Muhtemelen birçoğumuzun da haberdar olduğu kitaplar serisinden bahsetmek istiyorum. Cahillikler Kitabı Serileri…
Kitapların şimdiye kadar üç serisi çıktı. Birincisi, her konuda “Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz”den bahsediyor, ikincisi “Hayvanlar Âlemi”, üçüncüsü ise “Sağlık” konuları altında yazılmış. Kitaplardan ilk ikisinin yazarları; John Lloyd-John Mitchinson, sonuncusunun yani, Sağlık’ın yazarı Werner Bartens. Ben şu ana kadar kitapların ilk ikisini okudum.
Bu yazıyı yazmaktaki amacım ise kitaplar hakkında sizlere bilgi vermek ve kendi kişisel fikirlerimi sunmak. Önce birincisinden bahsedelim:
Cahillikler Kitabı-1: Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz

Cahillikler Kitabı serilerinden sonraki ikisi, belli bir alan başlığı altında yazılmışken, ilki, tek bir alandan bahsetmiyor. Kitap, hemen her konuyu içeriyor. Kitabın içerindeki konu başlıkları, okuyucuya sorular şeklinde sunulmuş. (örn. “Keman yayları neyden yapılır?” gibi.) Daha sonra da başlığın altında bunlara cevap verilmiş.
Doğrusunu söylemek gerekirse, birinci kitabı okumak çok eğlenceliydi. Ancak, kitabın eleştiriyi hak eden yanları da az değil. Kitabın en sinirlendiğim özelliği hiçbir kaynak göstermemesi. Evet, yanlış duymadınız: Kitap hiçbir kaynak göstermiyor. Yazarlar okuyuculara, sanki onlarla sohbet ediyormuşçasına -biraz da ukela oldukları söylenebilir- kendi bilgilerini aktarmışlar. (Gerçi kitapta bahsedilen şeylerin birçoğunu doğruladım ama, kitabın kaynak göstermemesi can sıkıcı.)
Öte yandan kitabın içinde son derece gereksiz ve saçma bilgiler de mevcut. Mesela 147. sayfada, “Bir kediyi aşağıya atmak için en uygun kat binanın kaçıncı katıdır?” sorusu cevaplandırılıyor. Saçma sapan, hiçbir değeri olmayan bir bilgi.( 7. kattan yüksek herhangi bir katmış. Oksijen yettiği sürece kediler için bir şey değişmezmiş)
Diğer yandan çok ilginç, güzel ve mükemmel bilgiler de bulunuyor. Ve bazı konular hakkında da nasıl yanılabildiğimizi, bu yüzden bilgileri güvenilir yerlerden öğrenmemiz gerektiğini, çok araştırma yapmamız gerektiğini gösteriyor.
Kitabın içinde, kitap çıkmadan çok önce öğrenmiş olduğum bilgiler de bulunuyor. Örneğin; astronomiye yoğun ilgim bulunduğundan, 3. sayfada bahsedilen “En yüksek dağ nerededir?” sorusunun cevabını daha öncesinde biliyordum. Bilinen en yüksek dağ, kitabın dediği gibi hakikatten de Mars’tadır, adı da “Olympus Mons”tur.

Mars'taki Olympus Mons
Ya da muhtemelen cevabını birçoğumuzun da bildiği “Develer hörgücünde ne depolar?” sorusu. Bildiğimiz üzere develer, hörgücünde su değil, yağ depolar.
Öte yandan yeni öğrendiğim çok bilgi var. Örneğin; Everest; yanılmamız halinde telaffuz edebileceğimiz “Dünya’daki en uzun dağ” değilmiş. Doğru terim; “Dünya’daki en yüksek nokta” imiş. Deniz seviyesi hesaba katılmadığında en uzun dağ, Hawaii’deki Mauna Kea’ymış. Deniz seviyesinden 4,207 m yüksek olan bu dağ, deniz seviyesi hesaba katılmadığında tam 10203 m imiş.
Aslında ilk kitap, bizim pek fazla işimize yaramaz. Bize en çok yarayacağı zaman, şu zamandır:
Arkadaşınızla oturup sohbete daldınız. Ve vakit geçmesi için, arkadaşınızla “bil bakalım” oyununa başladınız ve arkadaşınıza soruyu sordunuz: “Bil bakalım telefonu ilk kim icat etti?”
