Birçok insan, Kuran’ın herkesçe anlaşılabilecek bir kitap olmadığı kanaatine varıyor. Kuran’ın bir ilahi söz olmasından ve sonsuz güçlü bir varlık tarafından gönderilmesinden dolayı dilinin ancak ve ancak “çok bilgili ve âlim kişilerce” anlaşılabileceği, normal kişilerin tam olarak anlayamayacağını ve bundan dolayı okuyan herkesin yorumlayamayacağını ileri sürüyor. Geçmişte yaşanan ve halen de varlığını sürdüren bir hareket olan; “din kaynaklı insanlığa pek de yakışmayan olaylar”ın da işte tam bundan dolayı kaynaklandığı söyleniyor. Dolayısıyla da “normalde Tanrı’nın ve dinin aslında bu tip şeyleri istemediği ve bunlara asla prim vermediği, bunların sayılan sebeplerden dolayı birer yanlış anlaşılmadan doğduğu” iddia ediliyor.
Peki, durum böyle ise burada bizde olan suç nedir? Ya da burada çelişkiler mevcut değil mi?
Eğer Tanrı, herkesin kabul etmesi gereken bir hüküm gönderdiyse bunun herkes tarafından anlaşılması ve okuyan herkesin aynı şekilde anlaması gerekirdi ve bunun hemen(kolay) anlaşılması gerekirdi öyle değil mi? Ama tam tersi olursa; sizce bu bir çelişki değil midir? Ya da “çelişki değildir” tezi savunuluyorsa bizde olan suç nedir de Tanrı bizi cezalandırıyor?
Tanrı’nın verdiği hükümler arasında kesin olanlar vardır: Örneğin; içki içmek, mümin birisiyle kavga etmek, eşcinsellik yapmak vb. olayların Tanrı’nın koyduğu yasaklar arasında olduğu hükmü açık bir gerçektir. Ama bunun yanında gerçekliği açık olmayan, “yanlış anlaşılmadan kaynaklandığı” iddia edilen hükümlerin bulunduğu da açık bir gerçektir.
Örneğin; intihar bombacılarını ele alalım. İntihar bombacıları, yaptıkları eylemler sonucunda cennete gideceklerine inanıyorlar. Ve buna inanırken de elbette “Tanrı adına olduğundan dolayı” her şeyin önünde bir şey olduğu için “iyi niyetle” yaptıklarını düşünüyorlar.
Ama dinini sorgulayan bir insan, “Tanrı hakikatten böyle bir şey ister mi?” diye kendisine sorar. Sorunun cevap hanesine de, bunun “insanlık dışı ve dolayısıyla da sonsuz merhametli, insanlığa barış huzur ve şefkat getirmek için hükümler vermiş olan Tanrı’nın isteyemeyeceği bir olay” olduğunu belirten cevabı koyar. Bu yüzden; eğer ki Tanrı’nın hükümleri de hakikatten böyle şeyler istiyorsa, o hükümlerin Tanrı tarafından değil, ancak insan eliyle verilmiş hükümler olduğu kanaatine varabilir. Bu tezi; “verilmiş hükümlerin Tanrı’ya ait olduğuna inanan, ancak; intihar bombacılığının insanlık dışı olduğunu bilen” birisine sunduğunda ise yazının başında belirttiğim; “normalde Tanrı’nın ve dinin aslında bu tip şeyleri istemediği ve bunlara asla prim vermediği, bunların sayılan sebeplerden dolayı birer yanlış anlaşılmadan doğduğu” tepkisini alabilir.
Ancak durum böyle ise O intihar bombacılarının Tanrı katındaki suçları nedir? Neden ceza çekmelidirler ki? Sonuçta çoğu bilmeden; Tanrı için yaptıkları düşüncesindeler ve üstelik olay sonucunda Tanrı’nın onları cennet ile ödüllendireceğine inanıyorlar.
İkincisi; bu durumlarda, ortaya çelişkiler çıkmış oluyor. Eğer ki Tanrı “hakikatten de mutlaka kabul etmesi gereken bir hüküm gönderdiyse” bunu herkesin aynı anlayacağı dilden göndermesi gerekirdi. Okuyan kişilerin bir kısmı başka, diğer kısmı başka, başka diğer bir kısmı “bam başka” anlamaması gerekirdi. Üstelik yanlış anlaşılma küçük bir kısımda olsa neyse. Yanlış anlaşılmalar çok büyük kitleler arasında boy gösteriyor.
