Bu çalışmada, başlıktan da anlaşılabileceği gibi; “Zeitgeist The Movie” isimli bir belgesel-filminin sağlamasını yapmak istiyorum. Muhtemelen de birçoğunuz, bu yazıyı okumadan önce bu belgesel-filmi izlediniz. Eğer izlemediyseniz de, tamamını şuradan Türkçe alt-yazılı olarak izleyebilirsiniz. Film, komplocu bir film ve üç ayrı bölümden oluşuyor.
Zeitgeist The Movie; bu üç bölümde, izleyicilere şu üç şeyi aktarıyor:
A-İlk bölümde: Hristiyan inancındaki “İsa” karakterinin gerçekte yaşamadığını ve dolayısıyla da mitolojik bir karakterden farkı olmayan bir karakter olduğunu kanıtlamaya çalışarak, Hristiyanlığın temeli bulunmadığını anlatılıyor. Buna dair kanıtlar olarak da eski Pagan öğretişleri, çok tanrılı mitolojik dinler ve bu dinlerdeki karakterlerin özelliklerini gösteriyor ve bunlar İsa’yla aynı özelliklere sahip oldukları için “İsa’nın hayatının bir kopya” olduğunu söylüyor.
B-İkinci Bölümde: “Dünya’nın gelmiş-geçmiş en büyük terör saldırı” olarak tarihe geçen 11 Eylül Saldırıları’nın aslında bahsi geçen örgüt ve ülkeler tarafından düzenlenmediğini, gerçek sorumlunun Amerikan hükümeti olduğunu anlatılıyor. Buna dair argümanlar getiriliyor.
C-Üçüncü Bölümde: Amerika’daki bankacılık sisteminin, belli başlı bankacıların ve Federal Rezerv Bankası’nın dünyayı gizlice yönettiği açıklanıyor.
Filmin birinci ve üçüncü bölümünü kendileri yapmışlar, ancak, ikinci bölümünü savunulan tezi destekleyen kaynaklardan alınan video kareleriyle oluşturmuşlar. En çok da Loose Change adı verilen belgesel-filmden video alıntısı yapmışlar. Zira ikinci bölüme göz kararıyla bakacak olursak; bölümün, %50-60’lık kısmını Loose Change’den alıntılanan video kareleri oluşturuyor.
Ben burada Zeitgeist The Movie filminin birinci bölümünü inceleyeceğim. Filmin her bölümü(özellikle de birinci bölümü), inanılmaz derecede ikna edici, ancak çok büyük ve çok fazla problemler içeriyor. Öncelikle film, kendi fikirlerini okuyuculara benimsetmek için bolca çarpıtma yapıyor. Birinci bölümü oluşturmak için kullanılan kaynaklar ve yazarları çok tartışmalı ve en son başvurulması gereken kaynaklar. Filmin ifadelerinin önemli bir kısmı birbiriyle çelişki içinde ve filmde mantıksal safsatalar mevcut.
İkinci bölümü zaten daha önce “11 Eylül Sonrasının Komplo Teorileri” adlı yazımda işlemiştim. Gerçi, o yazımda Zeitgeist’i direk olarak işlemedim ama, “Pentagon’a Uçak Düşmedi” iddiasını ileri süren Loose Change’in Türkçe dublajlı versiyonunun Part-1 ve Part-2 kısmını inceleyerek çürütmüştüm. “Kulelerin Kontrollü Olarak Çökertildiği”, “Pensilvanya’ya Uçak Düşmediği” “Yolcu Listelerinde Arap veya Müslüman İsmi Bulunmadığı” vb. gibi iddiaları ise genel olarak işlemiş, bu iddiaların herhangi bir temeli olmadığını ve kullanılan argümanların bir çoğunun(hemen hepsinin) yalan olduklarını göstermiştim. Yazımda, Loose Change ve Zeitgeist gibi filmlerde bulunmayan iddiaları da incelemiştim: O saldırılar, komplo teorilerinin aksine, Usame Bin Ladin’in lideri olduğu El-Kaide örgütünün saldırıları…
Zeitgeist The Movie’a tekrar dönecek olursak; dediğim gibi film birçok sorun barındırıyor. Kendi görüşlerini okuyuculara benimsetmek için ya yalan söylüyor, ya gerçekleri çarpıtıyor, ya eksik anlatıyor ya da kaynak gösterecekse de “en son danışılacak kaynaklar” ve “çoktan geçerliliğini yitirmiş kaynaklar”a başvuruyor.
Aslında Zeitgeist, ilgili konuları baza aldığımızda; komploculuk ve dezenformasyonculuk anlamında –Loose Change’den de anlayabileceğimiz gibi- ilk ve tek belgesel-film değil. Bunun dışında Alex Jones, Michael Moore, Loose Change’in yapımcısı Dylan Avery gibi önemli ve tanınmış komplo teorisyenlerinin yaptıkları belgesel-filmler de var. Zeitgeist The Movie hakkında bir önbilgi edinmek için, diğer komplocu belgesel-filmler hakkında biraz bilgi vermeme izin verin:
1-Alex Jones’un 2002 tarihinde oluşturduğu “911: Road to Tyranny” filminde, “11 Eylül Saldırıları” hedef alınıyordu. Farz edelim ki, 11 Eylül ile ilgili iddialar özünde doğru. Fakat, Alex Jones’ın filminde çok fazla problem ve yalan bulundu. Öte yandan bu zaten saldırıların ilk anından günümüze kadar bolca duyduğumuz bir şey. Biz artık o saldırıların aslında ne olduğunu çok iyi biliyoruz.
2-Dylan Avery’nin aralarında bulunduğu, Amerikalı üç amatör gencin binlerce dolar harcayarak oluşturmuş olduğu ve yine 11 Eylül’ün sahte saldırılar olduğunu anlatan Loose Change belgesel-filmini “11 Eylül Sonrasının Komplo Teorileri” adlı yazımda zaten işlediğimi ve çürüttüğümü belirtmiştim. Öte yandan; bu belgesel-filme karşı oluşturulan “Screw Loose Change Not Freakin Again” adlı belgesel, sapa sağlam kaynaklarla ve bilimsel verilerle bu filmdeki hemen her iddiayı çürütmüştü.
Screw Loose Change; Loose Change’in aynısının alt-yazılar, ara-yazılar, raporlar, belgeler, fotoğraflar ve videolar eklenmiş versiyonu. Filmdeki alt-yazı, belge, video vs.ler, Loose Change’deki gerçek dışı iddiaları ve çarpıtmalı argümanları, “gerçeğe çevirme” görevini üstleniyordu. Şu postumdan da Screw Loose Change’i izleyebilir, ayrıca filmin ana kaynağına ulaşabilirsiniz.
3-Michael Moore’un yapımcısı olduğu “Fahreinheit: 9/11” belgesel-filmi de 11 Eylül’ü hedef alıyordu. Yalnız bu film, olaya farklı açıdan bakıyor: Amerikan Hükümeti’ndekilerin Bin Ladin ile (ailesel) bağlantısı olduğunu aktarıyor.
Fakat, bu iddia da temelsiz: Fahrenheit 9/11 de yalandan ve yanlıştan ibaret .
Zaten daha öncesinden de Yazar Antoine Vitkine, “Yeni Şarlatanlar” adlı kitabında bu filmden(Fahreinheit: 9/11) söz etmiş; filmin kaynaklarını gösterip, filmin herhangi bir temeli olmadığını anlatmıştı. Ki ben de filminkine benzer bir iddiayı -tıpkı diğer birçoğu gibi-, “11 Eylül Sonrasının Komplo Teorileri” adlı yazımda işlemiştim.
Şu bir gerçek ki; komplocu kaynakların geneli(hemen hepsi), inanılmaz derecede, kasıtlı olduğuna şüphe bırakmayacak kadar fazla dezenformasyona başvuruyorlar. Şu ana kadar kabul görmüş komplo teorisyeni kaynakların(belgesel, film, kitap, e-posta, roman, web sitesi vs.lerin) hemen hepsinde kasıtlı olduğuna şüphe bırakmayacak kadar “çarpıtma, yanlış bilgi, yalan ve eksik anlatım” mevcut.
Zaten komplo teorilerinin de en zayıf noktası şu: İlgili kaynaklar(belgesel-filmler, videolar, kitaplar, ortalıkta dolaşan e-postalar vb.) belli bir komployu açığa kavuşturduklarını iddia ediyorlar. O komployu açığa çıkaran gerekli kaynak ve belgelere ulaşabildiklerini düşünüyorlar. Eğer ki; ortalıkta dönen bu oyunlar, bu kadar çok basitçe, normal kurum ve kişiler tarafından bile deşifre edilebiliyorsa, bahsedilen komplolar nasıl gizli kalabiliyorlar? Neden resmiyet kazanamıyorlar? Eğer ki; komplolar bu kadar kolay gerçekleştirilip, bu kadar basitçe de deşifre edilebiliyorsa; olayların resmiyet kazanması, çoktan evrensel kaynaklara, ansiklopedilere geçmesi gerekir.
“Komplo yoktur” diye bir iddiayı da dile getirdiğimi sanmayın. Elbette ki komplo vardır. Ancak, ortalıkta bir komplo var ise bu, kolay kolay gerçekleştirilemez, gerçekleştirilse bile genelde başarıya ulaşamadığı gibi; hiçbir şekilde gizli kalmaz. Tarih, hemen her millette olmak üzere, bunun örnekleriyle doludur.
Yani, “Zeitgeist” filmini de diğer komplocu kaynaklar gibi kabaca test edecek olursak;
1-Aslında birinci bölümü daha öncesinden arkadaşım Şüpheci Melek incelemişti. Çalışması son derece geçerliydi. Filmin birinci bölümündeki iddialarının yanlış olduğu göstermek için yeterdi.(Artardı bile)
İşte ben de O’nun yazısından bağımsız olarak , çoğunlukla farklı, kimi zaman aynı kaynaklardan da yararlanarak birinci bölümü işleyeceğim.
2-İkinci bölümü zaten işlediğimi belirttim. Konuyla ilgili yazımdan da anlaşılabileceği gibi ikinci bölümde yapılan tek şey yalnızca spekülasyondur ve yalanlarla doludur. Ve filmin iddiaları özünde de herhangi bir gerçeği yansıtmıyor.
3-Üçüncü bölümü işlemeyi düşünmüyorum. Ama bir takım şeyleri belirtmek gerekirse, filmin bu bölümünde de yalan yanlış, eksik bilgilerden bolca bulunuyor. Ama dediğim gibi; ben bu bölümü direk olarak incelemeyi düşünmüyorum; ancak gelecekte, filmde bahsedilen konularla ilgili, -filmden bağımsız olarak- yazılar yazmayı planlıyorum.
4- Zeitgeist belgesel-filminin “The Movie” serisinden başka, “Addendum” adı verilen bir başka versiyonu da çıktı. Filmi şuradan izleyebilirsiniz. Filmin(Addendum’un) amacı; her ne kadar yine yalan yanlış bilgilerden ve komplo teorilerinden destek almasına rağmen biraz farklı. Venüs Projesi adı verilen bir organizasyonu hayata geçirmeyi planlıyor: Gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi; mantıklı mı, mantıksız mı; iyi mi kötü mü; bunlarla ilgilenmiyorum. Filmi incelemeyi de pek düşünmüyorum.(ama tabi bu film de yalanlardan ve taraflı yaklaşımlardan destek alıyor) Yorumu size bırakıyorum. Ama size şunu söyliyeyim: Bu film(Addendum-Venüs Projesi) aslında bir ütopya.
Şimdi bu bilgiler ışığında Zeitgeist The Movie belgesel-filminin Birinci Bölüm-Part-1 kısmını incelemeye başlayalım:
Zeitgeist The Movie: İlk Bölüm
Bildiğimiz üzere bu bölüm Hristiyanlığın eleştirisini konu alıyor. Hristiyan inancındaki “İsa” karakterinin gerçekte yaşamadığını ve dolayısıyla da mitolojik bir karakterden farklı olmayan bir karakter olduğunu kanıtlamaya çalışarak, Hristiyanlığın temeli bulunmadığını anlatılıyor. Buna dair kanıtlar olarak eski Pagan öğretişleri, çok tanrılı mitolojik dinler ve bu dinlerdeki karakterlerin özelliklerini gösteriyor ve bunlar İsa’yla aynı ve benzer özelliklere sahip oldukları için “İsa’nın hayatının bir kopya olduğu”nu söylüyor.
Öncelikle bu filmin kaynak gösterdiği yazarlar hakkında bilgilenmekte fayda var.
Filmin Kaynak Gösterdiği Yazarlar
İlk olarak, filmin kaynaklarını genel anlamda kabaca eleştirmemiz gerekir: Filmin kaynak gösterdiği yazarların başını eski amatör bir Mısır bilimci Gerald Massey çekiyor. Yaşamını 19.yy’da(buna 20. yy’ın en başı da dahil) sürdürmüş olan bu şahıs, İsa ve Horus(ve bahsi geçen diğer ilahi karakterler) arasındaki benzerleri ilk ortaya çıkaran kişi olarak biliniyor.
Filmin bu ilk bölümünün tamamı, en son başvurulacak kaynakları kullanıyor. Filmin tüm kaynak yazarlarına ise şuradan ulaşabilirsiniz. Hangi ifadenin, hangi şahısa dayandırıldığını da şuradan öğrenebilirsiniz.
İlginçtir ki; filmin kaynak yazarları arasında bulunan; Acharya S, Jordan Maxwell (ve diğer birçoğunun) kendi eserlerinin kaynaklarını, Zeitgeist filminin kaynaklarının başını çeken yazarlar oluşturuyor.Bunların(Acharya S, Jordan Maxwell ve diğer birçoğunun) eserlerinin de kaynaklarını; Gerald Massey, Albert Churchwood, Joseph Wheless gibi yazarlar oluşturmuş. Zaten bu yazarların çoğu Mesih Mittir Teorisi‘ni(İsa’nın Yokluk Hipotezi) savunan yazarların en ünlülerinden. Dolayısıyla da burası biraz zedeli.
Diğer başka bir sorun; kaynakların 19 yy. ve 20 yy.’a ve pek de güvenilir olmayan, çoğunlukla “kendi kişisel fikirlerini” belirten yazarlara dayandırılması. Halbuki, özellikle şu son 100 yıl içerisinde; insanlık, birçok bilimsel veriye ulaştı, eskisinden çok daha aydınlandı. Birçok bilgi geldi, yenilendi, değişti. Üstelik verilen bilgilerin de evrensel ve ansiklopedik olması çok daha iyi olur. Bizim de bütün bunları göz ardı etmemiz elbette ki yanlış olur.
Her şey bir yana; elbette ki filmin ilk bölümünün doğru olması benim de işime yarar. Fakat, doğru değilse de bizim bunu kabullenmemiz gerekir. Sırf iyi bir şeye, –birinci bölümü kastediyorum elbette- hatta “çok iyi bir şeye” hizmet ediyor diye yalan-yanlış, eksik ve gerçek dışı bilgiler veremez. Sunduğu bilgilerin bilimsel, sağlam, resmiyete kavuşabilen bilgiler olması ve “evrensel ansiklopedik” olması gerekir.
Diğer açıdan bakarsak, filmin sağlamasını yapan bir Hristiyan (hatta bir Müslüman), filmin sunduğu argümanların pek de doğru olmadığını anlarsa, bu kişilerin dinlerine olan inançları daha da güçlenir ve dolayısıyla Ateizm, Deizm ve Agnostisizm’e karşı olan direnci artar. Üstüne üstlük; Ateist, Deist veya Agnostiklere karşı, “tabi, normal yollardan Tanrı’nın varlığını çürütemediniz, yalana başvurdunuz” şeklinde bir yaklaşımı olur, bizlere olan güveni sarsılır. Böylelikle onları kendi tarafımıza çekmemiz daha da zorlaşır.
Şimdi ise, tüm bunları göz önünde bulundurarak, filmin sunduğu argümanların sağlamasını yapalım:
Zeitgeist The Movie: Birinci Bölümdeki İddiaların Sağlaması
Filmin konuya girerken kullandığı ilk ifadeler şu şekilde:
Zeitgeist:Bu Güneş: İnsanlar, M.Ö 10.000 yılından beri, bu nesneye olan saygıyı ve hayranlığı çizimlerle ve yazılarla dile getirmişlerdir. Bunun nedeni ise gayet açık, güneş her gün doğarak insanların dünyasını aydınlatır, sıcaklık ve güvenlik sağlar, onları soğuktan, körlükten ve geceleri ortaya çıkan yırtıcı hayvanlardan korur.
İnsanlar anladı ki o olmadan ekinler büyümez ve bu gezegen üzerinde yaşam devam edemez. Bu gerçekler güneşi, tüm zamanların en çok tapınılan nesnesi haline getirdi.
Benzer şekilde; insanlar, yıldızlara da ilgi duydular. Yıldızların hareketlerini takip ederek, uzun vadede gerçekleşen bazı olayları önceden hesaplayabileceklerini fark ettiler: Ay tutulması ve dolunay gibi olayları…
Gökcisimlerini gruplayarak bugün bizim “Takımyıldız” dediğimiz haritaları oluşturdular.
Film, burada güzel bir giriş yapmış. Verilen bilgiler genel olarak doğru.
Zeitgeist:Bu, Zodiac(Zodyak) haçı. İnsanlık tarihinin en eski kavramsal işaretlerinden biri.
Güneş’in 12 büyük takımyıldız içinden geçişini tasvir eder. Aynı zamanda 12 ayı, 4 dört mevsimi, gün dönümlerini ve ekinokslarını da belirtir.
Zodyak Haçı’nda her takımyıldızı antrofomorize edilmiş, diğer bir deyişle hayvan ya da doğa figürleriyle kişiselleştirmiştir.
![]()
Burada verilen bilgilerin genel olarak doğru; ancak, “Zodyak haçı” terimi tam doğru değil. O bir haç değil, bir çark. Filmde ilerleyen bölümde haç ve Hristiyanlık ile bağlantı kurulacak. Bundan dolayı da ona “Zodyak haçı” diye hitap edilmiş.
Fakat, biz yine de bunu “doğru” olarak kabul edelim. (tabi asıl olanı da göz ardı etmeyelim. Aslen o bir haç değil, bir çark.)
Zeitgeist:Başka bir deyişle antik toplumlar güneşi ve yıldızları izlemekle kalmamış, onları, hareketlerinin sonucu meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak özenle kişiselleştirmişlerdir.
Güneş, yaşam veren ve yaşamı devam ettiren nitelikleriyle görülmeyen yaratıcının sureti, yani Tanrı olarak kişiselleştirilmiştir: “Tanrı’nın Güneşi”, “Dünya’nın Işığı” ve “İnsanlığın Kurtarıcısı”
Burada ufak-tefek eksiklikler var: Öncelikle eski uygarlıklar direk olarak Güneş’in kendisine taparlardı. Film, Güneş’in, görünmeyen bir tanrının temsilcisi olduğu iddiasına kaynak olarak; 15. yy’da yaşamış bir Platocu düşünür olan ve humanist bir görüşe sahip İtalyan Marisilo Ficino’nun 1494 tarihli kitabı De Sole’yi gösteriyor. Bu kaynağa göre Platon, Güneş’in, görünmeyen bir tanrının temsilcisi olduğu fikrini ortaya atmış.
Size şunu söyliyeyim: Bugün elimizde Platon’un Güneş’i, “görünmeyen bir tanrının temsilcisi olarak gördüğü” iddiasını destekleyecek fazla kaynak yok ama biz bunu elbette doğru kabul edeceğiz.
Öte yandan film, “İnsanlığın Kurtarıcısı” ifadesini, sanırım İsa’nın kurtarıcılığı ile bağlantı kurmak için söylemiş. Öncelikle şunu söylemem gerekir ki; hemen hemen her dinde, inançta, destanda, hikayede veya efsanede, bir şekilde “kurtarıcılık” yapmış olanlar mutlaka vardır. Burada önemli olan “kurtarıcılık”tan kastın ne olduğudur.
Zira Zeitgeist’in gösterdiği 90 yıllık kaynakta Herkül geçiyor. Herkül’ün yapmış olduğu kurtarıcılık, İsa’nın kurtarıcı sıfatından tamamen farklı. Herkül’ün Aslan’ı öldürmesi “insanlığın kurtuluşu”nun sembolü iken; İsa’nın çarmıhta gerilmesi, insanlığı girmiş olduğu günahtan kurtarıp, ahirette azaptan kurtarması anlamını taşıyor.
Kısacası; doğru bir bağlantı yok. Ancak, sonraki argümanları göz önünde bulundurursak; burada öyle önemli bir çarpıtma da yok.
Zeitgeist:Benzer şekilde, 12 takımyıldız da Tanrı’nın Güneşi’nin ziyaret ettiği yerleri temsil ederler ve genellik o zaman aralığında geçen doğa olaylarındaki etken elementlerle isimlendirilirler.
Örneğin; Aquarius, Su taşıyıcı ve şiddetli yağmurları getiren kişi.
Burada da önemli bir problem mevcut değil.
Böylece, filmin giriş bölümü bitmiş oluyor. Ve anladığımız üzere, filmin bu giriş bölümünde verilen bilgilerin çoğu -her ne kadar ufak-tefek eksiklikler ve tam doğru olmayan bilgiler bulunsa da- doğru. Film, diğer konularla bağlantı kurma babında çok güzel bir giriş yapmış gerçekten.
Şimdi ana bölüme geçiyoruz:
Zeitgeist: Bu Horus, M.Ö 3000 civarında Mısır’ın Güneş Tanrısı’ydı. Horus, Güneş’ti ve yaşamı güneşin gökyüzündeki hareketleriyle ilgili bir dizi hikâyeyle açıklanıyordu.
Mısır’daki antik hiyeroglifler sayesinde, bu güneş tanrısı hakkında çok şey biliyoruz.
Böylelikle film, ilk büyük “yanlış-eksik bilgileri” burada vermiş oluyor:
Öncelikle filmin çizimini gösterdiği tasvir Horus için değil, genellikle Ra için kullanılan bir tasvir. Anlatılanlar da daha çok Ra’ya uyuyor. Sanırım burada Horus ile Ra’nın tasvir benzerliğinden(hatta aynılığından) dolayı, tasvirler birbirine karıştırılmış. Çünkü, bu yanlış tasvir gösterme işini sadece Zeitgeist değil, birçok güvenilir kaynak bile yapıyor.
Ra ile Horus’un tasvirini “Paint” programı yardımıyla rahatlıkla yan yana getirdim. Aradaki benzerliği, hatta aynılığı rahatlıkla görebilirsiniz:

