Asıl adı “Mevlana Muhammed” olan, ancak daha çok “Şemsi Tebrizi” adıyla anılan, İslam âlimini duymuş olabilirsiniz. Kendisinin, bir diğer İslam alimi olan “Mevlana Celaleddin Rumi” ile beraberliği olmuştur. Şahsiyet hakkında yeterli bilgiye Wikipedia’dan ulaşabilirsiniz.
Benim bu yazıda Şemsi Tebrizi’nden bahsetmemin amacı, bu kişinin kim olduğu hakkında bilgi vermekten çok, bu şahısın, dinini sorgulayan başka bir şahısla arasında geçmiş olan olayı ele almak. Bilmiyorum, olayın gerçekliği ne kadar ama İslam alemi bu olaya bayılır.
Olay şöyle:
Mevlana Celâleddîn-i Rumi’ye felsefecilerden bir grup geldi. Sual sormak istediklerini bildirdiler. Mevlana Hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî’ye havale etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî Hazretleri mescidde talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç sual sormak istediklerini belirttiler Şems-i Tebrîzî;
“Sorun!” buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.
Sormaya başladı:
“Allah var dersiniz ama görünmez göster de inanalım.”
Şems-i Tebrîzî hazretleri;
“Öbür sorunu da sor!” buyurdu.
O;
“Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz sonra da ateşle ona azab edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azab eder mi?” dedi.
Şems-i Tebrîzî;
“Peki öbürünü de sor!” buyurdu.
O;
“Ahirette herkes hakkını alacak yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar karışmayın!” dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci derhâl zamanın kadısına gidip davacı oldu.
Ve;
“Ben soru sordum o başıma kerpiç vurdu.” dedi.
Şems-i Tebrîzî;
“Ben de sadece cevap verdim.” buyurdu.
Kadı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
“Efendim bana Allahü Teâlâyı göster de inanayım dedi. Şimdi bu felsefeci başının ağrısını göstersin de görelim.”
O kimse şaşırarak;
“Ağrıyor ama gösteremem.” dedi.
Şems-i Tebrizi;
“İşte Allahü Teâlâ da vardır fakat görünmez.
Yine bana şeytana ateşle nasıl azab edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.
Yine bana;
“Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz.” dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyada küçük bir mesele için hak aranırsa o sonsuz olan ahiret hayatında niçin hak aranmasın?” buyurdu.Felsefeci bu güzel cevaplar karşısında mahcup olup söz söyleyemez hâle düştü.
İyi olmuş. O felsefeci bir şeyden anlamıyordu demek. Hiç böyle şey için mahcup mu olunur yahu? Örneğin; ben olsaydım, orada neler olurdu? Bakalım:
Birinci suale cevap:
Efendim “bana Allahü Teâlâ’yı göster de inanayım” dedi. Şimdi bu felsefeci başının ağrısını göstersin de görelim.
Felsefeci buna şaşırarak “Ağrıyor ama gösteremem” demişmiş. Ben ise şunu yapardım: O kerpici alırdım, Şemsi Tebrizi’nin kafasına aynı şekilde, şiddetli bir biçimde yapıştırırdım; o zaman Tebriz Hazretleri görürdü acının/ağrının olup olmadığını.
Yahu öğretme biçimi bile ofsayt. Bir de buna alim derler. Ama tabi benim buna daha önceki yazılarımda vermiş olduğum bir cevap var. “Ateist Aklı: Herşey Kendi Kendine Oluştu” adlı yazımda ne diyorum ben? : “Eğer bir yaratıcı varsa; yaratıcının sizin Tanrınız olduğu nereden belli? Bu Mayaların, Hinduların veya Deizmin Tanrısı olamaz mı?”
Gerçi, Tebriz’in örneği günümüz teknolojisiyle çoktan çürümüş gibi gözüküyor. Çünkü, uygun cihazlar bağlandığında vücudun neresinde, ne tür bir etkileşim olduğu açıkça anlaşılabiliyor.
İkinci suale cevap:
Yine bana şeytana ateşle nasıl azab edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.