Arkadaşınız: “Bunu bilmeyecek ne var?: Tabii ki de Alexander Graham Bell.”
Siz de şunu dersiniz: Al; bilemedin işte. Doğru cevap: Floransa asıllı, Amerikalı mucit; Antonio Meucci olacaktı
”
Ya da arkadaşınız size sordu: “Bil bakalım su ne renktir?”
Siz cevap verdiniz: “E, renksizdir!”
Bunun üzerine arkadaşınız size şunu dedi:“Maalesef bilemedin; su çok-çok soluk mavidir
.”
Ama yine de kitabın, herkes tarafından okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Zira ikinci kitabı da okuduğumdan yola çıkarak; yazarların düşünce sistemlerinin bana çok benzediğini söyleyebilirim. Komplo teorilerine prim vermiyorlar, bir bilgiyi birçok kaynaktan doğrulamışlar, araştırmacılar, dogmatik bilgileri kabul etmemelerine rağmen, onlar hakkında bilgiler vermişler. Bundan dolayı da bende, yazarlar hakkında belli bir sempati oluştu.
Hatta size kitabın önsöz yazarı Stephen Fry’dan sözler de aktarıyım: “İnsanlar beni bazen çok şey bildiğim için suçlar. Suçlayıcı bir edayla “Stephen, çok şey biliyorsun” derler. Bu durum üzerinde çok az kum tanesi bulunan birine kumla dolu olduğunu söylemek gibidir. Yeryüzündeki devasa kum miktarını göz önünde bulundurduğumuzda böyle bir insanın üzerinde hiç kum yoktur. Bizim üzerimizde de hiç kum yoktur. Hepimiz cahiliz Bırakın ziyaret etmeyi, varlığını tahmin bile edemeyeceğimiz bilgi kumsalları, çölleri ve tepecikleri var“
Stephen Fry kesinlikle haklı. Zira benzer olayı ben de yaşıyorum
. Arkadaşlarım sürekli bana; (çok şey bildiğimi ve çok araştırmacı olduğumu kastederek: ) “sen tam bir manyaksın! Zır delisin! Bilgi öğrenmekten başka, uğraşacak işin gücün yok mu senin?” tarzında cümleler sarf ederler. Bu, aynen üzeri çok az ıslanmış olan kişiye “çok ıslaksın” denmesi gibidir. Her yüzündeki su oranı düşünüldüğünde ıslak olan birisi hiçtir, Stephen Fry’ın dediği gibi…(Benim benzetmem daha yerinde herhalde
)
Hiçbirimiz bir şey bilmiyoruz arkadaşlar. Hepimiz cahiliz. Bilmediklerimiz, bildiklerimizden çok daha fazla. Bunu bırakalım; insanlığın ulaşabildiği tüm bilgiler –tabi mümkün değil, o ayrı- kafanızda bulunsun yine cahiliz. Bunu öğrenmek için iyi bir teleskopla gökyüzünü incelemek yeterli. Çünkü, “bir teleskop, bizi yalnızca rüya dolu bir yolculuğa sürüklemez. Aynı zamanda, bize ne kadar az şey bildiğimizi hissettirir” der bu heyecanı yaşayanlar. Bu, Sokrates’in; “Bildiğim tek şey varsa: O da hiçbir şey bilmediğimdir” sözüyle tamamen uyumludur… Doğru söylemiştir Sokrates…
Kitap hakkında diyeceğim son söz şu: Kitabı mutlaka okuyun!
**********
Cahillikler Kitabı 2: Hayvanlar Âlemi

Birinci kitap hakkında şunu demiştik değil mi? : “Birinci kitabı okumak çok eğlenceliydi.”
İkinci kitap hakkında şunu söylüyorum: “Bu kitap macera dolu. Tek kelimeyle bir şaheser, çok muhteşem…”
Kitabın ikinci serisi, isminden de tahmin edebileceğiniz gibi Hayvanlar Âlemi’ni baza almış. Fakat kitabın dizaynı ve üslubu birincisiyle aynı olmasına rağmen, bu sefer başlıklar okuyucuya sorular halinde yöneltilmemiş. Alfabetik sırayla hayvanların ismini taşıyan başlıklar sıralamış ve bu başlıklar altında, ilgili hayvanlar hakkında bilgiler verilmiş.