Ra ve Horus
Tasvirlerden de anlaşılabileceği gibi; kafasında “yılanlı disk” şeklinde cisim bulunan karakter Ra. Horus’un şapkası farklı. Hatta elimdeki bir kaynakta; Ra’nın insan vücutlu ve şahin başlı kafasının üstünde, şapka yerine, yılanlı disk ile tasvir edildiği açıkça belirtiliyor(1). Elimdeki diğer bir kaynakta; Ra’nın kimisi zaman yürürken, kimi zaman ise otururken tasvir edildiği söyleniyor(2); ki bu doğru: Aşağıdaki bunlara yalnızca bir örnek:

Ra otururken
Ama, ikincisi ve hepsinden önemlisi; Eski Mısır’daki asıl güneş tanrısı olan karakter de Ra’dır. Mısır yazıtları ve tüm kaynaklar bunda hemfikirdir. Ve, “O Güneşti” diye tabir edebileceğimiz bir tanrı varsa, bu da Ra’dır.Bu yüzden, “yaşamı güneşin gökyüzündeki hareketleriyle ilgili bir dizi hikâyeyle” açıklanan da Ra…
Şurada birçok kültürden(Mısır, Maya, Aztek, Uzak Doğu, Mezopotamya, Yunan vb. kültürlerden) Güneş-tanrılar/tanrıçalar alfabetik olarak sıralanıyor. O tanrıların/tanrıçaların içinde Ra da bulunuyor ki içlerinde bir tek -sanırım en önemlisi olduğu için- O’nun resmi konmuş. İçlerine Horus’u koymamışlar.
Peki, Zeitgeist’in bu ifadeleri Ra’ya uyuyorsa, Horus nedir?:
Öncelikle Horus’un Ra’ya şekil olarak çok benzediğini, aralarındaki tek farkın kafalarındaki cisimler olduğunu belirtmiştim. “Güneş” kelimesini telaffuz ettiğimizde aklımıza ilk gelmesi gerekenin de Ra olması gerektiğini belirttim. Ancak bu; Horus’un da Güneş Tanrısı “olmadığı” anlamını taşımaz.
Hepsinden önemlisi şunu belirtmeliyim ki; “Horus’un ne tanrısı olduğu” konusunda kaynakların çoğu, birbirinden ayrılır. Kaynakların hepsi(en azından benim elimdekilerin ve ulaşabildiklerim hepsi) ve Mısır yazıtları Ra’nın Güneş Tanrısı olduğu konusunda –zaten öyle olduğu için- hemfikirken, Horus’da hemfikir değildir.
Öncelikle benim elimdeki ve ulaşabildiğim kaynaklar, “Horus’un ne tanrısı olduğu” konusunda neler diyorlar bunlara bir bakalım:
Grolier İnternational Americana Encyclopedia: Işık Tanrısı.(3)
Bu kaynakta, Horus’un güneş ışığını veren güç olduğuna inanıldığı ve yeryüzü kralı olarak babasının(yani Osiris’in) yerine geçtiği belirtiliyor. Aynı zamanda başka efsanelerde -bedensel değil, manevi anlamda- Ra’nın oğlu olarak sayıldığı da belirtiliyor.
Bu arada şunu da belirteyim: Bu kaynağı(Grolier İnternational Americana Encyclopedia) artık, kısaca “G.İ.A.E” olarak belirteceğim.
Thema Larousse: İmparatorluk tanrısı.(4)
Sanırım, “imparatorluğun tanrısı” anlamında kullanılmış. Kaynak, Mısır mitolojisi ile ilgili çok önemli noktalara değiniyor. Bu kaynağı, yazının devamında belirtmek gerekirse; kısaca “T.L” olarak belirteceğim.
Gençlik Larousse: Mantık ve beceri tanrısı. (5)
Bu kaynakta, Horus’a veya başka herhangi bir mitolojik karaktere özel bir yer açılmamış. Ancak, kaynağın “Mısır” ile ilgili sayfalarını göz gezdirdiğimizde, Ra, Horus, Osiris ve İsis’den bahsedildiğini görebiliyoruz. Sanırım kaynak; Horus’a atfen, genel konuşmuş.
Dictionnaire Larousse: Güneş Tanrısı. Kanatlı bir güneş ile tasvir edilirmiş.(6)
Bu kaynakta; başka hiçbir bilgi yok. Horus için sadece iki cümlelik bir yer açılmış. Yazının devamında bu kaynaktan yararlanmam gerekirse, kaynağı kısaca “D.L” olarak belirteceğim.
Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi: Güneş Tanrısı.(7)
Bu kaynakta da(kısaca M.L); Horus’un bazen Ra’nın Oğlu olarak kabul edildiği ve birçok bölgenin tanrısı olduğu belirtiliyor.
Oxford Ansiklopedik Sözlük: Işık Tanrısı.(8)
Bu ansiklopedi; Horus’un gözlerinin Güneş’i ve Ay’ı sembolize ettiğini, aynı zamanda; “Mısır efsanesine göre; Horus’un Ay’ı temsil eden gözü olan ‘sol gözü’nün bir kavgada yaralandığı ve bu nedenle de Ay’ın, birbirini izleyen evrelerde değişik görüntüler aldığı” açıkça belirtiliyor.
Bu kaynak için kullanacağımız kısaltma ise: Ox.A
Britannica: Kral tanrı. Bir gözünün Güneş’i, bir gözünün Ay’ı temsil ettiği belirtiliyor. Ox.A’daki gibi; Horus’un Ay’ı temsil eden gözü olan ‘sol gözü’nün bir kavgada yaralandığı ve bu nedenle de Ay’ın, birbirini izleyen evrelerde değişik görüntüler aldığı” açıkça söyleniyor.
Wikipedia: Gök tanrısı. (Savaş tanrısı ve daha birçok sıfatı olduğu belirtiliyor)
Yalnız birşeyi belirtmem gerekir ki; burada anladığım kadarıyla en sağlam bilgiyi veren Wikipedia(ing). Çünkü; Horus’a, yukarıda saydığım kaynakların hepsinden çok daha ayrıntılı yer açmış olan kaynak; üstelik verdikleri bilgilerin çoğu da sağlam ve kaynaklı.
Diğer ansiklopedilerin çoğu, 1985-1995 yılı arasındaki tarihlerde çıkmış kaynaklar. Ortalamaları ise 1994 yılı. (Wikipedia’dakiler genellikle 2003-04-05 yıllarına ait)
Yani, burada demek istediğim; geçtiğimiz 15-25 yıl içerisinde de insanlığın bilgisi çok gelişti, değişti. Birçok yanlış olan şey; ortaya çıkarıldı ve gerçeğe döndürüldü. Bizim bütün bunu göz ardı etmemiz elbette ki yanlış olur.
Şimdi ise verilen bilgilerin sağlamasını yapalım:
Yukarıdaki kaynaklarda verilen bilgilere bakarsak, kaynakların çoğunun “Horus’un ne tanrısı olduğu” konusunda farklılık gösterdiği rahatlıkla anlaşılabilir.
Aslında işin özüne bakarsak; yukarıda verilen bilgilerin hiçbirisi yanlış değil. Sonuçta, Eski Mısır’da en az 15 tane farklı Horus formu kullanılmış. Bu yüzden, elbette ki farklı sıfatlar ve özellikler taşıyacaktır.
Yani Horus, kral olduğundan ve devlet işlerinde önemli yeri olduğundan dolayı “imparatorluğun da tanrısı”; savaşlara katıldığından “Savaş tanrısı”, Güneş ile ilişkilendirildiğinden dolayı “Güneş Tanrısı”, dolayısıyla da Güneş’e kaynağını verdiğinden ve gecenin ışığı Ay’ı temsil ettiğinden dolayı “Işık Tanrısı”; Güneş ve Ay’ı birlikte kapsadığından dolayı da “Gök Tanrısı”.Ki zaten Wikipedia da birçok farklı sıfatla anıldığı apaçık bir biçimde belirtiliyor.
Ama biz burada elbette ki temel ve son bilgilere en çok uyanı ve filmin anlattığı ile alakası olanı alacağız: Horus, genel anlamda bakacak olursak; yukarıdaki kaynaklardan farklı bir yer olan şuradaki linkte de belirtildiği gibi, Güneş’i ve Ay’ı da kapsayan Gök Tanrısı idi. Horus’un bir gözü Ay’ı, bir gözü de Güneş’i temsil ederdi. Kaldı ki, -hepsinden önemlisi-; Ay’ı simgeleyen ve dolayısıyla “Ay gözü” olarak isimlendirilen Wedjat, çok meşhurdur. Hatta Wedjat, Horus’un bizzat sembolüdür. Sağ gözü olan “Güneş”e ise, “Ra’nın gözü”(Udjat) de denmektedir.