İyi de topraktan yaratıldığını nereden biliyor Tebriz?: Tabii ki de Kuran’dan. İyi Kuran’ın doğru söylediği nereden belli?: Tabii ki de Kuran’da öyle yazıyor. İşte Tebriz, burada genelde yaratılışçıların başvurduğu –bu yüzden pek de şaşırmamak gerek- bir mantıksal safsata olan “Petitio Principii”yi kullanmış oluyor.
Kusura bakmasın ama ben Maya inancına sahip olsaydım, mısırdan yaratıldığıma inanacaktım. Bu sefer de Tebriz bana mısır mı vuracaktı? Bu yüzden O’nun ilk önce insanın topraktan yaratıldığını ispatlaması gerek. Ama tabi, yazıldıkları dönemlere bakarsak, insanlar dört elementleri baza aldıkları için Kutsal Kitapların içlerinde Ateş, Su, Toprak, ve Tahta pardon Hava ile ilgili bolca hikaye buluyoruz. Şeytan Ateş’ten, İnsan Toprak’tan, tüm canlılar Su’dan vs vs.
Üçüncü suale cevap:
Yine bana;
“Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz.” dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyada küçük bir mesele için hak aranırsa o sonsuz olan ahiret hayatında niçin hak aranmasın?” buyurdu.
Daha önce belirttiğim gibi, öğretme biçimi bile ofsayt. Diğeri bir olay ise; dinler hakikatten de zorlar. İnsanların “canları ne istiyorsa yapsın” demek illaki kötü olarak algılanacak değildir. Bu anlatılan hikâyenin başka versiyonlarında üçüncü soru şöyle de geçer: “İnsanlar canları ne istiyorsa yapmalı. Niçin dinler zorluyor? ” Bu yüzden bu olayın –eğer ki yaşanmış ise- ilk versiyonunu kaybetmiş şeklinde sunulduğunu düşünüyorum.
Ama yine de felsefeci bana “Ahirette herkes hakkını alacak yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz.! Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar karışmayın” sorusunu sorduğunda ben iyi niyetimden yola çıkarak, şunları anlardım:
1-Düşünürüm. Örnek olarak; İslam domuz etini haksız yere haram etmiştir. Tıpkı Yahudilikte olduğu gibi. Dedim ya “dinler hakikatten de zorlar” diye. Domuzun hemen her şeyi kullanılabilir ve pazarlanabilir. Eti yenir, sakatatından soslar yapılır, işkembesi ve barsakları değerlendirilir. Derisinden çeşitli eşyalar üretilebilir. “Domuzun zararları” adı altında sıralanan çoğu şey ise hep palavradan ibarettir. Ama işte, dinlerin tavrı, insanları bu hayvana karşı düşman bile etmiştir. Bu yüzden çoğu insan bu hayvandan yararlanamaz.
Şimdi ben bu hayvandan yararlandıysam, ceza mı çekeceğim ahirette? Saçma işte.
2-Ya sünnet konusu? Kardeşim sanane ister olurum, ister olmam. Sünnet, zannedildiği kadar da yararlı bir şey değildir. Belki yararları vardır ama zararları, varsayılan yararlı getirilerden fazladır…
Şimdi ben sünnet olmadım diye ahirette, sünnet olanlardan bir kademe daha aşağıda mı olacağım?: Saçma işte.
3-Kafirle evlilik. Ben Müslüman birisi isem; Ateist, Hindu, Budist biriyle yuva kurduysam, bunun için ceza mı çekeceğim ahirette? Saçma işte.
4-İbadetler. Bunları saymama gerek bile yok. Benim bir dinim varsa, benim yapacağım tek ibadet dua etmektir. Sıkıştığım zaman rahatlamak için dua ederim olur biter. Din, hayatımda fazla yer kaplamaz. Eğer ki, yaratıcım sonsuz merhametli ise, zaten benden başka birşey de istemez. Sonsuz merhameti olan ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir varlık, “insanları bana kulluk etsinler diye yarattım” demez. Kaldı ki, böyle (her şeye gücü yeten, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ) bir varlık yardım istemez:
47-Muhammed Suresi 7. Ayet:
Ey iman edenler, eğer siz Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz.
Tabi yukarıda anlattıklarım devede kulak. Tebriz Hazretleri olaya direk negatif açıdan baktığı için “bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar karışmayın” argümanını hemen; “istediğin kişiye kaba kuvvet kullanma, mallarını çalma, acı çektirme, hakkını yeme” olarak algılamış.