Okuyan bir kısım Allah yolunda savaş edip, toprakları ele geçirmeyi ve bu topraklardaki insanları haraca bağlamayı –ki tarihteki İslam İmparatorlukları bunları asırlarca uygulamıştır- uygun görürken, diğer kısım “bunun doğru olmadığını ve ayetlerde kastedilenlerin farklı bir şey olduğu” görüşünü savunuyor.
Bir kısım, “intihar bombacılığının kendisini cennete götüreceğini” düşünürken, diğer kısım “Tanrı böyle bir şeye prim vermez” görüşünü savunuyor.
Okuyan bir kısım “yürekten Tanrı’ya bağlanır”ken, diğer kısım “Ateizm”e varan bir görüşü savunmaya yöneliyor. Bu yüzden, durum hakikatten biraz düşündürücü olmuş oluyor ve dolayısıyla insan sorgulamaya yöneliyor.
Peki, “Kuran’ın herkesçe anlaşılabilecek bir kitap olmadığı” tezini savunanları, konunun ana tartışması olan Kuran destekliyor mu? Bakalım:
Bakara 99: Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları ancak fasıklar inkâr eder.
Nisa 174: Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
Maide 15: Ey kendilerine kitap verilenler! Resulümüz size geldi. Size Kitap’tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklıyor ve bunların bir kısmını affediyor. Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.
Enam 59: . Geleceğin anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
Hicr 1: … Râ. Bunlar Kitab’ın ve apaçık bir Kur’an ‘ın âyetleridir.
Ankebut 49: Hayır, o (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (yer eden) apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr eder.
Yasin 69: Biz O’na (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.
Zuhruf 2: Apaçık Kitab’a andolsun ki ,
Duhan 2: Apaçık olan Kitab’a andolsun ki,
Talak 11: İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın apaçık âyetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah’a inanır ve faydalı iş yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.
Demek ki Kuran, herkesin anlayacağı dildendir. Bunun için de tefsire, özel açıklamaya, otoriteye başvurulmasına gerek yoktur.
Kuran’ın bir Tanrı sözü olamayacak kadar iyi olmadığını savunanlara karşı sunulan argümanlardan biri de “Arapça biliyor musun?” şeklindeki sorudur.
Ama sunulan bu argüman temelsizdir. Çünkü; bugün “Kuran’da yeri yoktur” diye söylenen intihar bombacılığını gerçekleştiren kişilerin %99’unun; bırakın Arapça bilmeyi, ana dilleri Arapça’dır. Üstüne üstlük, bunların hemen hepsi de Arap.
İşin ilginç yanı Kuran, “anlamanız için Arapça indim” der:
Zuhruf 3: Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur’an kıldık.
Sonuç olarak; “Kuran herkesin anlayabileceği bir kitap değildir” şeklindeki argüman, yanlış bir argümandır. Eğer ki “apaçık” olduğu iddia edilen bir kitap, milyarlarca kişi tarafından farklı şekillerde algılanıyorsa, o kitabın sahibinin sonsuz güçlü ve her şeyi bilen bir varlık olduğu iddiası tekrar tekrar düşünülmelidir. Dolayısıyla da bu varlığın, “bir ilah” olabileceği sorgulanmalıdır. Zaten Kuran’da, miras paylaşımı konusundaki matematik hatasından başlayalım, birçok hata ve çelişki mevcuttur. Hem kendi içinde, hem dışında, hem günümüz bilimiyle, hem de çağdaşlık anlayışı ile…
Bunlara örnekler vermek gerekirse:
Bakara 252: Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.
Ali İmran 20: Seninle kanıt yarıştırmaya girerlerse şöyle söyle: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlerle ümmîlere de sor: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa doğruya ve güzele kılavuzlanmışlardır. Yüz çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir. Allah, kullarını görmektedir.
Rad 70: Ya onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer.
Şura 48: Yüz çevirirlerse, biz seni onlar üzerine bekçi göndermemişiz. Sana düşen, tebliğden başka bir şey değildir.
Yukarıdaki ayetlere baktığımızda, objektif davranmak gerekirse; gerçekten de inanç özgürlüğü ile bağdaşlaşan ve “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”ne uyan ayetler. Ne diyor “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” ?
Madde 18: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü vardır. Bu hak, din inancını değiştirme özgürlüğü ve din ya da inancını, tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, tören ve ibadet yoluyla açıklama özgürlüğü içerir.