Horus'un Ay'ı Simgeleyen Gözü-Wedjat
Dolayısıyla Zeitgeist’in dediği pek yanlış değil ama Horus’u yalnızca “Güneş” olarak almak yanlış. Asıl Güneş olarak betimleyeceğimiz bir karakter varsa da, belirttiğim gibi bu; Horus değil, Heliopis’in baş tanrısı olan Ra’dır. Zaten Ra, daha sonraları Horus’u da kapsamıştır.
Zeitgeist: Örneğin; Güneş’i ve ışığı temsil eden Horus’un, Set adında bir düşmanı vardı ve Set gece karanlığının kişiselleştirilmesiydi.
Her sabah Horus, Set’e karşı olan savaşını kazanırken, akşam olduğunda da Set, Horus’u mağlup ederek onu yer altına gönderir. Burada da görüldüğü gibi “Aydınlık-Karanlık” ya da “İyi-Kötü” gibi kavramlar, en çok karşılaşılan ve bugün bile farklı şekillerde karşımıza çıkan en bilindik mitolojik ikilemlerden biridir.
Set ile Horus’un düşman olduğu, Set’in kötü olduğu ve “İyilik-Kötülük” gibi kavramların birçok inanç ve gelenekte var olduğu çok doğru. Ancak, Set ile Horus, Zeitgeist’in bahsettiği gibi; gece-gündüz yüzünden birbirlerine düşman değillerdi. Elimdeki ve ulaşabildiğim sağlam-objektif kaynakların hiçbirisi böyle bir hikayeyi desteklemiyor. Üstüne üstlük, hepsi de Set ve Horus’un birbirine düşmanlığına neden olarak “aynı-benzer nedeni” gösteriyor.
Öncelik olarak Wikipedia’dan bilgilenecek olursak; Horus’un amcası Set, kardeşi Osiris’i parçalara ayırmıştır. Bundan dolayı da Horus, hem babasının intikamını almaya çalışmış, hem de ülkenin haklı kralını göstermek için Set ile defalarca savaşmış.
Elimdeki diğer kaynaklar da bunu destekliyor: Örneğin, M.L’nin “İsis” ile ilgili kısmında(9); Osiris’in Set tarafından hunharca öldürüldükten sonra, İsis tarafından yeniden canlandırıldığı ve İsis’ten bir çocuk yaptığı; bundan sonra da geleceğin kralı Horus’un Set ile savaştığı belirtiliyor.
G.L’de ise; yine ölüm ve verimlilik tanrısı Osiris’in Set tarafından öldürüldükten sonra ülkedeki verimliliğin azaldığı fakat, daha sonra Horus’un Set’i yenmesiyle toprakların yeniden verimli hale geldiği belirtiliyor.
Zaten Horus, kendi gözlerinden bir tanesi Ay’ı da temsil ettiğinden, geceleyin de vardı. Dolayısıyla da Horus-Set arasında gece-gündüz gibi bir kavram yok. Kavganın nedeni babasının öldürülmesi ve kavgadaki amaçlar; öç almak ve Mısır’da kimin haklı kral olduğunu göstermek.
Zeitgeist:Horus’un hikayesi genellikle şöyle devam eder:
Horus, 25 Aralık’ta bakire İsis-Meri tarafından dünyaya getirilir. Doğumu, doğudaki bir yıldızla birlikte meydana gelmiştir. 3 Kral yıldızı takip etmiş, Horus’u bulmuş ve bu yeni doğmuş kurtarıcıyı süslemişlerdir. 12 yaşına geldiğinde bir çocuk öğretmendi. 30 yaşına geldiğinde ise Anup tarafından vaftiz edildi ve görevine başladı. Horus’un birlikte yolculuk ettiği 12 havarisi vardı. Hastaları iyileştirmek ve su üzerinde yürümek gibi mucizeler gösterirdi.
Horus; “Gerçek”, “Işık”, “Tanrı’nın Oğlu”, “Güzel Çoban”, “Tanrı’nın Koyunu” ve bunun gibi birçok farklı isimlerle de biliniyordu.
Typhon tarafından ihanete uğradıktan sonra Horus çarmıha gerildi, 3 gün boyunca gömülü kaldı ve sonra yeniden dirildi
Bu hikâyeler İsa’nın hikâyesiyle tıpa tıp aynı. Yalnızca karakterler değişik. Buradaki ifadeleri tek tek incelemek en doğrusu:
Zeitgeist:Horus, 25 Aralık’ta bakire İsis-Meri tarafından dünyaya getirilir.
Burada verilen bilgiler kesinlikle doğru değil. Ne Horus’un doğum tarihi 25 aralık, ne de Horus’un annesi İsis’in bakire olduğu doğru.
Horus’un doğum tarihi Khoiak festivaline denk gelir, bu da Ekim-Kasım aylarına denk gelir. 25 Aralık tarihi eski Mısır’da rastlanan bir tarih değildir. Üstüne üstlük; Hristiyan inancının kutsal kitaplarından İncil; İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğuna dair bir bilgi içermez.
İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğunun kabulünün sonredan kabul edildiği zaten biliniyor. Noel tarihine bakarsak; 25 Aralık tarihi de M.S 3. yüzyıla kadar görülmüş bir tarih de değildir.
Ama elbette ki biz de İsa’nın doğum tarihi olarak kabul edilen 25 Aralık’ı, doğru olarak kabul edeceğiz. Ancak, Horus’un doğumunda böyle bir tarih geçmediğinden, burada bir bağlantı yok.
Öte yandan bakireden doğum. Horus’un bakireden doğduğu iddiası tamamen yanlış bir bilgi. Horus’un annesi İsis, Osiris ile evlidir. Dolayısıyla da Horus’un babası da Osiris’dir.

Osiris
Bu durum, elimdeki ve ulaşabildiğim hemen hemen tüm kaynaklarda açık bir biçimde belirtiliyor; Osiris ile sayfalara baktığımızda, İsis’in kardeşi ve kocası ve Horus’un babası olduğu, İsis ile ilgili sayfalara baktığımızda İsis’in Osiris’in hem kardeşi, hem karısı olduğu, aynı zamanda Osiris’e hayat verenin O olduğu ve Horus’dan bahseden sayfalarda da, Horus’un Osiris’in ve İsis’in çocuğu olduğu çok net bir biçimde açıklanıyor.
Yani, demek istediğim Zeitgeist’in bu iddiasının her hangi doğru bir temeli yok. Horus, İsis ve Osiris’in aile olduğu zaten çok iyi bilinen bir durum.
Örnek olarak; T.L’de bu aile ile ilgili ifadelere bakarsak şunlar geçiyor(10): “Uzmanlar, tanrısal soy zincirlerinin tarih boyunca hareketli olan ailelerden oluştuklarını düşünürler. Bu ailelerden yalnız biri evrensel saygı gördü: bu aile, Abydos tanrısı Osiris, eşi İsis ve oğulları Horus’tan oluşuyordu.”
Şuradan bulduğum, bu aşağıdaki fotoğrafın aynısı, kaynağın hemen yan sayfasında da bulunuyor.(Osiris üçlüsü= Horus, Osiris, İsis.)

Horus doğum hikayesine geçersek, bu olay şöyle anlatılıyor: Osiris Seth tarafından katledildi ve parçalara ayrıldı. İsis sayısı 14 olan bu parçaların 13’ünü buldu ve birleştirdi. Eksik olan parça ise Osiris’in penisiydi. İsis, O’na altından bir penis yaptı ve müzikle Osiris’i diriltti. Daha sonra ise Horus doğdu. En geniş bilgi şurada.
Bu bilgi elbette ki birçok kaynakta anlatılıyor. Hatta M.L’de, yukarıdaki ifadelerden birinden çıkarabileceğiniz sonuç gibi; ayrıntısız olarak Set tarafından katledildikten sonra Osiris’in parçalarının İsis tarafından yeniden birleştirildiği ve İsis’in O’na hayat verdiği anlatılıyor.
Kısacası; İsa’nın hikayesi ile uyuşan bir durum söz konusu değil.
Zeitgeist:Doğumu, doğudaki bir yıldızla birlikte meydana gelmiştir. 3 Kral yıldızı takip etmiş, Horus’u bulmuş ve bu yeni doğmuş kurtarıcıyı süslemişlerdir.
Hiçbir kaynakta böyle birşeye dair sağlam veri yok. Film, bu bilginin kaynağını; Gerald Massey’e dayandırıyor. Luxor tapınağında; İsa’nın hikayesine benzer olayların geçtiği iddiasını şuradan inlemek mümkün.
Luxor’da, Hristiyanlık’ınkine benzer hikayeler var ama, bu iddia edildiği gibi tamamen benzerlik taşımıyorlar.
Dolayısıyla bu iddia da sağlam değil. Bizim burada tartışdığımız asıl konu filmin verdiği bilgilerin ne kadar doğru olduğu.
Zeitgeist:12 yaşına geldiğinde bir çocuk öğretmendi.
Horus’un çocukken ailesiyle birlikte olduğunu sembolize eden hiyeroglifler, heykeller, resimler var.

Horus, çocukken ailesiyle birlikte
Ancak, Horus’un 12 yaşında öğretmen olduğuna dair sağlam bir veri yok.
Zeitgeist:30 yaşına geldiğinde ise Anup tarafından vaftiz edildi ve görevine başladı.
Bu iddianın kaynağı da Gerald Massey. Bundan başka da sağlam bir kaynak yok. Dolayısıyla da bu iddianın da sağlam temeli yok.
Zeitgeist:Horus’un birlikte yolculuk ettiği 12 havarisi vardı.
Bu iddia tamamen yanlış. Çünkü Horus’un, Horus’un dört oğlu adı verilen 4 yarı tanrı, 16 insan takipçisi vardı. Aynı zamanda savaşlarda Horus’un yanında birçok demirci ustası da savaşmıştı.

Horus'un Dört Oğlu: Imsety, Duamutef, Hapi, Qebehsenuef
Bu yüzden, bu iddiayı doğru olarak kabul etmemize yol açacak herhangi bir sebep yok.
Zeitgeist:Hastaları iyileştirmek ve su üzerinde yürümek gibi mucizeler gösterirdi.
Horus’un hastaları iyileştirmesi ilgili bir takım bilgiler mevcut. Ama bunu çocukken yapıyor. Bu özelliği de annesi İsis’ten almış. Horus’un suda yürümesiyle ilgili herhangi bir veri yok.
Zeitgeist: Horus; “Gerçek”, “Işık”, “Tanrı’nın Oğlu”, “Güzel Çoban”, “Tanrı’nın Koyunu” ve bunun gibi birçok farklı isimlerle de biliniyordu.
Bunlar İsa için kullanılan lakap ve sıfatlar. Bunlar Horus’da da var mı bir bakalım:
Tanrı’nın Oğlu: Doğru kabul edilebilir. Zira yukarıda birçok kaynakta(G.İ.A.E, M.L gibi) Horus’un Ra’nın Oğlu olarak kabul edildiği belirtiliyor. Ra da baş tanrı olduğundan, Horus, Tanrı’nın Oğlu olmuş oluyor.
Ancak, İsa’ya Tanrı’nın Oğlu denmesinin sebebi Horus’unkinden farklı. İsa, Tanrı ile aynı özden, Tanrı’nın sözü olduğundan dolayı Tanrı’nın Oğlu.
İsa’nın annesi Meryem, “Tanrı’nın ruhu” olan Kutsal Ruh’tan hamile kalmıştır. Ancak, hatırladığımız üzere Horus’un doğum hikayesi İsa’dan tamamen farklı ve Horus, bedensel-fiziksel anlamda Osiris’in çocuğu.
Işık:Yukarıda da belirttiğim gibi Horus’un Işık Tanrısı olduğuna dair bilgiler birçok kaynakta mevcut. Ancak bu, İsa’nın özelliğine benzer bir şey değil.
Horus, gündüzün ışığı Güneş’i, gecenin ışığı Ay’ı temsil ettiğinden dolayı Işık tanrısı. İsa’nın böyle bir özelliği yok anlayabileceğimiz gibi.
Güzel Çoban”, Tanrı kuzusu/koyunu: Horus’un, bu ve bu gibi lakaplarla anıldığına dair ise, herhangi sağlam bir bilgi yok.
Zeitgeist:Typhon tarafından ihanete uğradıktan sonra Horus çarmıha gerildi, 3 gün boyunca gömülü kaldı ve sonra yeniden dirildi
Horus’un ölüm hikayesi bu şekilde değil: Horus, Uhat isimli bir akrebin kendisini sokması nedeniyle öldü. Thoth tarafından da büyüyle tekrar canlandırıldı. Bu durum Britannica’da da belirtiliyor. Zaten bu olay, Horus bebek iken olmuş. İsis, dua ederken Horus’u yalnız bırakmış, bu durumdan faydalanan Seth de Uhat’ı göndererek Horus’u öldürtmüş.
Görüldüğü gibi İsa’nın hikayesine hiçbir şekilde benzemiyor.
Zeitgeist:Horus’un bu karakteristik özellikleri, özgün olsun ya da olmasın dünyadaki birçok farklı kültürü ve tanrılarını etkileyerek hepsinde aynı mitolojik altyapıyı meydana getirdi.
Horus’un belirtilen karakteristik özellikleri, gerçekte doğru olmadıklarından; “bahsi geçen özellikler, başka tanrılarda da aynı alt-yapıyı meydana getirmesi” gibi bir durum söz konusu olamaz.
Zeitgeist: Firigya’nın Attis’i, 25 Aralık’ta bakire Nana’dan dünyaya geldi, çarmıha gerildi, gömüldü ve 3 gün sonra dirildi.
Bir Anadolu-Frigya tanrısı olan Attis’in annesinin Nana olduğu doğru, ama Attis’in doğumuyla, İsa’nın doğumu ve ölümü arasında pek bir benzerlik yok.
Attis; annesi Nana’nın, Zeus’un bir gün görmüş olduğu rüyasından sonra yeryüzüne saçılmış olan tohumlardan oluşan ve hem dişilik, hem de erkeklik özelliği taşıyan Agditsis’in diğer tanrılar tarafından kesilen penisinden biten bir badem ağacının meyvesini kendi rahmine yerleştirip kendisine hamile kalmasıyla doğuyor. Attis, çok yakışıklı bir karakter ve bundan dolayı Kibele O’na aşık olmuş.
Attis, Pessions şehri kralının kızıyla evlenmeden önce tanrıça Kibele O’na görünmüş ve Attis kızarak kendisini kısırlaştırmış. Daha sonra da ölmüş. Ancak Agdistis, Attis’in çürümesini egellemek amacıyla Attis’i yeniden bir çam ağacı olarak diriltmiş.
İsa’nın hikayesiyle açık bir benzerlik yok.“Doğum” ve “yeniden diriliş” ile ilgili bir bağlantı belki kurulabilir ama, bunlar da İsa’nın hikayesine apaçık bir biçimde benzeyen şeyler değil.
Zeitgeist: Hindistan’ın Krişna’sı bakire Devaki’den, doğumunu müjdeleyen yıldızla birlikte dünyaya geldi. Havarilerine mucizeler gösterdi, ölümünden sonra tekrar dirildi.
Krişna, Hinduizm dininde tanrıça Devaki ve Vasudeva‘nın çocuğu, Vişnu’nun avatarı. Jainizim ve Budizm’de de görülen bir karakter. Annesi bakire olmamakla birlikte, kendisinden büyük 7 kardeşi bulunmaktadır. Kardeşlerinin bir çoğu da Devaki’nin yarı-kardeşi(kuzeni) olan Kamsa tarafından öldürülmüş, daha sonra Krişna Kamsa’yı öldürmüştür. Olayın nedeni şu; Kamsa, birgün Devaki’nin çocuklarından biri tarafından öldürüleceğini öğreniyor ve bunun için Devaki’nin çocuklarını teker teker öldürüyor. Ancak, buna rağmen kehanet doğru çıkıyor ve Krişna, Kamsa’yı öldürmeyi başarıyor.

Krişna'nın Kamsa'yı öldürmesi
Bu arada Krişna’nın ölümünden sonra dirildiği de doğru; ama tabi bu 3 gün sonra değil, hemen olan birşey.
Krişna/Krishna konusunda diğer bir konu; İsa’nın “Christ” sözcüğü ile Krishna sözcüğü arasında bağlantı kurulması. Ama böyle bir durum söz konusu değil: Krisha, siyah olan anlamına gelirken; “Christ” kutsanmış olan anlamına gelmekte.
Zeitgeist:Yunanistan’ın Dionysus’u, 25 Aralık’ta bir bakireden dünyaya geldi. Gezgin bir öğretmendi, suyu şaraba dönüştürmek gibi mucizeler gösterdi. “Kralların Kralı”, “Tanrı’nın Sevgili Oğlu”, “Alfa ve Omega” gibi birçok isimle anıldı. Ölümünden sonra yeniden dirildi.
Eski Yunan’ın popüler tanrıları arasında bulunan Dionysus(Dionysos ya da Bacchus adlarıyla da bilinir) benim ilgi duyduğum mitolojik karakterlerden biridir. Şunu söylemeliyimki; İsa’nın hikayesinden bazı ufak tefek şeyler, Dionysus’ta var, ancak; Zeitgeist iddia ettiği gibi apaçık bir benzerlik yok.