Bu olay ancak ve ancak bizleri güldürmekten başka bir şey yapmaz. Gönül ister ki, Müslümanlar böyle saçma sapan işlerle uğraşacaklarına, bilimle uğraşsınlar. Ama onlar ancak bizleri eğlendiriyorlar…
Güzel bir makale ve bakış açısı. Tebrikler.
Çok şey yazdım. Baktım ki, küfürün ayarını tutturamamışım. Ayıp olmasın diye hepsini sildim…
Yazıyı beğendiğimi söyleyebilirim. Ama fazla zorlama bu çamur kafalılardan ancak yobaz olur
)
Sevgilerle…
Bence de gayet iyi, özenli ve zekice yazılmış bir yazı. Tebrikler..
ilk olarak hakkinda one surulen, gulecek yer aradigim iddilarin en kendini ve yazarini ele vereni, oturup iki sayfa yazi yazan sonra 12. yüzyıldan alıntılarla, o zaman ki konuşmaları şimdi şimdi eleştirip, bir de kendini birşey sanan, süpheli kanı dostuma sesleniorm.
ben olsaydım, orada neler olurdu dediğin cümleden sonrasını aslında okumak istemezdim ama bilim çağında bu düşünceleri kendinde görüp tebrizin yerine geçen şahsın aydınlığından yana olduum için okudum. Bence sen tebrizin yerinde olsaydn bu hikayen 800 kadar yıl boyunca söylenemez ve bu blogda yer almazdı. Çünkü dar görüşlü bir insansın.Hem bu hikaye insanlara tebrizi değil yaşadığı olayı anlatmaktadır.ve bu yazının gerçekleri yansıtmaktan başka hiç bir amacı olamaz. Neden mi çünkü Müslümanlar gereksiz işlerle uğraşmazlar. ..
“Ey iman edenler, eğer siz Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz.”
Bu ayette anlaşılan dar görüşlerinize muhtelif, Tanrıya yardım etmekten değil de Allah’a yardım ifadesi emrini tutmak dinine ve Resulüne yardım etmek mânâsından mecazdır. Bunun asıl nüktesi şudur: Dinî fiiller zorla değil, kulların iradeleriyle yapılması matlub olan ihtiyarî yani isteğe bağlı fiillerdir. Onun için kulun cüz’î iradesi harekete geçmeden istenen netice ve sevap meydana gelmez. O hususta ilâhî irade kulların niyet ve isteklerine bağlıdır. İşte bu şekilde Allah’ın emirlerini yerine getirmek için kulların cüz’î iradelerini sarfetmekle yapacakları hizmetlerine, Allah’a yardım denilmiştir ki isnadda mecaz, yahut istiaredir. Yani imandan sonra siz, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, rızasına ermek için size şart kılmış olduğu niyet ve gayretlerinizi sarfetmek suretiyle dinine hizmet edersiniz. Allah size yardım eder, sizi düşmanlarınıza galip ve muzaffer kılar. Ve ayaklarınızı sıkı bastırır. Savaş alanlarında, cihad mevkilerinde ayaklarınızı kaydırmaz ve metanetle sizi üstün kılar..Zatı haliniz, anlayağın dinde zaten zorlama yoktur…
@Tayfun:
Evet. Siz de haklısınız. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve herşeye gücü yeten Allah’ınız, dini için yardım istiyor
Gerçi ben yazımda gereken cevabımı verdim (inanın en sevmediğim şey. Önceden yazıda cevabı verilmiş bir şeyin bunlara tekrar tekrar taşınması) :
Bilmem anlatabildim mi? Ama üzüldüm anlattıklarına, senin için yazı yazdım:
http://suphelikani.wordpress.com/2009/12/14/aydinlanma-islam/
Umarım yararı olur…
size ve sizin gibi dusunen insanlara aciyorum
sonunuzu gercekten de merak ediyorum yaraticimiz olan ALLAH c.c size acisin ve hidayet versin sizler musluman olmayan ama bir dine mensup insanlarla bile denk olamassiniz onlar sizden daha ustundur en azindan bir dine ve tanriya inanirlar
akil diyorsunuz mantik diyosunuz ama bunlar kesinlikle kullanmiyorsunuz
kullansaniz evrene bakar dusunursunuz
zavalli insanciklar