Kitabın yazarları John Lloyd-John Mitchinson’ların kitap hakkında söyledikleri sözlerin bir kısmı şu şekilde:
İşte karşınıza yüz tane hayvan; kimi tanıdık, bazısı kesinlikle yabancı ve istisnasız hepsi oldukça ilginç. Kitaba ”Hayvan Mühendisliği Kitabı” adını verebilirdik. Mühendislik eğitimi almış olan Ted Dewan’ın parlak çizimlerinden de anlaşılacağı üzere, hayvanların işleyiş şekilleri en az davranışları kadar zihin kurcalayıcıdır. Öte yandan bu kitap, bir atölye çalışması rehberi değil. Veya bir kaynak kitap ya da hayvan hakları hiç değil; bu bir hayvanat bahçesi, koltuğunuzdan kalkmadan çıkacağınız safari. Öğrettiği tek bir tartışmasız gerçek var: “Doğal” kelimesinin hiçbir anlamanın olmadığı. Hayvanların beslenmek, üremek veya sadece ortalıkta gezinmek için kullandıkları stratejilerin delice çeşitliliği ve kelimenin tam anlamıyla görkemli sapkınlığı akla hayale gelebilecek her şeyin mümkün olduğuna sizi inandırıverir.
Anlatmak istediğimiz tam da bu. Hayvanlar bizi neşelendirir. Onları desteklememize ya da onlar adına konuşmamıza ihtiyaç duymazlar. Fakat onlar üzerine bu kadar ayrıntılı bir çalışma yaptıktan sonra, saygımızı hak ettiklerini düşünmemek imkânsız. Amerikalı büyük doğa bilimci Henry Beston şöyle demişti: “Bizimkinden daha yaşlı ve daha eksiksiz bir dünyada hayvanlar, tamamlanmış, bütünlüklü, yitirdiğimiz veya hiçbir zaman sahip olamayacağımız duyuların uzantılarıyla donanmış halde, kulaklarında bizim asla duymayacağımız seslerin yankısıyla yaşarlar. Ayrı bir tarikatın üyesi veya madunları değiller: Onlar, bizim hayatımızın ve zamanımızın ağına düşmüş ‘öteki’ haklar
Öyleyse cehalet gölünün kenarına gelin ve çamurunda azıcık yuvarlanın.
Metnin kalınlaştırdığım yeri üzerine konuşacak olursak, yazarın söylediğine sonuna kadar katılıyorum. Kitap; tam bir macera kitabı ve hayvanlar hakkında (yaşayarak öğrenileninden bahsediyorum) bilgi deposu. Ben kitaptan belgesel tadı da aldım.
Kitabın ilk konu aldığı hayvan, ağaçkakan. Bu hayvan hakkında şöyle bir bilgi de bulunuyor: Ağaçkakanın dili tüm hayvan organları arasında en muhteşem olanlarından biridir. O kadar ki yaratılışçılar, evrimin yanlış olduğunu “kanıtlamak” için sürekli onu gösterir.
Kitaptaki hayvanların hemen hepsini biliyordum. Bir şekilde bilgi sahibi olmuştum haklarında. Ama çoğunda geniş bilgi sahibi değildim. Onların hakkında çoğu ayrıntıyı da bu kitaptan öğrendiğimi söyleyebilirim.
Ama beni en çok etkileyen akarların yüzümüzde yuva yaptıklarını öğrenmemdi. Hem de öyle böyle yer değil burası: Kirpiklerin kökleri…
Toz akarlarını duymuşuzdur. Hatta bazı elektrik süpürgelerinde bu akarları yakıcı sistem bulunur. Ama ben bu canlının farklı versiyonlarının da bulunduğunu yeni öğrendim. Şu ana kadar 48.000 tür tespit edilmiş ama tahminler bunun tüm akar türlerinin sadece %10’u olduğu yönünde. Akarlar, örümcek şubesinin küçük türlerinden sayılabilirmiş.