Dionysus
Dionysus, Antik Yunan’ın şarap tanrısıydı. 25 Aralık’ta doğmadığı gibi, bir bakireden de dünyaya gelmedi.
Dionysus’un doğumun iki tane hikaye vardır. Bunlardan kabul göreni; Zeus ile Semele’nin oğlu olduğudur. Fakat, genelde bu hikaye daha çok kabul edilen bir hikaye olsa bile kaynaklar, Dionysus’un doğumuyla ilgili iki hikaye bulunduğunu, başka efsaneye göre de Zeus ile Persephone’un oğlu olduğunu belirtir.
Görülebileceği gibi; ikisinde de bakireden doğum söz konusu değil.
Dionysus’un ölümüyle ilgili, G.İ.A.E’de şunlar belirtiliyor; Dionysus’u öldüren titanlar, parçalayıp O’nu yemeye çalışırken; Zeus olaya müdahale etmiş, parçalardan bazılarını kurtarmış ve Delphoi’deki Apollon tapınağına gömdürmüş. İnanışa göre Dionysus, her yıl yeniden dirilirmiş ve bu üç kış boyunca kutlanmış.(11)
Dionysus’a, Alfa ve Omega dendiğine dair bir bilgi yok. Zira kendisi “ilk ve son” değildi ve kendisinden önce de yaşam vardı. “Kralların Kralı” gibi bir durum söz konusu değil, çünkü baş tanrı Zeus. Aynı zamanda Zeus’un daha bir sürü oğlu vardı.
Dionysus gezgin bir öğretmen ancak, öğrettiği şeyler kendi dini ayinleriyle ilgili ve şarapla ilgili şeyler. Suyu şaraba çevirme olayını da kendisi yapmıyor: Dionysus, Kral Anius’un kızlarına(üç kızı:Oenotropae, Elais ve Sperma) dokundukları her şeyi mısıra, şaraba, yağa çevirme ve Midas’a da dokunduğu her şeyi altına çevirme gücünü veriyor.
Yani; Dionysus’tan anlayacağımız; İsa’nın hikyesine ufak-tefek benzerlikler olsa da, öyle “apaçık” bir benzerlik yok.
Zeitgeist:Pers’li Mithra, 25 Aralık’ta bir bakireden doğdu. 12 havarisi vardı ve bunlara mucizeler gösterdi. Ölümünden sonra 3 gün gömülü kaldı ve yeniden dirildi. “Gerçek” ve “Işık” gibi birçok farklı isimle anıldı. İlginçtir ki, Mithra’nın kutsal ibadet günü Pazar’dı.
Burada Romalıların Mitraizm‘indeki Mithras ile Perslerin ve Hintlilerin Mithra‘sının hikayeleri birbirine karıştırılmış. Mithra, Hindistan’da da görülen bir tanrı, Arilerin semavi dinine ait. Kutsal veda kitaplarındaki efsaneler; tıpkı Varuna(her şeyi gören gökyüzü ve okyanus suları), İndra(kozmik savaşçı) veya Asvin ikizleri ve bolluk getiren Aditi’yi konu aldığı gibi, Mitra’yı(sözleşmelerin arkadaşı ve kefili) da konu alır.(12)
Hristiyanlığı etkilediği iddia edileni ise Romalılardaki Mitras’tır. Mitra ile Mitras aynı karakter değil. Ama filmde karıştırılmaları normal. Bu iki tanrıya ait ilk araştırmalar, 19. yy’da Franz Cumont tarafından yapılmış ve bunların özellikleri tek çatı altında toplanmış. Gerald Massey de bundan alıntı yapmış, çünkü o dönemlerde başka bir araştırma yok. Ancak, 20. yy’da konunun uzmanlarınca yapılan araştırmalar, Cumont’un hipotezini yalanlamış.
Roma’nın Mitras’ını bir bakire değil, kaya doğurmuştur. Mitras’ın 25 Aralık tarihinde doğduğu doğru, ama bu M.S’den sonraki yıllara ait bir tarih. Mitras ile ilgili bir başka iddia da Hristiyan ibadetini etkilediği iddiası.
Bu arada Mitras ölmedi, dünyevi görevinden sonra bir at arabasıyla cennete yükseldi.
Aynı zamanda, Mitras’ın 12 burca sarılmış olması, İsa’nın 12 havarisiyle ilişkilendiriliyor. Ancak, ben burada “12’lerle beraber olma” dışında herhangi bir bağlantı göremiyorum. Zaten 12 sayısı, gerçek veya sanal birçok yerde geçen bir sayı.
Zeitgeist: Gerçek şu ki, dünyanın her yerinden ve farklı zaman dilimlerinden, bu genel karakteristik özellikleri barındıran birçok ilahi figür var.
Asıl soru şu: Neden bu özellikler, neden 25 Aralık’ta bir bakire doğumu, neden 3 günlük ölüm ve kaçınılmaz yeniden diriliş, neden 12 havari ya da takipçi?
Şu ana kadar, filmin gösterdiği karakterlerin bazısında, İsa’ya ufak-tefek benzerlikler bulunsa da, iddia edildiği gibi “apaçık-baştan sona aynı” özellikleri barındıran herhangi bir özellik yok.
İsterseniz, bunları teker teker ele alalım:
25 Aralık: Mitras dışındaki hiçbirisi. Zaten bu da Milattan sonraki zamana ait bir tarih ve İncil’de de İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğu geçmez.
Bakireden doğum: Filmde bahsi geçen mitolojik karakterlerin hiçbirisi bakireden doğmadığı gibi; hemen hepsinin doğum hikâyesi belli.
3 Kral’ın doğudaki yıldızı takip edip, ilgili karakterleri bulması: Hiçbirisinde böyle bir durum söz konusu değil.
12 yaşında çocuk öğretmen: Kaynaklarda, iddia edilen karakterlerin hiçbirinde böyle bir hikayeye dair bilgi mevcut değil.
Suyu şaraba çevirmek gibi mucizeler: Dionysus. Ancak, bunu kendisi yapmıyor; bunu yapmaları için başkalarına yetki veriyor. Aynı zamanda verdiği özellikler içinde “şaraba çevirmek” dışında “yağa, mısıra, altına çevirmek” gibi özellikler de var.
Hastaların iyileştirilmesi: İlgili karakterler arasında Horus’un hastaları iyileştirmesine dair bilgiler var, ama bu çocuk Horus’un yaptığı bir şey ve bu özelliği annesi İsis’ten alıyor.
12 Havari: İlgili mitolojik karakterler arasında Mitras’ın 12 burca sarılması dışında, “12 havari”ye dair herhangi bir bilgi yok.
Tanrı’nın Oğlu: Birçoğu(Ra’nın Oğlu Horus, Zeus’un Oğlu Dionysus vb.) Tanrı’nın Oğlu olarak kabul edilebilir, ancak bunların ki İsa’ya benzer bir oğulluğa sahip değiller. Bazıları tek oğul değil ve doğum hikâyeleri de farklı.
Çarmıha Geriliş: Hiçbirisi çarmıha gerilmediği gibi; hemen hepsinin ölüm hikayesi belli.
Öldükten sonra dirildi: İlgili karakterlerin birçoğunda öldükten sonra dirilmelerine dair bilgiler var. Ancak, bunlar İsa’nın dirilmesine benzemiyorlar ve üç gün sonra da dirilmediler: Horus bebek iken akrep tarafından sokulduktan sonra Thoth isimli başka bir tanrı tarafından büyüyle diriltildi; Attis bir çam ağacı olarak dirildi; Krişna öldükten sonra hemen dirildi; Dionysus ise inanışa göre her yıl dirilmekte. “İsa’nın yeniden dirilişi”ne benzeyen bir durum söz konusu değil yani.
Cennete Yükseliş: Bunda bir kusur yok. Hikâyeler benzesin veya benzemesin, karakterlerin hemen hepsinde bir şekilde cennete yükseliş var.
Şimdi bunları göz önünde bulundurarak, filmi incelemeye devam edelim:
Zeitgeist: Asıl soru şu: Neden bu özellikler, neden 25 Aralık’ta bir bakire doğumu, neden 3 günlük ölüm ve kaçınılmaz yeniden diriliş, neden 12 havari ya da takipçi?
Bunları anlamak için isterseniz en güncel “Güneş Mesihi”ni bir gözden geçirelim:
İsa, 25 Aralık’ta Beytüllahim’de bakire Meryem’den dünyaya geldi. Doğumu, doğuda bir yıldızın doğmasıyla müjdelendi. 3 Magi Kral’ı bu yıldızı takip ederek İsa’yı buldular ve süslediler.
12 yaşına geldiğinde bir çocuk öğretmendi, 30 yaşında John(Vaftizci Yahya) tarafından vaftiz edildi ve görevine başladı. İsa’nın birlikte yolculuk yaptığı 12 havarisi vardı ve onlara hasta insanları iyileştirmek, suda yürümek, ölüleri diriltmek gibi mucizeler gösterdi.
“Kralların Kralı”, “Tanrı’nın Oğlu”, “Dünya’nın Işığı”, “Alfa ve Omega”, “Tanrı’nın Koyunu” ve bunun gibi birçok isimle anıldı.
Yahuda tarafından ihanete uğrayıp 30 gümüş akçeye satıldıktan sonra çarmıha gerildi, mezara gömüldü ve 3 gün sonra dirilip cennete yükseldi.
Bunlar İsa’nın hikayesi; şimdi bu hikayelerin aslında neden ilgili karakterlerde bulunduğu anlatılacak. Aynı zamanda şu aklınızda bulunsun: İncil’de İsa’nın doğumu 25 Aralık olarak geçmez.
Zeitgeist: Öncelikle, doğum kısmı tamamen astrolojik:
Sözü edilen doğudaki yıldız Sirius’tur, 24 Aralık’ta gece gökyüzündeki en parlak yıldızdır ve Orion kuşağındaki diğer 3 parlak yıldızla aynı hizadadır.Bu 3 parlak yıldız, antik zamanlarda olduğu gibi, günümüzde de aynı isimle anılırlar: 3 Kral.
3 Kral ve en parlak yıldız Sirius, hepsi birlikte 25 Aralık’ta güneşin doğacağı noktayı gösterir. Bu yüzden “3 Kral doğudaki yıldızı takip eder” ve gündoğumunu, yani güneşin doğumunu işaret eder.
Burada, “Sirius’un geceleri en parlak yıldız olması” dışında, verilen bilgilerin hemen hepsi yanlış.
Yıldızların, birbirlerine olan konumları değişmez. Değişmesi için çok fazla zaman(binlerce yıl) geçmesi gerekir. Bunun için ilgili yıldızlar aynı hizada olsalar bile, bu yalnız 24 Aralık’ta değil, yılın tamamı için geçerlidir.
Kaldı ki; 3 Kral takımyıldızıyla(Orion kuşağı), Sirius aynı hizada olmadıkları gibi; bu “üç kral” kendi aralarında da aynı hizada değillerdir.
Kendi aralarında oluşturdukları şekil; tepesi geniş açılı, diğer köşeleri dar açılı üçgendir. Tüm bunlar; bulutsuz bir havada gökyüzüne bakıldığında bile çok-çok rahat bir biçimde fark edilebilir.
Şu görüntüden de anlaşılabileceği gibi, 3 Kral, Sirius ile kendi aralarında aynı hizada değiller (Asıl görüntüsünü Google Sky’dan aratarak da izleyebilirsiniz):
![Orion_constellation_map[1]](http://suphelikani.files.wordpress.com/2010/02/orion_constellation_map1.jpg?w=242&h=250)
Ama yine de; biz bunu birbirlerine yakın olmalarından dolayı “aynı hizadaymış” gibi kabul edelim. Ancak, bu sefer de belirttiğim gibi; “24 Aralık” tarihi yanlış olmuş oluyor ki bu ana argümanlardan. Aynı zamanda 3 Kral takımyıldızının eski ismi, 3 Kral değil, “Orion kuşağı” idi. Orion Kuşağı’nın, “3 Kral” olarak ifade edildiğine dair, var olan en eski kaynakların çoğu 17. yy’a ve 18. yy’daki Hollandalı yıldız çizelgeleri ile denizci kılavuzlarına aitler. Yani İncil’in yazılmasından çok sonra.
25 Aralık’ta bu “3 Kral”ın, Sirius ile birlikte Güneş’in doğacağı noktayı göstermesi hikayesi de tam olarak doğru değil. Sirius ve Orion kuşağı; bahsi geçen günlerde Güneş batmadan önce görüş alanına girmezler. Bundan dolayı da Güneş’in doğacağı noktanın ilgili yıldızlar tarafından gösterilmesi “olmayacak” bir şey.
Zeitgeist: Bakire(Virgin) Meryem, Başak (Virgo) burcundan gelir. Başak “Virgo the Virgin” olarak da bilinir. Virgo, latince “bakire” demektir. Bu yüzden Meryem(Mary) ismi, diğer bakire anneler gibi; Adonis’in annesi Myrrha, ya da Buddha’nın annesi Maya gibi M harfi ile başlar.
Başak, aynı zamanda ekmek evi olarak da bilinir ve Başak, elinde bir demet buğday tutan bakire kız olarak tasvir edilir. “Ekmek Evi” ve sembolü olan buğday, hasat mevsimi olan Ağustos-Eylül aylarını temsil eder.
Ayrıca, Beytüllahim(Betlehem)’in tam tercümesi, “Ekmek Evi”dir.
Bu yüzden aslında Beytülhalim; dünyadaki bir yeri değil, gökyüzündeki bir yeri yani Başak burcu takımyıldızını temsil eder.
Burada verilen bilgilerin bazıları doğru ancak; “Başak burcu simgesinin M harfi olmasından dolayı; Meryem’in isminin bu harfle başladığı” iddiası tartışmalı ve “Myrrha ve Kraliçe Maya’nın bakire olduğu” iddiası temelsiz. Çünkü, bunları destekleyen herhangi sağlam bir veri olmadığı gibi, bunların anti-tezleri mevcut.
Başak burcunun, aslında kimi temsil ettiği belli değildir. Birçok mitolojik karakter ile ilişkilendirilmiştir, özellikle de hasat, buğday ile ilgisi olan yahut bakire olanlarla. Demeter gibi sembolü buğday-ekin olan karakterlerle ilişkilendirilmiştir. Kökeni de Aşnan isimli bir mezopotamya tanrısına kadar gider.
Eski Yunan’daki karşılığı ise, Zeus ve Themis’in kızı Astraea’dır. Astraea, insanların kötülüklerinden korunmak için; cennete yükselmiştir. Bunun sonucunda da Başak burcu(Virgo) takımyıldızı olmuştur. –Başak burcu bazen de yaygın olmamakla birlikte Athena’yla ilişkilendirilir- Bakire olması dışında herhangi yakın bir bağlantı yok.
Bahsi geçen diğer karakterlerin(Myrrha ve Maya) de bakire oldukları iddiası temelsiz: Buda’nın annesi Kraliçe Maya, Buda doğmadan çok önce Kral Suddhodhana ile evli ve evliğinden 20 yıl sonra Buda doğana kadar çocukları yoktu. Maya, bir gün rüyasında, beyaz file binmiş olarak gelen Bodisatva isimli tanrının kendisine dokunmasından sonra Buda’ya hamile kalmıştır.
Myrrha da ise farklı ama birbirine benzer iki efsane vardır. Myrrha’nın bu iki doğum versiyonundan genel olarak kabul edilen sürümünüde; Myrrha, Afrodit’in tuzağına düşerek babasıyla ilişkiye girmiş, zaman içinde bunu keşfeden babası(Theias) Myrrha’yı bıçakla kovalarken, Myrrha tanrılar tarafından ağaca dönüştürülmüş ve Afrodit bu ağaçtan doğmuştur. İkinci efsanede ise; Afrodit’in Myrrha’yı ağaca dönüştürdüğü söyleniyor ve babası Theias da bu ağaca ok atarak ağaçta yarık açıyor, Adonis de bu yarıktan çıkıyor.
Anlayacağımız; Meryem-İsa hikayesine benzeyen, bakirelikle alakası olan bir hikâye mevcut değil.
Zeitgeist: Ayrıca, 25 Aralık’ta yani kış dönümünde bir başka ilginç olay meydana gelir: Yaz dönümünden kış dönümüne kadar günler, kısalır ve soğur.
Kuzey yarımküreden bakıldığında güneş güneye doğru hareket eder ve gittikçe küçülerek silikleşir. Günlerin kısalması, kış gündönümüne doğru hasat zamanının gelmesi, antik medeniyetlerde ölümü temsil ediyordu.
Bu güneşin ölümüydü: 22 Aralık’ta güneşin yok olduğu en belirgin şekilde görülür. Güneş 6 ay boyunca güneye doğru hareket eder ve o gün, ufuktaki en düşük noktasına ulaşır.
İşte burada ilginç bir olay olur: Bu üç günlük beklemeden sonra güneş, haç şeklindeki Güney takımyıldızının üzerinde yeniden yükselmeye başlar. 25 Aralık’ta gerçekleşen bu olaydan sonra güneş, bu sefer kuzeye doğru 1 derece hareket der, günler uzamaya ve ısınmaya başlar, bahar gelir. İşte bu yüzden, “Güneş haç üzerinde öldü, 3 gün ölü kaldı ve tekrar dirildi” denir.
Bu yüzden İsa ve diğer sayısız güneş tanrısı aynı haç, 3 günlük ölüm ve yeniden diriliş temalarını paylaşır. Bu aslında güneşin Kuzey yarımküreye doğru hareket yönünü değiştirmeden ve baharı getirmeden önceki hareket sürecidir.
Yazımda, filmin “sayısız güneş tanrısı aynı haç, 3 günlük ölüm ve yeniden diriliş temalarını paylaşır” iddiasının herhangi bir temeli olmadığını, bahsi geçen tanrıların(Horus, Krişna, Dionysus ve Attis) hikâyelerinin İsa’ya filmin anlattığı şekliyle benzemediğini ve bunların kaynağı olduğu iddia edilen gök olayının temeli olmadığını anlatmıştım.
Öte yandan, bu ifadelerde gök olayıyla ilgili anlatılan doğru. Hakikatten de Güneş çarmıhta ölüyormuş gibi görünüyor ve sonra yeniden yükseliyor. Ancak yine burada da hata ve çelişkiler mevcut.
İlk olarak; eğer anlatılan hikaye doğru olsa idi, yani İsa’nın hikayesi hakikatten de bu gök olayından oluşturulmuş olsa idi, İsa 25 Aralık’ta doğmuş olmazdı. 22 Aralık’ta ölmüş, 25 Aralık’ta “yeniden dirilmiş” olurdu. Görüldüğü gibi burada çelişkiler mevcut. Zaten İsa’nın ölüm tarihini de “25 Aralık” olarak kabul etsek bile, İsa’nın ölümü bu tarihte değil. İncil’e dayandırılırsa bahar aylarına denk düşüyor.
Öte yandan Güney Haçı Takımyıldızı, Kuzey yarım küreden gözlemlenebilen bir takımyıldız değildir. Bu yüzden hikayenin, bu gök olayından oluşturulması imkansız.
Film, belli bir görüşü savunan, objektif veya evrensel olmayan yazarları ve kaynakları kullandığından bu tip problemlerin çıkması çok normal. Filmi yapanlar; kullandıkları kaynakların sağlamasını yapmadan, hepsi doğruymuş gibi göstermeye çalışmışlar. Hâlbuki görüldüğü gibi verilen bilgilerin birçoğu yanlış ya da eksik.
Zeitgeist:Buna rağmen, Güneş’in yeniden dirilişi bahar ekinoksuna kadar kutlanmazdı. Çünkü Güneş, günün uzadığı ve bahar belirtilerinin başladığı bahar ekinoksunda, yani “Paskalya” zamanında belirgin olarak karalığın kötülüğünü alt ediyordu.
Önceki ifadelerin temeli bulunmadığından burayı incelemek yersiz. Öteki ifadelere geçelim:
Zeitgeist:Şimdi, muhtemelen İsa’yla ilgili en belirgin astrolojik sembole, yani 12 sadık havarisine bakalım.
Bunlar aslında Zodyak haçında tasvir edilen 12 burçtur ve Güneş’i temsil eden İsa onları ziyaret eder.
İncil’de 12 sayısına birçok yerde rastlanır. (12 İsrail kavmi, Yusuf’un 12 kardeşi, İsrail’in 12 yargıcı, 12 büyük peder, 12 Eski Ahit peygamberi, İsrail’in 12 kralı, 12 prensi ve İsa’nın 12 havarisi)
İsa’nın(ve filmde bahsi geçen diğer tanrıların), Güneş ve astrolojiyle ilgisi bulunmadığını, en azından filmin bahsettiği şekliyle bulunmadığını söylemiştim.
Öte yandan 12 rakamının birçok kez tekrarlanması. Evet, bu doğru ama, bunun gibi birçok sayı İncil’de tekrarlanır. (Aynı sayıların tekrarlanması sadece 12’ye has değil yani.-Film kafayı iyice kurcalatıyor)
Ama bu konuda en önemli nokta şu: İsa’nın havarilerinin birçoğunun yaşadığı ve bunların mezarları bile bilinmekte. Dolayısıyla havarilerin önemli bir bölümü hayali karakterler değiller.
Diğer yandan; İsa, filmde iddia edildiği gibi havarilerini ziyaret etmiyor, havariler İsa’nın peşinden gidiyor. Ama Zodyak’ta durum böyle değil: Güneş, bu 12 burcu tek tek ziyaret ediyor.
Dolayısıyla sağlam bir bağlantı yok. Bu yüzden filmde Güneş’e hitaben İsa denmesi yanlış.
Zeitgeist: Güneş’in yaşamını tasvir eden, Zodyak haçına dönersek, onun sadece Güneş’in hareketlerinin bir ifadesi olmadığını söyleyebiliriz.
Bu aslında ilahi bir Pagan sembolüdür ve özünde şu şekildedir:
Bu, Paganların Zodyak haçı uyarlamasıdır. Bu yüzden İsa, eski betimlemelerde hep kafasında bir haçla gösterilir.
Çünkü İsa Güneş’tir, “Tanrı’nın Güneş”idir, “Dünya’nın Işığı”dır, “Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı Ben’im” Yuhanna 9:5
“Göğe Çekilen”dir ve bu yüzden, aslında her sabah yaptığı gibi “Tekrar Gelecek”tir: “Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım.” Yuhanna 14:3
Karanlığın düşmanı olan Tanrı’nın kudretiyle, her sabah yeniden dirilir: “O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O’nun yattığı yeri görün.” Matta 28:6
Karanlıklar üzerinde yükselir: Çünkü, “Işık karanlıktan parlayacak” diyen Tanrı, İsa Mesih’in yüzünde parlayan kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek için yüreklerimizi aydınlattı. 2. Korintliler 4:6
Ve tacında parlayan gün ışıklarıyla “Cennetten iner.” Başında dikenli taç bulundurandır: “Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı.Yuhanna 19: 5
Burada ayetler arası bağlantılar çok güzel kuruluyor. Başında Güneşli Işık Huzmesi anlatımı da tam yerine oturuyor.
Ama burada sunulan ayetli argümanlar temelsiz. Zira filmin örneklendirdiği ayetlerin yarısını da yazmadım. En belirginlerini baza aldım.
Film, İncil’deki birçok ifadeyi argüman olarak kullanıyor. Bunların arasında; Yuhanna 9:5, 14:3, 19:5, Matta 28:6, Korintlilere 2. Mektup 4:6 bulunuyor.
Ama buradaki ifadelerin Güneş ile bir ilgisi yok anladığım kadarıyla. Filmin yaptığı şey yanıltmaca. Zira ben de İsa’nın Güneş ile filmin anlattığı şekliyle herhangi bir bağlantısı olmadığını defalarca anlattım.
İsterseniz ifadeleri geniş kapsamlı yazalım:
Yuhanna 9:5’i, 9:1-6 içinde yazarsak: İsa yolda giderken doğuştan kör bir adam gördü. Öğrencileri İsa’ya, “Rabbî, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?” diye sordular
İsa şu yanıtı verdi: “Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrı’nın işleri onun yaşamında görülsün diye kör doğdu. Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı Ben’im.” Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü.
Görüldüğü gibi Güneş ile herhangi mantıksal bir bağ yok.Ama insanlar, önceden “İsa-Güneş” ilişkisine inandırıldığından, ayetler sanki yerine cuk oturuyor gibi. Ama durum bu değil görüldüğü gibi.
Yuhanna 14:3’ü 14:1-6 içinde yazarsak:“Yüreğiniz sıkılmasın. Tanrı’ya iman edin, bana da iman edin. Babam’ın evinde kalacak çok yer var. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım. Benim gideceğim yerin yolunu biliyorsunuz.”
Tomas, “Ya Rab, senin nereye gideceğini bilmiyoruz, yolu nasıl bilebiliriz?” dedi. İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im. Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.” dedi.
Sizin de anladığınız gibi buranın Güneş’e dayandırılması bayağı bir uçuk hareket.
Yuhanna 19: 5’i 19:4-6 içinde yazarsak: Pilatus yine dışarı çıktı. Yahudiler’e, “İşte, O’nu dışarıya, size getiriyorum. O’nda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz” dedi. Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara, “İşte o adam!” dedi. Başkâhinler ve görevliler İsa’yı görünce, “Çarmıha ger, çarmıha ger!” diye bağrıştılar. Pilatus, “O’nu siz alıp çarmıha gerin!” dedi. “Ben O’nda bir suç bulamıyorum!” Yahudiler şu karşılığı verdiler: “Bizim bir yasamız var, bu yasaya göre O’nun ölmesi gerekir. Çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor.” Pilatus bu sözü işitince daha çok korktu. Yine vali konağına girip İsa’ya, “Sen nereden geliyorsun?” diye sordu. İsa ona yanıt vermedi.
Burası için yorum yapmamıza bile gerek yok. “Güneş ışınları-Dikenli taç” bağlantısı da diğerleri gibi tamamen temelsiz.
Matta 26:8’i 28:1-10 içinde yazarsak: Şabat Günü’nü* izleyen haftanın ilk günü*, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı* görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab’bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar. Melek kadınlara şöyle seslendi: “Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa’yı aradığınızı biliyorum. O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O’nun yattığı yeri görün. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: ‘İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile’ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.’ İşte ben size söylemiş bulunuyorum.” Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; koşarak İsa’nın öğrencilerine haber vermeye gittiler.
İsa ansızın karşılarına çıktı, “Selam!” dedi. Yaklaşıp İsa’nın ayaklarına sarılarak O’na tapındılar. O zaman İsa, “Korkmayın!” dedi. “Gidip kardeşlerime haber verin, Celile’ye gitsinler, beni orada görecekler.”
Aslında İncil’in bu ifadelerinden bile İsa’nın hikayesinin Güneş’ten olmadığını anlayabiliriz. Zira İncil’i yazan kişiler bizzat bir adamın hayatını anlatıyorlar. Güneş ve gök olayları ile hiçbir ilgili yok.
Öte yandan İsa’nın başının arkasındaki ışık huzmesi ve haça değinelim. Çarmıhta gerilişin -kesin olmamakla birlikte, kaynaklara göre değişebilir- Hristiyanlıktaki ilk temsili, Roma’nın yedi tepesinden biri olan Palatine tepesinde bulunan, Aleksamenos Graffito’dur.