Ancak, başka ayetler vardır ki, bunlar, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”ne ve dolayısıyla insanlığa uymadığı gibi, aynı zamanda da yukarıda sıraladığımız inanç özgürlüğü ile ilgili ayetlere de terstir, bunlarla çelişki içindedir:
Tevbe 29: Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
Ahzab 27: Sizi onların yerlerine-yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığımız bir toprağa mirasçı kıldı. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Fetih 16: Bedevilerden, geri bırakılmış olanlara de ki: “Siz yakında çok zorlu savaş veren bir kavimle çarpışmaya çağrılacaksınız. Ya onlarla çarpışırsınız yahut onlar Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir ödül verecektir. Yok eğer önceden döndüğünüz gibi yüz çevirirseniz, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır.”
Nisa 84: Allah yolunda savaş. Kendinden başkasından sorumlu değilsin. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah, küfre sapanların gücünü kırar. Allah, kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada daha güçlüdür.
Fetih 19-20-21: Daha Alacakları birçok ganimetler de nasip etmiştir….Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etti….Sizin güç yetireceğiniz başka ganimetler de vardır.
Nisa 17: İğreti hayatı âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Allah yolunda çarpışıp da öldürülen yahut galip gelene biz, yakında, büyük bir ödül vereceğiz.
Enfal 65: Ey Peygamber! Müminleri çarpışmaya teşvik et! Sizden sabırlı yirmi kişi olsa, küfre sapanların iki yüzüne galip gelir; sizden yüz kişi olsa, onların binine galebe çalar. Çünkü onlar gereğince anlamayan bir topluluktur.
Enfal 66: Şimdi, Allah yükünüzü hafifletti. Bilmiştir ki, sizde bir zaaf var. İçinizden sabırlı yüz kişi olsa, iki yüz kişiye galip gelir; sizden bin kişi olsa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galebe çalar. Allah, sabredenlerle beraberdir!
Tevbe 111: Allah, müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar da öldürürler, öldürülürler. Allah’ın; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kendi üzerine hak olarak yazdığı bir vaattir bu. Ahdine, Allah’tan daha vefalı kim var? Perçinlediğiniz bu antlaşmanızdan ötürü müjdeler olsun size. İşte budur o büyük başarının ta kendisi.
Tevbe 3: Ey Peygamber! Küfre sapanlarla, ikiyüzlülerle cihat et! Onlara sert davran! Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir o!
Görüldüğü gibi, bu ayetlerin inanç özgürlüğü ile uzaktan yakından alakası yoktur. İnsanlara, savaşarak, gayrimüslimlerden cizye adı verilen vergiyi alınması emredilmiş, “Ya onlarla çarpışırsınız ya da Müslüman olurlar” denmiş, insanların savaşa teşvik edilmesi önerilmiş, hatta insanları savaşa teşvik için onlara ganimetler vaat edildiği gibi, Enfal 65’te insanların gaza getirilmesi için “1 mümin 10 kişiye bedeldir” fakat her şeyi önceden bilen, geleceğin anahtarını elinde bulunduran Allah, daha sonra karar değiştirmiş ve Enfal 66’te “yükünüz hafifledi, 1 mümin 2 kafire bedeldir” demiştir. İntihar bombacılarının destek aldığı ayetler ise Nisa 17 ile Tevbe 111’dir…
Bu ayetler aynı zamanda çelişkilerle doludur. Önceki saydığımız “inanç özgürlüğü ile ilgili ayetler”de geçen; “yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca tebliğ etmektir” ifadesiyle çelişkide oldukları gibi, aynı şekilde “tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer” ifadelerine tamamen terstirler. Bu bağlamda Kuran çelişki içindedir. Muhammed’in güçsüz olduğu dönemde inen ayetlerle, güçlü olduğu dönemdeki ayetlere bakıp bunları iyi seçmek, iyi düşünmek gerekir.
Diğer çelişkili ayetler şu şekildedir:
İkincisi:
Müminun 96: Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
Kassas 54: İşte onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
Fussilet 34: İyilikle kötülük bir olmaz, Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.
Yukarıdaki ayetler yine çok güzel olanlar arasında. “Kötülüğü güzel biçimde önle” ya da “kötülüğe iyilikle cevap ver” denmekle “ateşe gülle cevap verme” kuralı geçerli olmuş oluyor. Fakat yine, farklı ayetlerde bunun tam tersi olmuş oluyor:
Şura 40: Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür.Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.
Bakara 176: Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi…
Maide 45: O Kitap’ta(Tevrat’ta) onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş… Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.
