • Kitaplık (1)
    • Komedi (3)
    • Mantıksal Safsatalar (5)
    • Sağlık (1)
    • Sosyal (6)
    • Tarihsel (4)
    • Tartışma (2)
    • Uncategorized (5)
    • İslam ve Kuran (14)
  • Etiketler

    11 Eylül Astronomi Aydınlanmak Belgesel Bin Ladin Dezenformasyon Dogmatik Doğa Ehli Kitap Evrim Eşcinsellik Hayvanlar Kitaplık Kuran'daki Anlaşılabilirlik Kuran'daki Mucizeler Mitoloji Ne Kadar Açık Fikirlisiniz? Okunması Gereken Yazılar Spekülasyon Tartışma Zeitgeist The Movie İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Kuran İslam'da Kadın Hakları İslam Tarihi
  • ATEİZM

    • Agnostik
    • Ateist Cevap
    • Ateist Platform
    • Üzelgi
    • Bilim ve Ateizm
    • Deizm
    • Turan Dursun
    • Uçan Spagetti Canavarı
    • Yaratılışçılara Cevaplar
    • Şüpheci Melek
    • İlhan Arsel
  • Belgesel

    • Garajımdaki Ejder'in Videoları-YouTube
  • Blogroll

    • Işınla Bizi
    • Murat Yıldırımoğlu
    • Şüpheci Melek
  • BİLİM

    • Aklımız ve Beynimiz
    • Önce Evrimi Anlayalım
    • Evrim Çalışkanları
    • Evrim Teorisi
    • Garajımdaki Ejderha
    • National Geographic
    • Şüpheci Melek
  • Hobi Siteleri

    • Spark Fun Electronics
  • Komplo Teorilerine Cevap Veren Süper Bir Site

    • Yalan Savar
  • Youtube

    • Youtube'a Girmek İstiyorsanız Tıklayınız
  • Arşiv

    • Nisan 2010 (1)
    • Mart 2010 (2)
    • Şubat 2010 (3)
    • Ocak 2010 (1)
    • Aralık 2009 (24)
    • Kasım 2009 (5)
    • Ekim 2009 (7)
    • Eylül 2009 (3)
    • Ağustos 2009 (5)

WordPress.com'dan blog alın.

Tema MistyLook, Sadish tarafından yapılmıştır.


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Powered by WordPress.com