Alexamenos Graffito
Bu basit-tarihi eserde, İsa mağarada duvarın üstüne bir merkep başıyla temsil edilmiştir ve üzerinde şu yazmaktadır: “Aleksamenos Tanrı’sına tapıyor” Bunun tarihi M.S 1. ve 3. yy arası tarihler olarak veriliyor. (13)
Filmin, “Haç; Hristiyanlıktan ve İsa’dan çok daha eskidir” iddiası doğru ve ışık huzmesi de İsa’dan öncelere dayanan bir figür.
Ancak, Hristiyanlığın sembolü olan haç, çok erken tarihte –yukarıda “Aleksamenos Graffito”dan da anlaşılabileceği gibi- Hristiyanlıkla özdeşleştirilmekle birlikte, M.S 5. yy’a kadar inancın ana sembolü olmadı. “Huzme” ise 4. yy’a kadar Hristiyanlık’ta görülmüş bir şey değil.
Hristiyanlar, muhtemelen o dönem için başka inançların sembollerini kendilerine almak istememişler. Yani, haçın ana sembol olarak kabul edilmesi ve ışık huzmesi hakikatten de Pagan kökenli ama bu çok sonradan olan birşey. Ki bu zaten bilenen bir şey. Yine Işık Huzmesi, Hristiyan dininde yalnız İsa’da görülen bir şey değil.

İsa ve Havarileri-Brancacci Şapeli
Havari ve Azizlerde, dua eden insan figürlerinde de mevcut. Üstelik ışık huzmesi haçsız da kullanılan birşey. Paul Lunde, çok yeni ve genel-evrensel bir araştırması olan “Şifreler Kitabı” adlı ansiklopedisinde, “İlk Hristiyanlar” adlı bölümde bütün bunlardan bahseder ve aynı kategoride bunlarla ilgili figürler bulundurur.(14)

Zeitgeist:İncil’de yer alan sayısız astrolojik-astronomik benzetmelerden belki de en önemlisi “çağ”lar ile olan kısımdır. Yine, kutsal kitapta “çağ” kelimesi birçok yerde geçmektedir. Çağ kavramını tam anlayabilmek için, öncelikle gece-gündüz eşitliğinin yani ekinoksun gerilemesi olayını anlamalıyız.
Antik Mısırlılar ve onlardan önceki birçok medeniyet fark ettiler ki, yaklaşık olarak her 2150 yılda bir bahar gündönümünde şafak, Zodyak’ın başka sembolüne denk geliyordu.
Bu olay, Dünya’nın kendi ekseninde açısal olarak dönerken yalpalanmasıyla ilgilidir. Bu olaya “gündönümünün gerilemesi” denir, çünkü normal bir yıllık döngünün aksine bu olayda burç geriye gider.
Bu gerilemenin 12 burcun gerçekleşmesi için gereken süre ise, tam olarak 25.765 yıldır. Bu da “Büyük Yıl” olarak adlandırılıyordu ve antik toplumlar buna çok dikkat ediyordu. Bu yüzden her 2150 yıllık süreci bir “Çağ” olarak adlandırdılar.
M.Ö 4300 yılından M.Ö 2150 yılına kadar Taurus, yani “Boğa Çağı” yaşandı. M.Ö 2150 yılından M.S 1 yılına kadar Aries, yani “Koç Çağı” yaşandı.
Ve şu anda içinde bulunduğumuz M.S 1 yılından M.S 2150 yılına kadar olan süreçte de, “Balık Çağı” yaşanacak. 2150 yılından sonra ise, dünya yeni bir çağa girecek: “Kova Çağı”na.
Bu ifadeler tamamen uydurma. Çünkü, devinim hareketini ilk keşfeden eden kişi, M.Ö 2. yy’da yaşamış olan Eski Yunanlı astronom İparhos’tur(Hipparkhos adıyla da bilinir).

Bir Topaçın Devinimi
Yani bu, İsa’dan ortalama 100 sene kadar önce olan bir şey. Ama devinim hareketiyle ilgili diğer sorun şu: Bu olayın, her ne kadar M.Ö 2 yy’da keşfedildiği bilinse de, biz astronomide devinme(eksensel devinme)yi ilk olarak M.S 2. yy’da Batlamyus’dan duyduk. Bu kişi devinime, İparhos’u kaynak gösterir. Bizim ilk olarak Batlamyus’dan duymamızın nedeni de İparhos’un konuyla ilgili mevcut kaynaklarının kayıp olmasıdır.

Yani devinim/devinme, hem ilgili mitolojik dinlerden ve Eski Ahit’ten çok sonra, hem de İsa’dan sadece 100 sene kadar önce keşfedilmiş bir şey.
Ama benim burada asıl değineceğim şey bu değil. Bunu bir sonraki paragrafta belirteceğim:
Zeitgeist:İncil, sembolik olarak 3 çağın geçişinden ve geçilecek olan 4. bir çağdan bahseder.
Eski Ahit’e göre Musa, Sina Dağı’ndan elinde 10 Emir’le birlikte geldiğinde, insanlarının altından bir buzağı heykeline taptıklarını görür ve çok üzülür. Taş tabletleri parçalar ve insanlarına, bu utançtan arınmak için birbirlerini öldürmeleri gerektiğini söyler.
Birçok ilahiyatçı bu öfkeyi, İsrailoğulları’nın yanlış puta tapmalarına bağlamıştır.
Aslında o put altın bir boğaydı, Taurus Boğası’ydı. Ve Musa halkına yeni çağın, yani “Koç Çağı”nın geldiğini haber veriyordu. Bu yüzden Yahudiler, bugün bile hala boynuz borusu çalarlar. Musa yeni çağ olan Koç Çağı’nı temsil ediyordu ve bu yüzden herkes eski çağdan vazgeçmeliydi.
Antik tanrılardan Mithra gibi başka figürler de bu geçişi yaşamış ve aynı tema içerisinde boğayı öldürmüştür.
İsa ise bundan sonra gelecek çağın, “Balık Çağı”nın yol göstericisidir. Yani 2 balığın.
Film, insanları “İncil-İsa astrolojiktir” düşüncesine öyle kaptırıyor ki, insanlar buradaki “apaçık” çelişkiyi fark edemez hale geliyorlar.
Diyelim ki, Tevrat hakikatten de astrolojiye göre düzenlendi ve Musa Boğa çağının bitmesini, Koç çağının başlamasını temsil ediyordu.(Tabi aslında böyle değildir. Astroloji ile uzaktan yakından bir alakası yoktur.)
Yani durum şöyle olmuş oluyor: İncil’i yazan kişiler, kendilerinden bini aşkın yıl önce yazılmış olan Tevrat’ın veya aynı şekilde İsa’dan çok önce yaşamış Musa’nın Boğa çağını bitiren, Koç çağını temsil ettiğini gayet iyi biliyorlar.(Ama bu kadar açık bilinmesine rağmen resmiyet kazanmamış.)
Ondan sonra şöyle diyorlar: “Yahu bu Tevrat’ın zamanı doldu. O, Boğa çağını bitiren Koç çağını temsil ediyordu, ancak şimdi de Koç çağı bitti, bu yüzden bunu da bitiren Balık Çağı’nı temsil eden bir kitap yazalım ve karakter uyduralım”
Buradaki çelişkiyi fark ettiniz, öyle değil mi? Anlayacağımız böyle birşeye inanmak hakikatten de saçma bir şey olur.
Öte yandan Mithras’a gelirsek; Wikipedia’da, Mithras’ın boğayı öldürmesinin devinimle bağlantısı olduğuna dair bilgiler var ama anladığım kadarıyla bu, bu tür iddialardan kaynaklanan hatalı bilgi muhtemelen.