Bir tarafta; “kötülüğü güzel biçimde, iyilikle önleyin” denirken, diğer tarafta; “bir kötülüğün karşılığı ona denk kötülüktür, kısasa kısas vardır” gibi hükümler verilmektedir.
Üçüncüsü:
Ahzab 62: Allah’ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fatır 43: Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.
Bu ayetlerde de “Allah’ın kanununda bir değişiklik olmayacağı ve sapma da bulunamayacağı” söyleniyor. Ama bakın başka ayette ne deniyor? :
Nahl 101: Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman; Sen ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler.
Dördüncüsü:
Fussilet 9-12: De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yere: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de “İsteyerek geldik” dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın göğü kandillerle(yıldızlarla) donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah’ın takdiridir.
Bu ayetlerden anlaşılan ilk önce yer yaratılmış sonra gök yaratılmış. Üstelik Hud 7’de “O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi….” denirken, Fussilet 9-12’de de; “2 günde dağlarla birlikte yer, 4 günde üzerindeki azıklar/yiyecekler, 2 günde de gök yani Dünya dışı olan tüm evren(galaksiler, sistemler, yıldızlar, gezegenler vs. yani) yaratılmıştır” deniyor. Bu da toplamda 6 değil, 8 ediyor…
Bu yaratılış hikayesini, “Kuran’daki Bilimsel Mucizeler: Big-Bang” adlı yazımda da işlemiştim. Bu yazımda; gerek 7 kat göğün kökenini, gerek olayların bilimsel açıdan tutarsızlığını, gerekse ayetlerdeki çelişkileri anlatmıştım.
Öte yandan göğün yaratılışını içeren diğer ayetlere bakalım:
Naziat 27-32: Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, Onu yükseltti, düzene koydu, Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. Ondan sonra da yeryüzünü döşedi, Yerden suyunu ve otlağını çıkardı, Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
Bu ayetlerde de gök ilk önce yaratılmış. Aynı zamanda Fussilet 9-12’de; dağların gökten önce yerleştirildiği belirtilirken, Naziat 27-32’de de dağların gökten sonra oturtulduğu anlatılıyor.
Zaten Kuran’a göre gök de yere düşebilir:
Hac 65: Görmedin mi, Allah yeryüzündekileri ve denizde O’nun emriyle akıp gidep gemileri sizin hizmetinize verdi. O’nun izni olmaksızın yeryüzünün üstüne düşmemesi için göğü O tutuyor. Allah, insanlara karşı elbette Raûf, Rahîm’dir,
Sonuç olarak baktığımızda; insanların Kuran’dan şüphe duymaları son derece haklı. Sonuçta Kuran’da birçok hata mevcut. Üstelik yukarıda saydıklarımız devede kulak. Kuran’da belirttiğim gibi “miras paylaşımındaki matematik hatası” dahil, birçok tutarsızlık var.
“Apaçık” ve “çelişkisiz” olduğu iddia edilen Kuran şunu da söylüyor:
Nisa 82: Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.
Ben gerekenleri anlattım. Düşünmek size kalmış…
Accord Our Nightfall darkness Prices at http://www.Pharmashack.com, The Unforgettable [b][url=http://www.pharmashack.com]Online Chemist’s shatter the whistle on get [/url][/b] To [url=http://www.pharmashack.com]Buy Viagra[/url] Online ! You Can also Espy Greater Deals When You [url=http://www.pharmashack.com/en/item/cialis.html]Buy Cialis[/url] and When You You [url=http://www.pharmashack.com/en/item/levitra.html]Buy Levitra[/url] Online. We Also Sign a Immeasurable Generic [url=http://www.pharmashack.com/en/item/phentermine.html]Phentermine[/url] In behalf of Your Nutriment ! We Send away Maker disclose [url=http://www.pharmashack.com/en/item/viagra.html]Viagra[/url] and Also [url=http://www.pharmashack.com/en/item/generic_viagra.html]Generic Viagra[/url] !
Steady shacking up casinos? experimentation this advanced [url=http://www.realcazinoz.com]casino[/url] advisor and cantrip evasively online casino games like slots, blackjack, roulette, baccarat and more at http://www.realcazinoz.com .
you can also town into care up our untrained [url=http://freecasinogames2010.webs.com]casino[/url] supervise at http://freecasinogames2010.webs.com and substitute quest of in bona fide bucks !
another solitary [url=http://www.ttittancasino.com]casino spiele[/url] locality is http://www.ttittancasino.com , in first action german gamblers, be quench out cold to blow the gaff b discharge manumitted online casino bonus.