İşte bu türlerden biri olan uyuz böceği (Demodex folliculorum), biz bu satırları okurken iğneye benzeyen çenesiyle kirpiklerimizin altındaki yağ salgılayan bezlerde bulunan yağa tutunurmuş. Bir kirpik kökünde yaklaşık 10 tane akar yuvası bulunurmuş. Ama korkmayın, verimli sindirim sistemlerinden dolayı akarlar hiç artık üretmezmiş. Öldüklerinde de yan etki olmaksızın çözülüp giderlermiş.
Öte yandan kitabın içinde, daha öncesinden bildiğim ayrıntılar da çok. Örneğin; “Örümcek ağının çelikten daha sağlam olduğunu” defalarca kez duymuş, kartalların saatte 300 km hız yaptıklarını, Ahtapotların kavanoz kapağı açabildiklerini, dev kaplumbağanın 250 yıldan fazla bir süre yaşayabildiğini, karıncaların kimyasal ürettiklerini, fokların çok vahşi olduklarını ve daha sayamayacağım birçok ayrıntıyı da kitabı okumadan önce öğrenmiştim.
Stephen Fry, kitabı sunuşundaki söylemlerinin bir kısmı şunlar:
Hayvanlardan göreceğimiz sayısız şey var. Onlar hakkında öğreneceklerimiz elbette çok fazla ama bundan daha fazlası kendimiz hakkında olacak: Sınırlarımızı bir tür olarak yapayalnız benzersizliğimizi ve (eklemesem olmaz) azametimizi keşfedeceğiz. Tespihböceklerini, ağaçkakanları ve ayı sansarlarını karşılık beklemeyen bir şevkle umursuyor olmamız takdire şayan. Öte yandan yeryüzünde bize biçilen rol için kendimizi suçlu hissetmemiz gerektiğini söyleyen veya (öz-) bilinç sahibi bir zihinle evrimleştiğimiz için aşağı olduğumuzu savunan modern düşüncelere takılıp kalamam. Bu görüş, Yaratılış düşüncesinin daha da mutaassıp giysilere sarınıp sarmalamasından başka bir şey değildir. Eski dinler ve yeni köktenci düşünceler, dünyanın vasiyetinin bizde olduğunu, kaderi konusunda, “ahlaki” bir sorumluluk taşıdığımızı iddia ediyor. Peki, güzel. Fakat bir dağ sıçanının ya da sivrisineğin olabileceğinden daha fazla bir şey olarak doğduğum için özür dilemeyeceğim. Üstelik bütün o yaratıklar (ki bunu Cahillikler Kitabı 1’de de ayrıntılı olarak anlatmışlardı yazalar.***) arasında bu ikisi, insanların tüm savaşlarından daha fazla ölüme sebep oldular.
*** Başında bu işaret bulunan cümle benim açıklamamdır.
Birinci kitap hakkında şunları demiştik: “Kitabı mutlaka okuyun”
Bu kitap hakkında da şunu diyorum: Bu kitabı okumakla zorunlu kılındınız. Okumazsanız olmaz.
******
Cahillikler Kitabı-3: Sağlık

Bu kitabı okumadım. Ama içinden bir bölüm aşırdım. O da daha öncesinde öğrenmiş olduğum “Çernobil Kazasının etkisinin; bahsedildiği, anlatıldığı, abartıldığı kadar fazla olmadığı ve tahminlerin çok altında etkisinin görüldüğü” idi.
Bu tez doğru. Çernobil, hakikatten de zannettiğimiz kadar değil. Benim elimdeki küçük çaplı veriler bunu gösterdiği gibi, yazar Murat Yıldırımoğlu “Çernobil üzerine yazdığı” yazısında (Bkz.“Cahit Aral Haklıydı”) bunu anlatıyordu.
Yazıyı şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Şu linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/cahitaral.htm
Yazısından anlaşılabileceği gibi, Yıldırımoğlu farklı kaynaklardan tüm bilimsel verileri ortaya döküyor ve durumun aslında ne olduğunu gösteriyor. Bize de bundan şu dersi çıkarmak kalıyor: “Birşeyi savunurken onu tam öğrenmeliyiz, sorgulamalıyız ve patadak konuşmamalıyız” Ama ne yazık ki bu hatayı güvenilir kaynaklar bile yapıyor.
Cahillikler Kitabı-3’e gelince; kitabı yakın bir zamanda alıp, okumayı planlıyorum.
Kitap tanitimlarin icin tesekkurler.