Mithras Boğayı Öldürürken
Çünkü, Devinim hareketi M.Ö 2 yy’dan önce bilinen bir şey değildir. (Gerçi, bunu da –tıpkı Zeitgeist gibi- savunanlar vardır ama bu pek de kabul görmüş bir şey değildir. Devinim’in kaşifi İparkos’tur, ki biz bunu kendisinden öğrenmedik; O’nu kaynak gösteren Batlamyus’dan öğrendik.)
Zeitgeist:Balık sembolüne Yeni Ahit’te çok rastlanır. Örneğin İsa, 5000 kişiyi ekmek ve sadece 2 balıkla doyurmuştur. Galilei ile yolculuğa çıktığında, 2 balıkçıyla arkadaş olmuş ve balıkçılar onu takip etmiştir.
İnsanların arabalarının arkasındaki İsa-Balığı çıkartmasını hepiniz bilirsiniz. Bilmediğimiz şey aslında onun ne anlama geldiği.
Bu, Balık Çağı sırasındaki Pagan Güneş Krallığı’nın astrolojik sembolüdür. Ayrıca, İsa’nın doğumu kabul edilen tarih, bu çağın başlangıç tarihidir.
İsa’nın herhangi bir çağı temsil etmediğinden tekrar bahsetmeyeceğim. Ancak, şundan bahsedebilirim: İsa balığı, filmin iddia ettiği gibi, “ne anlama geldiğini bilmediğimiz” bir şey değildir. Ne anlama geldiği ve ne için kullanıldığı gayet iyi bilinmektedir.
Bahsi geçen balığın ismi Ichthus’tur(ki bu da Yunanca da “balık” anlamına gelir) ve üstünde, bu kelimenin Yunanca yazılışı olan “ΙΧΘΥΣ” karakterleri bulunur.
Paul Lunde, “Şifreler Kitabı” adlı eserinde –ki çok yeni bir eser- , “İlk Hristiyanlar” adlı bölümde bu balıktan da söz eder(15): “Ichthus: En eski sembollerden biri antik çağların bereket, yaşam ve süreklilik sembolü olan balıktı. Kimi zaman bu sembol saplı iki balık görünümü alıyordu ve bunlar Komünyon ile ilişkilendiriliyordu. “Balık” –İchthus-Yunanca’da aynı zamanda akrostiş olarak kullanılıyordu.
Iesous-Ι- Jesus(İsa)*
CHristos-Χ- Hristos(Mesih-kutsanmış kişi)*
THeou-Θ:-Tanrı’nın
Uios-Y-Oğul
Soter-Σ-Kurtarıcı
Balık silueti genelde inancını gizlice belirtmek isteyen kişi tarafından kuma ya da şaraba çizilirdi.
Görüldüğü gibi, ne anlama geldiği gayet iyi biliniyor. Çağ ile de pek bir alakası yok.
*Parantez içindeki ifadeleri ve “ΙΧΘΥΣ” karakterlerini ben belirttim.
Zeitgeist:Luka 22:10’a göre, havarilerinin İsa’ya; “Senden sonra bir dahaki Paskalya nerede olacak?” diye sormaları üzerine İsa: “Bir şehre girecekseniz ve orada elinde testiyle su taşıyan bir adam görecekseniz. Onu takip edin ve gireceği eve girin” diye cevap verir.
Bu ayet, astrolojik esinlemelerin belki de en açık olanıdır. Testiyle su taşıyan adam Aquarius’tur. Su-taşıyıcısıdır ve her zaman testiden su döken adam olarak tasvir edilmiştir.
İsa Balık Çağı’nı temsil ediyordu. Güneş(Tanrı’nın Güneşi) Balık Çağı’nı(İsa’yı) terk ettiğinde, Aquarius’un evine gelecekti, tıpkı Kova’nın(Aquarius) gündönümü gerilemesinden Balık’ı takip etmesi gibi. İsa’nın aslında bütün söylediği, Balık Çağı’ndan sonra Kova Çağı’nın geleceğiydi.
Film, burada da ifadeleri tam olarak yerine oturtmuş ama, önceki saydığımız nedenlerden biliyoruz ki, buradaki ifadelerin herhangi bir geçerliliği yok.
Öte yandan, ilgili ayet Luka 22:10’u kontrol edelim ve bunu önceki ve sonraki ifadeleriyle Luka 22:7-21 olarak yazalım:
Fısıh kurbanının kesilmesi gereken Mayasız Ekmek Günü geldi. İsa, Petrus’la Yuhanna’yı, “Gidin, Fısıh yemeğini yiyebilmemiz için hazırlık yapın” diyerek önden gönderdi. O’na, “Nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.
İsa onlara, “Bakın” dedi, “Kente girdiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı, gideceği eve kadar izleyin ve evin sahibine şöyle deyin: ‘Öğretmen, öğrencilerimle birlikte Fısıh yemeğini yiyeceğim konuk odası nerede? diye soruyor.’ Ev sahibi size üst katta, döşenmiş büyük bir oda gösterecek. Orada hazırlık yapın.” Onlar da gittiler, her şeyi İsa’nın kendilerine söylediği gibi buldular ve Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar. Yemek saati gelince İsa, elçileriyle birlikte sofraya oturdu ve onlara şöyle dedi: “Ben acı çekmeden önce bu Fısıh yemeğini sizinle birlikte yemeyi çok arzulamıştım.
Size şunu söyleyeyim, Fısıh yemeğini, Tanrı’nın Egemenliği’nde yetkinliğe erişeceği zamana dek, bir daha yemeyeceğim.”
Sonra kâseyi alarak şükretti ve, “Bunu alın, aranızda paylaşın” dedi. “Size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği gelene dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.” Sonra eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve onlara verdi. “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın” dedi. Aynı şekilde, yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.Ama bana ihanet edecek kişinin eli şu anda benimkiyle birlikte sofradadır.
İfadelerden anlayacağımız, gibi filmin iddiasının doğru olması çok uzak bir ihtimal.
Zeitgeist: Şimdi, zamanın ve dünyanın sonuyla ilgili hepimiz birşeyler duymuşuzdur. Vahiy kitabındaki resimleri saymazsak, bu konunun ana kaynağı Matta 28:20 bölümüdür, bu bölümde İsa: “Sizinle dünyanın sonuna kadar birlikte olacağım” der.-Diğer birçok tercüme hatası gibi- aslında yanlış tercüme edilmiştir.
Aslında kullanılan kelime “Aeon”dur ve “Çağ” anlamına gelir: “Sizinle çağın sonuna kadar birlikte olacağım.”
Ki bu doğrudur, İsa’nın Balık Çağı bittiğinde Güneş Kova Çağı’na girdiğinde bitecektir. Bütün bu “dünyanın sonu” ve “zamanın sonu” teması, aslında astrolojik alegorinin yanlış tercümesidir.
Ama gelin bunu, dünyanın sonunun geldiğine inanan yaklaşık 100 milyon Amerikalıya anlatın.
Buradaki “Dünya ve Çağ” iddiası doğru. Yeni uluslarası versiyonda Dünya yerine çağ yazılmış ama, bu da filmin iddialarının(devinim hareketi) aynısından yola çıkılarak yapılmış birşey. Yani, filmin bu iddiası da geçerli bir şey değil.
Zeitgeist:Diğer yandan İsa karakterleri, edebi ve astrolojik olarak Mısır Güneş Tanrısı Horus’un tamamen kopyasıdır.
Örneğin, Mısır’daki yaklaşık 3500 yıllık Luxor Tapınağı’nın duvarlarında; bakire gebeliğini, Horus’un doğum ve kutsanmasını gösteren resimler vardır.
Resimler, Thaw’un bakire İsis’e Horus’a hamile kalacağını söylemesiyle başlar, daha sonra kutsal ruh Nef bakireyi hamile bırakır, bakire doğum yapar ve bebek kutsanır.
Bu hikaye İsa’nın hikayesiyle tamamen aynıdır. İsa ve Horus arasındaki benzerlik inanılmazdır.
Aslında burayı tekrar incelememize gerek bile yok. Horus’un(ve bahsi geçen diğer karakterler Dionysus, Attis, Krişna ve Mitra’nın) İsa’yla herhangi bir şekilde benzemediğini, filmin iddialarının yalan olduğunu daha önce açıkça anlatmıştım. (Osiris-İsis-Horus ailesinden bile bu anlaşılır.)

Osiris, Horus, İsis
Öte yandan filmin, Acharya S’e dayandırmış olduğu “doğum anlatan resimleri” incelemek istersek; bu resimler her firavunun doğumunda tekrarlanan bir şeyi anlattığı belirtiliyor. Resimdekiler İsis ve Horus değil. Buradaki iddialar önceden de yalanlanmış bir şey. Ateist olan antik tarih üzerine eğitimli Richard Carrier, olayı 2004’te yazmış olduğu yazısıyla anlatmış.
Yazı; karakterlerin bir çoğunun yanlış verildiğini, karakterlerdeki bazı özelliklerin birbirlerine karıştırıldığını, benzerliklerin olduğunu ama bunların bahsedilen şekilde tıpa tıp olmadığını, herhangi anormal bir doğum(cinsel ilişki haricinde) olmadığını, bu resimlerin altında zaten konuyu anlatan yazıların da bulunduğunu, aynı zamanda Tanrı Amon ile oğul Amenophis ilişkisinin, İsa-Baba ilişkisine benzediği de anlatıyor.

Amon
Bunca anlattıklarımızdan sonra bu iddianın üzerinde pek de düşmememiz gerektiğini düşünüyorum.
Zeitgeist:Ve araklama devam eder: Nuh ve Nuh’un gemisi hikayesi tamamen bir kültürden alınmıştır. Büyük Tufan temasına antik dünyada çok rastlanır. Söz konusu temaya farklı zaman dilimlerinden 200 farklı yerden rastlanabilir.
Gene de bunun için çok gerilere gitmeye gerek yok, M.Ö 2600 civarında yazılan Gılgamış Destanı’na bakmak yeterli.
Bu destan tanrı tarafından meydana gelen bir tufandan, hayvanların bindirildiği bir gemiden, salıverilen ve dönen bir güvercinden ve bunun gibi benzerliklerden bahseder.
Burada, “Nuh Tufanı’nın kökeninin Gılgamış destanı olduğu” iddiası tamamen doğru kabul edilebilecek bir şey. Her ne kadar ufak-tefek hikaye farklılıkları bulunsa da, kabul edebileceğimiz bir şey.
Zeitgeist:Şimdi de Musa’nın çalıntı hikayesi: Musa’nın doğumundan sonra, hasır bir sepete koyulduğu ve nehire bırakılıp ölümden kurtarıldığı söylenir.
Daha sonra firavunun kızı tarafından bulunur ve bir prens olarak yetiştirilir.
Sepetteki bebek hikayesi direk olarak, M.Ö 2250 civarında yazılmış olan Akkad’lı Sargon’un efsanesinden alınmıştır: Sargon doğar ve öldürülmesin diye hasır bir sepete koyulup nehre bırakılır. Bir kraliyet kadını olan Akki tarafından bulunur ve yetiştirilir.
Sargon-Musa doğum-bebek hikayesinin birbirine benzemesi. Bu da doğru ama, Sargon’un bahsi geçen doğum-bebek hikayesi Eski Ahit’in yazılmasından sonra bulunan bir şey.(M.Ö 7. yy, yani Tevrat’tan 300 yıl sonra.)
Buraya bakarsak; burada da doğru ile yanlış birbiriyle, “yanıltmacılık” babında güzel harmanlanmış.
Zeitgeist: Ayrıca Musa, “Kanun Koyucu” ve taş tabletlerdeki “10 Emir’i getiren kişi” olarak bilinir.
Halbuki, tanrının bir dağda peygamberine kanunları iletme teması çok daha eskidir. Musa(İngilizce Moses), mitolojik tarihteki sayısız “kanun koyucu”lardan sadece biridir:
Hindistan’da Manou büyük “Kanun Koyucu”ydu. Girit’te ise Minos, Dikta Dağı’na çıkarak orada Zeus’tan kutsal kanunları öğrendi. Mısır’da ise Mises, tanrının ona verdiği ve taş tabletlere yazılmış kanunları taşırdı.
MANOU-MİNOS-MİSES-MOSES
Burası tekrarlanan kelimelerden dolayı(MANOU-MİNOS-MİSES-MOSES), filmin en etkileyici yerlerinden birisi. Ama burada da bir önceki paragraf gibi, doğru ile yanlış birbiriyle “yanıltmacılık” babında yine güzel harmanlanmış.
Manu’ya fazla değinmeyeceğim, çünkü kanun koyucu olan Manu’nun, Manusmrti isimli kanunları M.Ö 200 ve M.S 200 yılları arasında yazılmış. Yani Musa’dan çok sonra.
Fakat zaten filmin bu kanun koyuculuğa değinmesine gerek yok. Peygamber, elçi veya mesajcı olarak isimlendirdiğimiz kişi veya karakterler zaten kanun koyucudurlar.
Öte yandan Minos. Yunan mitolojisinde var olan, gerçekte de yaşamış olan bir karakter. Mitolojide Zeus’un, Europa’dan çocuğudur. Ve hakikatten de Zeus’tan kanunları bir dağda alıyor.
Ancak Musa’nın hikâyesine benzemesine rağmen –ki Minos gerçekte de yaşamış bir karakter- kesin olarak “Musa’nın kökenidir” diyemeyiz. Filmin bu bölümünde benzer özelliklere sahip karakterlerin, “M” ile başlamasına ve birbirleri arasındaki ses benzerliklerine dikkat çekiliyor.
Fakat, Tanrı’dan dağda kanun almış olan ve yine ismi “M” harfi ile başlayan bir karakter daha var. Bu da İslam inancının peygamberi olan Muhammed. Biliyoruz ki, O da ilk vahiyi, dağda, bir mağarada(Hira) almıştır. İsmi de görüldüğü gibi “M” harfi ile başlamaktadır.
Ama yine çok iyi biliyoruz ki Muhammed, gerçekte yaşamış bir karakterdir ve ismi de hakikatten Muhammed.(Muhammed bin Abdullah-Abdullah oğlu Muhammed)
Bu yüzden de hiçbir zaman Muhammed’in kökeninin her hangi bir karakter olduğunu iddia etmiyoruz. Benzer özelliklere sahip olan, yani Muhammed gibi gerçekte yaşamış bir kişi olan ve yine Muhammed gibi dağda ve mağarada Tanrı’dan ileti aldığını söyleyen Minos’un; “M” harfi ile başlaması, Muhammed ile kıyaslandığında nasıl tesadüf ise, Musa ile Minos’u kıyasladığımızda da aynı şeyi düşünmeliyiz.
Mises’e gelince. Size şunu söyleyeyim: Şu ana kadar birçok mitoloji-antik tarih ile ilgili kaynaklar okumama rağmen Mises’e hiç rastlamamıştım. Bu yazıyı yazmaya karar vermeden çok-çok önce de Mises’i defalarca kez araştırdım. Mises’,i özel olarak araştırmamın nedeni ise, bu karakterin isminin filmde geçtiği yerin çok etkileyici olmasıydı. Çünkü, filmi izleyen bir kişi burada, aynı özelliklere sahip karakterlerin ismini art arda sıralandığını(MANOU-MİNOS-MİSES-MOSES) görünce muhtemelen, “bu kadar mı olur?” der. Zira Mises de sayılan karakterler içinde Musa’ya(İng. Moses’e) en çok benzeyen karakter. Hem tabletleri taşımasıyla aynı işi yapıyor, hem de söylenirken arada bir tek “i” sesi farkı oluyor.
Ama bütün bunlara rağmen Mises’e dair bir iz yok. Film, kaynak olarak Lloyd Graham isimli şahısın, 1991 tarihli “Deceptions and Myths of the Bible”, yani “İncil’in Efsaneleri ve Aldatmaları” isimli kitabını kaynak gösteriyor. Ama benim kaynaklarımda ve internette Mises’e dair bir iz yok.
Dikkat edersek film, ifadelerini, hep belli bir düşünceyi savunan, ilgili tezleri destekleyen yazarlara ve kaynaklara dayandırıyor. Hemen hiçbiri objektif veya evrensel kaynak değil. Hemen hepsi de konudan bağımsız değiller. Bu tip sorunlar da karşımıza işte hep bu yüzden karşımıza sıkça çıkıyor.
Ama yine de bütün bunlar Eski Mısır’da, “Mises” adında bir karakterin olmadığı anlamını taşımaz. Belki de film, karakteri aktarırken tercüme hatası veya benzer bir hata yapmıştır. Ola ki, siz Mises ile ilgili herhangi bir bilgi bulup, bana iletirseniz; ben de buraya gereken eklemeyi yaparım.
Zeitgeist:On Emir’e gelince, bu da Mısırlıların “Ölüm Kitabı”nın 125. bölümünden alınmıştır.
“Ölüm Kitabı”nda yazan mısralardan; “Çalmadım” mısrası “Çalmayacaksın” olarak, “Öldürmedim” mısrası “Öldürmeyeceksin” olarak, “Yalan söylemedim mısrası ise “Yalan yere şahitlik etmeyeceksin” olarak değiştirilmiştir.
Buradaki ifadeler doğru: Bahsi geçen ifadelerin bulunduğu yer, Mısırlıların Ölüler kitabının, “Masumiyetin İlanı” adlı bölümüdür.
Ancak, film burada öyle bir şey söylüyor ki, kutsal kitaplarda yer alan ifadelerin ve karakterlerin sanki hemen hepsi bir yerden çalınmış. Kitapları kaleme alan yazarlar, ifadelerin ve karakterlerin hemen hiçbirisini kendileri yazmayı, eklemeyi, oluşturmayı düşünememişler. Fakat, bu kitapları yazan yazarlar da bu çalma işini gayet iyi becermişler.
Ama burada fark etmemiz gereken şey şu: “Çalmak, öldürmek, yalan söylemek” gibi şeyler zaten insanlığın çok önceden beri üzerinde durduğu; dinlerde ve devlet yönetimde cezasının bulunduğu şeyler. Bunlar ahlakın kökleri.
Ama belki, Mısırlılara ait bulunan bu ifadeler, Eski Ahit’i de eklemiş olabilir. Yazarlar, bahsi geçen yerdeki ifadeleri ahlaka uygun bulup Eski Ahit’e de sokmayı düşünmüş olabilirler. Ama benim burada kastettiğim şey; filmin insanları çok güzel uyutması.
Zeitgeist:Görüldüğü gibi eski Mısır inanışı, Musevi-Hristiyan ilahiyatının temelini oluşturmaktadır: Vaftiz, ölümden sonra yaşam, mahşer, bakire doğumu, yeniden diriliş, çarmıha gerilme, gemi, sünnet, Mesih, kutsal müritler, büyük tufan, paskalya, Noel ve bunun gibi birçok öğe tamamen Mısır kökenlidir ve Hristiyanlık ve Musevilikten çok daha eski tarihlere dayanır.
Öncelikle ben yazıda -ki bunu bile, bilmem kaçıncı kez tekrarlıyorum- ilgili karakterlerin İsa ve Musa ile bir ilgisi olmadığını, en azından filmde anlatılanların yalan olduğunu çok uzunca anlattım. Ama yine de şunu tartışabiliriz: Bütün bu yukarıda sayılanlar hakikatten de Mısır inancında veya başka inançlarda Hristiyanlık ve Yahudilikten önce de var mıydı?
Teker teker ele alalım:
Vaftiz: Kutsal banyo, yani vaftiz edilme birçok gelenekte ve inançta var olan bir şey.
Ölümden sonra yaşam: Bunu zaten herkes biliyor. Ölümden sonraki yaşam hemen hemen her dinin ortak noktalarından.
Çarmıha gerilme: Bu antik toplumlarda uygulanan bir idam şeklidir. Ancak, biliyoruz ki filmde bahsi geçen karakterlerde çarmıha gerilme yok. Başka tanrı veya ilahi karakterlerde var mı diye araştırdım ama buna rağmen herhangi bir iz göremedim.
Bakire doğumu:Yine filmde bahsi geçen karakterlerde bakire doğumu yok. Ancak yine de bu, Hinduizm dahil belli başlı mitolojilerde görünen bir şey.
Yeniden diriliş: Yeniden dirilme birçok dinde ve inançta zaten var. Hatta filmde bahsi geçen karakterlerde de olduğunu anlatmıştım. Ama bunların hikâyeleri filmde iddia edildiği gibi İsa’ya pek benzemiyor. Şuradan doğum-ölüm-yeniden dirilme ile ilgili bilgiler var, ancak İsa’nınkine benzer bir hikaye orada da mevcut değil.
Büyük tufan: Filmdeki “Gılgamış Destanı-Nuh Tufanı” iddiasının, her ne kadar bu ikisi arasında ufak-tefek farklılıklar olsa da genel anlamda doğru olduğunu söylemiştim.
Mesih: “Mesih” kutsanmış kişi demek. Dinlerin ve geleneklerin karakterleri zaten kutsanmıştır.
Sünnet: Birçok dinde ve gelenekte var olan bir şey. Bir benzerini Kolomb-öncesi Amerika uygarlıklarından Mayaların, kralları penis derisini delerek, ondan akan kanı da şerit biçimindeki kağıtlara akıtarak yapıyorlardı. Bu şerit biçimindeki kağıtları yaktılarında ise ortaya çıkan dumanda Tanrı’nın ruhunu gördüklerine inanıyorlardı.(16)
Öte yandan Eski Mısır’da da mevcut. Luxor Tapınağı’ndaki tabletlerde görülüyor. Sünnet’in, şu anda dünyada uygulanan şeklinin Eski Mısır’dan Yahudiliğe geçtiği düşünülüyor.

Vezir Ankhmahor'un mezar taşındaki sünnet kabartması MÖ 2400
Noel: Yukarıda da anlattığım gibi 25 Aralık tarihi, İsa’nın doğumu(Noel) olarak sonradan kabul edilmiş bir şey. Fazla yoruma gerek yok.
Kutsal müritler: Dinlerde ve inançlarda var olan mürit/çırak/öğrenciler zaten önemli şahıslardır ve genellikle kutsallardır.
Paskalya: Kökeni Babil’e kadar gidiyor. Bunu Hristiyanlar bile biliyor.
Zeitgeist:İlk Hristiyan tarihçilerinden ve savunucularından olan Justin Martyr şöyle yazmıştır: Bizler, öğretmenimiz İsa cinsel ilişki haricinde doğdu, çarmıha gerildi, öldü, yeniden dirildi ve cennete yükseldi dediğimizde bizim Jüpiter’in oğullarına inandığımızı sanan insanlardan farklı bir şey iddia etmemiş oluruz.
Bir başka deyişle Justin Martyr şöyle demiştir: “O bir bakireden doğdu, Perseus’a(Yunan Tanrısı) arasındaki benzerliğe inanmak bu.”
Bu çok açık ki Justin ve diğer ilk Hristiyanlar, Hristiyanlığın Pagan dinlerine çok benzediğini biliyorlardı. Neyse ki Justin bu konuda çok kafa yordu ve buna bir çözüm buldu; Şeytan yapmıştı!
Bütün bunları önceden sezen Şeytan İsa’dan önce dünyaya geldi ve Pagan dünyasındaki bu karakterleri yarattı.
Justin Martyr’in, Hristiyanlığı ve İsa’yı pagan dinlerine ve karakterlerine benzettiği doğru. Fakat film burada, aslında tezlerle alakasız olan bir şeyi, alakalıymış gibi göstermeye çalışmış. Hâlbuki Justin Martyr, filmde bahsi geçen iddialardan farklı bir şekilde bunu söylüyor.

Justin Martyr
Martyr filmin alıntıladığı İmparator Antoninus Pius‘a yazdığı “İlk Savunma” isimli mektubunun 21. bölümünde(ismi “Mesih’in tarihine Benzeşim” olarak geçiyor) neler diyor?: “Öğretmen Merkür, hastaları iyileştiren ve yıldırım çarpması sonucunda cennete yükselen Esculapius, parça parça edilen Bacchus(yani Dionysus), ateşe atlayan Herkül, insan olarak doğan ve sonra cennete yükselen Leda, Dioscuri, Perseus ve Bellerophon.“
Yani, ne filmde bahsi geçen iddiaları sayıyor Martyr, ne de İsa’nın özelliklerini tek bir tanrıda topluyor.
Esculapius zaten tıp tanrısı; Bacchus bildiğimiz Dionysus ve filmin anlattığı şekilde İsa’ya benzemiyor; Leda, Dioscuri, Perseus, Esculapius, ve Bellerophon gibi (filmdekiler de dahil) daha birçok tanrı cennete yükselmiştir, Merkür gibi Dionysus da öğretmendir. Bunlar da bir sorun yok. “Bakire doğum” ise, Martyr’in ifadelerine bakarsak; Perseus’a ait bir şey. Perseus, Zeus ve Danae’nin çocuğu. Danae, Zeus kendisini hamile bırakana kadar “bakire”. Sanıyorum, hamileliğinde bakireliğini halen sürdüren bir kişi olarak doğum yapmamış. Ama yine de Martyr’in burada bir ilişki kurması ve hatta “cinsel ilişki haricinde doğdu” terimini kullanması çok ilginç ve hakikatten de kafa kurcalıyor. Fakat, zaten Perseus, filmde argüman olarak sunulan bir karakter değil.
Öte yandan Justin Martyr bu karakterlerdeki benzerlikleri “Şeytan”a bağlıyor. Burada, “iyi de Şeytan geleceği biliyor mu ki bunları önceden yaratsın?” diye sorası geliyor insanın. Ama tabi, Martyr’in haklı bir gerekçesi var. Martyr, Tevrat’ta Mesih’in geleceğinin anlatılmasından dolayı bunları söylüyor. O’na göre Şeytan, Tevrat’ta belirtilen Mesih özelliklerini, bahsettiği mitolojik karakterlere aktarmış.
Zeitgeist:Köktendinci Hristiyanlık, muhteşem! Bu insanlar gerçekten dünyanın 12.000 yaşında olduğuna inanıyorlar.
Bir gün bu adamlardan birine sordum: “Peki ya dinazor fosilleri?”. Bana şöyle dedi: “Dinazor fosilleri mi? Tanrı onları oraya bizim inancımızı sınamak için koydu!”
“Dostum, bence Tanrı seni buraya benim inancımı sınamak için koymuş!”
Bu ifadeler, filmde araya giriyor ve gözükmeyen birisi tarafından kullanılıyor. İfadeler gerçekten de güldürücü; ifadenin söylendiği ortamda bol miktarda kahkaha var.
Öte yandan ifadelere bakarsak, Kutsal Kitaplar baza alınarak yapılmış araştırmalara göre hakikatten de Dünya’nın yaşının 6000(ila 10.000 arası) olduğu hesaplanıyor. Bu elbette ki, uçuk bir bilgi. Zaten ben genelde Hristiyanların ve diğer İbrahimi dinlere mensup kişilerin böyle birşeye inandıklarını pek zannetmiyorum, inanan yobazlar olabilir –ki vardır da- o ayrı bir dava.
Zeitgeist: İncil, kendinden önceki neredeyse bütün dini efsaneleri kullanmış bir astro-ilahi metinden başka bir şey değildir.
Diğer yandan bir karakterin özelliklerinin, başka bir yere aktarılmasına aynı kitabın içinde de rastlanır.
Eski Ahit’te Yusuf’un hikayesi anlatılır. Yusuf, İsa’nın prototipidir.
Yusuf mucizevi şekilde doğmuştur-İsa mucizevi şekilde doğmuştur
Yusuf ‘un 12 kardeşi vardır-İsa’nın 12 havarisi vardır
Yusuf 20 gümüş akçeye satılmıştır-30 gümüş akçeye satılmıştır.
Kardeşi “Yahuda”(İng.Judah) Yusuf’un satılmasını önerirken, havari “Yahuda”(İng.Judas ) İsa’nın satılmasını önermiştir
Yusuf görevine 30 yaşında başlamıştır-İsa görevine 30 yaşında başlamıştır.Ve benzerlikler sürer gider.
İncil’in, filmin anlattığı şekliyle astrolojik bir metin olmadığını tekrar-tekrarlamaya gerek duymuyorum.
Öte yandan Yusuf-İsa benzerliği. Bu, filmin önceki iddiaları ile çelişiyor. İsa, Horus’tan mı alıntılandı? Yoksa Yusuf’tan mı? İkisinin birlikte İsa’nın kökeninin olması ihtimali biraz zor elbette. Ki Yusuf’a atfen, “İsa’nın prototipi” deniyor. Burada çelişkiler var anlaşıldığı gibi.
Ama yine de Yusuf-İsa hikayesinde film pek de yanlış söylemiyor. Hakikatten de benzerlikler mevcut ama, filmin ifadelerinde ufak-tefek eksiklik var ve Yusuf ile İsa’nın yaşam hikayesi birbirine pek benzemiyor.
İkisinin de mucizevi olarak dünyaya gelmesi: Tahmin edebileceğiniz gibi İsa ve Yusuf’un doğum hikayeleri birbirinden tamamen farklı. Yusuf’un annesi kısır olduğundan çocuğu olmuyor ve dua ediyor. Tanrı, bu isteğini yerine getiriyor.
İsa ise Tanrı ile aynı özden bir karakter ve bir bakireden doğuyor.
12 kardeş-12 havari benzerliği: Burada bir eksiklik var. Yusuf, diğer kardeşleriyle birlikte kendisi de içine alınırsa 12 kardeş olmuş oluyor. Ama İsa da böyle değil. İsa havarileriyle birlikte 12+1 yani, 13 kişi olmuş oluyor.
12 rakamı birçok yerde görünen bir rakam zaten. İslam inancının önemli şahsiyetlerinden, Dört Büyük Halife’den biri olan ve Hazreti Ali olarak bilinen “Ali bin Ebu Talip”in de 12 imamı var. Bu açıdan bakarsak; Ali, İsa’ya Yusuf’tan daha çok benziyor.
İkisinin de 20-30 gümüş akçeye satılmaları: Bu doğru. Ama burada da hikaye farklılığı var. İsa bir ihanet yüzünden satılıyor ama Yusuf böyle değil. Yusuf köle olarak satılmasını kardeşi, onu kıskançlıklarından öldürmek isteyen diğer kardeşlerine karşı öneriyor.
Kardeş Yahuda-Havari Yahuda: Bu benzerlik ilginç gerçekten de. Gerçi asıl isimlerinde farklılık var ama bu yalnız bir harf: Juda-h>Juda-s.
Belki köken kabul edilebilir ama, benim kendi fikrim yukarıdaki Minos-Musa-Muhammed benzerliğinde olduğu gibi bunun bir tesadüf olduğu.
30 yaşında göreve başlama: Yusuf 30 yaşında firavunun hizmetine giriyor, İsa 30 yaşında göreve başlıyor. Burası da pek yanlış değil.
Yaratılış Kitabı 41:46’da; “Yusuf firavunun hizmetine girdiğinde otuz yaşındaydı. Firavunun huzurundan ayrıldıktan sonra bütün Mısır’ı dolaştı.” diye açıkça belirtilir. Ama tabi Yusuf’un önceden de yaptığı bir dolu işler mevcut. İsa da 12 yaşında çocuk öğretmen.
Ama bütün bunlara rağmen Yusuf’u İsa’nın prototipi olarak kabul edebilir miyiz? Elbette hayır; nasıl Ali’nin 12 imamını tesadüf olarak nitelendiriyorsak, bunda da aynı şeyi yapmalıyız.
Zeitgeist:Peki 12 havarisiyle gezen, hastaları iyileştiren, Meryem’in oğlu İsa adından birinin yaşadığını kanıtlayan İncil dışında herhangi bir delil var mıdır?
İsa’nın yaşadığı iddia edilen zaman aralığında ya da daha sonraları Akdeniz çevresinde sayısız tarihçi yaşadı. Bunlardan kaç tanesi bu insanı kaleme aldı? Hiçbiri!
Buna rağmen dürüst olmak gerekirse İsa’nın varlığını savunanlar birbiriyle çelişkili değildir. İsa’nın varlığına kanıt olarak 4 tarihçi kabul edilir: Genç Pliny, Suetonius ve Tacitus bunlardan üçüdür. Her birinin, bu konu hakkında yazdıkları en fazla birkaç cümleden ibarettir ve yazılar “Christus” ya da “Christ” hakkında yazılmıştır, ki bunlar isim değil unvandır. “Kutsanmış kişi” anlamına gelirler.
4. referans ise, sahte oldukları yüzyıllardır bilinen Josephus’un metinleridir. Ne yazık ki hala doğru kabul edilirler.
Öldükten sonra tekrar dirilen, herkesin gözü önünde cennete yükselen ve ona bağışlanan mucizeleri gerçekleştiren bir adamın tarihi kayıtlara geçmesi gerektiğini düşünebilirsiniz. Ama geçmedi, çünkü kanıtları incelediğimizde İsa figürünün gerçekte var olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Film, buradaki ifadelerinin başında ve ortasında kesinlikle haklı. Hayatı mucizelerle dolu bir varlık, nasıl olur da tarihi kayıtlara geçmez ve yaşadığı resmiyet kazanmaz? Doğumu müjdelenen, bir bakireden doğan, İslam bakış açısına göre bebekken konuşan(19.Meryem 29-34), çamurdan yaptığı kuşu üfleyerek gerçeğe dönüştüren(3.Ali İmran 49 & 5.Maide.110), 12 yaşında öğretmen olan, 12 takipçisi bulunan, suyun üzerinde yürüyen, yaraları iyileştiren, ölüleri dirilten, çarmıha gerilip üç gün ölü kalıp sonra dirilen, herkesin gözü önünde cennete yükselen bir kişinin tarihsel olarak yaşadığına dair sağlam bir iz yok maalesef.
İddia edilen 4 tarihçi de, İsa’nın yaşadığına dair kanıt sayılamazlar bence çünkü, hepsi de İsa’dan önemli bir vakit geçtikten sonra doğdular, yaşadılar ve yazdılar. İsa’nın ölüm tarihi en geç M.S 36 yılına denk gelir, fakat Tacitus 56 yılında doğmuş(117 yılında ölmüş), Genç Pliny 61 yılında doğmuş(112’de ölmüştür), Suetonius ise 70 yılında doğmuştur. Görüldüğü gibi İsa’dan önemli bir vakit sonra doğdular ve yaşadılar. Üstelik bunlardan Genç Pliny’ninkine ve Tacitus’un İsa hakkında yazdıklarına bakılırsa bunların, İsa’dan değil, “İsa’nın takipçilerinden” yani Hristiyanlardan bahsettikleri görülür. Suetonius’un yazdıkları muhtemelen İsa’ya atfen değildir. Suetonius’un “Chrestus’un kışkırtmalarıyla olay çıkaran ve Claudius tarafından Roma’dan kovulan Yahudiler” şeklindeki ifadelerinde geçen “Chrestus”un İsa olmama ihtimali ise gayet açıktır, çünkü ifadelerde geçen İmparator Claudius, İsa’nın ölümünden yaklaşık 5 yıl(M.S 41) sonra tahta çıktı.
Josephus ise İsa’nın ölüm tarihine en yakın doğmuş olandır ama, O da tıpkı diğerleri gibi İsa’nın ölümünden sonra doğmuştur. İsa’ya dair yazdığı ifadelerin, O’na ait olup olmadıkları, filmde bahsedildiği gibi şaibelidir. Gerek İsa’nın geçtiği yerdeki ifadelerde bulunan kelimelerin yazıldığı dönemdeki kelime haznesine fazla gelmesi, gerek yazdığı metindeki konu akışını İsa’nın geçtiği yerdeki ifadelerin bozması, gerekse Josephus’un kendi inancının Hristiyan olmamasına rağmen İsa’ya atfedilen mucizeleri(3 gün sonra yeniden dirilmesi gibi.) kabul etmesi; İsa’ya dair ifadelerin sonradan, başkaları tarafından eklendiği görüşünü doğurmuştur.
Josephus’un metinlerinde İsa’ya dair şu ifadeler geçiyor: Bu sıralarda İsa vardı; bilge bir adam, tabi O’na “adam” diye hitap etmek doğru ise; çünkü o mucizevi işler yaptı, gerçeği mutlulukla kabul eden adamlara öğretmenlik yaptı. Kendisine hem Yahudileri hem de Yahudi olmayanları çekti. O “Mesih”ti. Ve Pilate, aramızdaki ileri gelenlerin söylediklerine kulak vererek O’nu çarmıha mahkum ettiğinde, O’nu sevenler onu terk etmemişlerdi, zira o onlara üç gün sonra tekrar dirildi, tıpkı eski peygamberlerin kendisi hakkında bu ve bunun gibi on bin başka güzel şeyi söylediği gibi. Ve Hrıstiyan adı verilen cemaat -ki onun adını almışlardır-, bugüne kadar hala varlıklarını devam ettirmektedirler.
Ama bütün bunları yazmasına rağmen Josephus, Hristiyan inancına sahip değil. Ve yukarıda da belirttiğim gibi yazdıklarında önemli problemler mevcut. Kaldı ki yine belirttiğim gibi Josephus İsa öldükten sonra doğdu ve önemli bir vakit sonra bu ifadeleri yazdı. Dolayısıyla Josephus’a ait metindeki bu ifadeler pek de kabul görmüyorlar. Bu yüzden filmin “sahte oldukları yüzyıllardır bilinen Josephus’un metinleri” iddiası rahatlıkla kabul edebileceğimiz bir şey.
İsa’nın yaşadığına kanıt olarak gösterilen diğer bir referans ise Mara Bar-Serapion‘dur. Ama bu da İsa’nın çarmıhta gerilişinden yaklaşık 40 yıl sonrasına denk düşüyor. Aynı zamanda İsa’dan İsa olarak değil, “bilge adam” olarak söz ediliyor. Ve mektubu da ilk olarak 19. yy’da William Cureton tarafından düzenlenmiştir.
İsa’nın yaşadığına dair diğer tarihsel argümanlar ise şurada açıklanıyor ama bunlar da İsa’nın ölümünden çok sonraya dayanıyor.
Öte yandan filmin “çünkü kanıtları incelediğimizde İsa figürünün gerçekte var olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır” iddiası. Size şunu söyleyeyim: Her ne kadar sağlam kanıtlar bulunmasa da, İsa’nın yaşama olasılığı, yaşamama olasılığından daha yüksektir.
Bu konuda pek çok ihtimal var. Ben kendi gördüğüm ihtimallerden en iyisini ve sürekli göz ardı edileni paylaşayım:
1-İsa, muhtemelen o dönemde(şimdiki gibi) bolca bulunan şifacı-bilge adam türünden öğretmen gibi birşeydi. O’nun yaptıklarından rahatsız olan Yahudiler, çevre halkı ve Roma’nın önde gelenleri tarafından da çarmıha gerildi. Ama daha sonraları zaten Tevrat’ı bilen kişiler “Bizler O’nun havarileriyiz, O gerçek Mesih’ti” diyerek İsa olarak bilinen kişinin yaptıklarını abarttılar. Tanrı’nın Ruhu’nun(Kutsal Ruh) gücüyle İsa’nın tüm şeyleri hatırladıklarını(bildiklerini) iddia ettiler ve O’nu İncil’in ana kahramanı yaptılar. Zaten İncil’in yazılış tarihleri dönemi İsa’nın ölümünden en az 30, en fazla 70 seneye denk geliyor. Bu zaman zarfı yapılan mucizevî şeyleri abartmak için(ve bu mucizelere, genellikle Tevrat’ta bahsedilen yeni mucizeleri eklemek için) yeter de artar bile.
(Aynı zamanda size şunu belirteyim; 2006 yılında National Geographic tarafından yaklaşık 1800 yıllık Yahuda’nın İncil’i(Yahuda’nın Müjdesi) bulundu. Şuradan türkçe olarak okuyabilirsiniz.)
2-Öncelikle şunu belirtmeliyim ki ikinci durumun olma ihtimali birincisinden çok daha az. Ama yine de bu bize bir başka fikir verebilir: İkinci ihtimalde asıl kahramanımız Meryem. Tabi, olayın perde arkası kahramanı. Eğer, İsa’ya doğduğu vakit “Mesih” diye hitap edilmiş ise bu konunun sorgulanması gereken kahramanı Meryem’dir. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, bir bebek asla ve asla önce kendisini bakireden doğmuş gibi gösterip, “Ben Mesih’im” diyemez. Bunu düşünmek elbette ki çok mantıksızdır. O zaman bu İsa’yı bakireden doğmuş gibi gösteren, O’nu Mesih diye tanıtan annesi Meryem(ve ortakları)’dir. Daha öncesinden Tevrat’ı iyi bilen Meryem, İsa büyürken de O’nu bu konuda yeterince eğitmiş, ikisi bu oyunu çok güzel devam ettirmiştir. Belli bir süre sonra da bu oyun, gerekli kişiler tarafından kayda(İncil’e) geçilmiştir.
Ama dediğim gibi; birinci ihtimal çok daha mantıklı ve muhtemelen en iyi ihtimal. İkinci ihtimali Meryem sürekli göz ardı edilen bir kişi olduğu için verdim. İkinci ihtimalin gerçek olma olasılığı birincisine göre çok-çok daha az.
Ama İsa yaşamamış da olabilir. Ancak bu tez, filmin incelediği kanıtlarla desteklenebilecek bir tez değil elbette.
Zeitgeist:Kaba olmak istemiyoruz, ama gerçekçi olmak istiyoruz. Kimsenin duygularını incitmek istemiyoruz, ama anladığımız ve doğru kabul ettiğimiz konularda bilimsel açıdan gerçeği bulmak istiyoruz. Hristiyanlık gerçeğe dayanmaz.
Bilimsel? Bu mu bilimsel? Filmin kaynakları, ifadeleri, bilgileri bile birbirleriyle çelişki içinde. Madem kaba olmak istemiyor, ne diye yalan yanlış, çarpıtmalı bilgiler veriyor anlamadım?
Tamam, “Hristiyanlık gerçeğe dayanmaz” düşüncesini sonuna kadar ben de kabul ediyorum; hiçbir din gerçeğe dayanmaz. Ancak, filmin takındığı tavrı göz önüne alırsak(2. bölümdeki yalanları da buna ekleyelim); bence köktendinci yobazlığından çok bir farkı yok. Bir de filmin ismi(Zeitgeist) Almanca, “Zamanın Ruhu” anlamına geliyor.
Hoş, gerçi hakikatten de zamanın ruhu: Çünkü, bu zamanda öyle paranoyacılık, komplo teorisyenliği, okültçülük, dezenformasyonculuk arttı ki, bu film de “Zamanın Ruhu”nu yansıtıyor. Günümüzde insanlar öyle komplo paranoyasına daldı ki, sonu nereye gidecek tahmin edemiyorum. Dezenformasyoncular da bunlara yeteri kadar(hatta fazlasıyla) destek oluyorlar.
Zeitgeist:Bizce Hristiyanlık, politik olarak empoze edilmiş bir Latin hikayesinden başka bir şey değildir.
Gerçek şu ki İsa, Gnostik Hristiyan mezhebinin Güneş Tanrı’sıdır ve diğer Pagan dinleri gibi,, mitolojik bir figürden ibarettir. Toplumsal kontrolü sağlamak için İsa’yı tarihi karekter haline getirmek, politik bir gereksinimdi.
M.S 325 yılında Roma hükümdarı Constanine, Nicea(İznik) Konseyi’ni topladı. Bu görüşmeler sırasında, politik olarak şekillendirilen Hristiyanlık öğretileri kabul edildi. Ve bu tarihten itibaren Hristiyanlık adına kan dökülmeye başlandı.
Bunu takip eden 1600 yıl boyunca Vatikan, tüm Avrupa üzerinde etkili politik bir kale haline geldi, “Karanlık Çağlar” olarak anılan zaman dilimlerine liderlik ederek, Engizisyon ve Haçlı Seferleri gibi olaylara neden oldu.
İsa’nın ne olduğunu, tarihsel karakter olmasının ihtimalini burada da tekrar etmek istemiyorum.
Ancak, filmin bu ifadelerindeki diğer argümanlarına bakarsak bir takım şeyleri belirtmemiz gerekir. Öncelikle İznik Konseyi, İsa’nın tanrılık özelliğini tartışmak için toplanmış bir konseydir. Bu olay(İsa’nın Tanrılığı) zaten kabul ediliyordu, ama “İsa ile Baba aynı mıdır?” soruna cevap bulmak gerekiyordu. Filmin “toplumsal kontrol” ifadesi de palavra olmuş oluyor.
Gerçi, Müslüman inancına sahip olanlar da gerçek İncil’in yakıldığını veya yok edildiğini, İznik Konseyi’nin bu yüzden toplandığını ve burada Hristiyanların önde gelenleri tarafından binlerce keyfi yazılmış İncil’den sadece dördünün seçildiğini iddia ederler. Bunu, İncil’in değiştiğine dair kanıt olarak gösterirler. Üstelik iddiaları saçmalama mertebesine kadar gider.
Hâlbuki Müslümanların bu iddiası da (İznik Konseyi’nin ne amaçla toplandığını belirttim) palavradır ve Hristiyan inancına sahip olanlar buna isyan ederler. (Ayrıca bkz. İznik Konseyi’nde Ne Oldu?)
Öte yandan Haçlı Seferleri, Engizisyon ve Karan Çağ.
Size şunu belirteyim: Haçlı Seferleri, her ne kadar kilisenin tetiklemesi işin içinde bulunsa da dünyada artan Müslüman saldırganlığa cevaptır ve amacı kaybedilen toprakları geri almaktır.
Karanlık çağ da M.S 5-11. arasında büyük bunalım yaşanan bir devirdir. Dinden daha önemli sorunlar da mevcuttur. (Barbarlardan Emperyalist akınlar, Roma İmparatorluğunun Bölünmesi, ekonomik sıkıntılar vb.)
Engizisyon’a gelince. Film bu konuda haklı, çünkü Engizisyon’un savunulacak hiçbir bir yanı yok. Yaptığı işkencelerden, Galileo’yu yargılamasından, idamlarından dolayı Engizisyon için ne deseniz uyar. Ancak, şunu da belirteyim ki; İncil’de bu tip hükümler –her ne kadar kadın hakları vb. gibi konularda pek de iyi hükümler olmasa da- bulunmaz. Günümüzde Hristiyanlıkta, Müslümanlık gibi silahlı örgütlenme(terör örgütü kurma) de mevcut değil. Bu yüzden, Engizisyon’dan dolayı sadece dönemin ilgili şahıslarını sorumlu tutmalıyız.
Zeitgeist:Hristiyanlık, benzeri bütün ilahi inanç sistemleri gibi döneminin hurafesidir. İnsanları gerçek dünyadan ve dolayısıyla birbirinden koparma amacına hizmet eder. İnsanların otoriteye sorgulamadan itaat etmesini sağlar. Her şeyi kontrol eden bir Tanrı olduğu iddiasıyla insanların sorumluluk duygusunu zayıflatır ve utanç verici suçları, din uğrana olduğu takdirde haklı kılar.
Ama en önemlisi, gerçeği bildiği halde bu hikayeleri kullanan insanlara toplumu yönlendirme ve kontrol etme gücü sağlar. Dini dogmalar, icat edile gelmiş en güçlü araçtır ve diğer birçok hikayeye kanmak için insan psikolojisinde bir temel oluşturur.
Bu son ifadeler %1000000(bir milyon) katılıyorum. Filmin ifadelerinden tam olarak tek katıldığı yeri burası.
Ancak, filmin kendisi de dogmacı ve yalancı olduğundan, bu ifadelerin pek önemi kalmıyor. Bence “gerçeği bildiği halde bu hikayeleri kullanan insanlara toplumu yönlendirme ve kontrol etme gücü sağlar. Dini dogmalar, icat edile gelmiş en güçlü en güçlü araçtır ve diğer birçok hikayeye kanmak için insan psikolojisinde bir temel oluşturur” ifadelerindeki işleri din olmadan bu film de yapıyor. Ürettiği komplo teorileri, çoktan geçerliliğini yitirmiş, sahte ve yalan bilgilerle kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor.
Ürettiği komplo teorileriyle; insanlarda sözde bilinçlendiricilik etkisi yaratarak, insanların kendisine tapmasına, itibar göstermesine neden oluyor ki; Zeitgeist Hareketi bunu kanıtlıyor.
Film, dini dogmaların, icat edile gelmiş en güçlü araç olduğunu ve utanç verici suçları, kendisi uğrana olduğu takdirde haklı kıldığını söylüyor, ama ikinci bölümde din adına yapılmış ve tarihin en büyük suçlarından birini(Tarihteki en büyük terör saldırısı 11 Eylül’ü) sanki “din adına yapılmamış; din için kurulmuş terör örgütleri değil de, bu saldırıya uğrayan ülkenin içinden biri yapmış” gibi gösteriyor.
Madem dinlerin dünyadaki kötülüklerini biliyorsun, ne diye 11 Eylül için İslami terör örgütü El-Kaide’yi aklamaya çalışıyorsun? Ben bu filme Zeitgeist yerine, Zeit-GATE demeyi tercih ederim.

Üretilen komplo teorileriyle; insanlarda ırkçılık ve nefret artıyor, insanlar iftiracı-spekülasyoncu pozisyonuna düşüyor, geçerli bilimsel yöntemlere şüphe ile bakıyor ve bunları kabul etmeme durumu ortaya çıkıyor, toplumlardaki paranoya artıyor, insanlar ciddiyetini kaybediyor, insanlarda acizlik-atalet körükleniyor, tek taraflı bakış açısı ortaya çıkıyor, sağlık konularında üretilen komplo teorileri de belli hastalıkların yayılmasına ve hatta ölümlere(özellikle de bebek ve çocuk ölümlerine) sebep olabiliyor vs vs vs.
Komplo teorileri, aşırı okültçülük vb. şeyler tıpkı dinler gibi çağımızın saçmalıklarıdır. Gerçeği bildiği halde bu hikayeleri(yalanları) kullanan insanlara, söyledikleri yalan olmasına rağmen; kendisine itibar ettirme, para, ödül, şöhret kazandırma, kendi ideolojilerine destek oldurma gücü sağlar. Komplo teorileri artık günümüzde icat edile gelmiş en güçlü araçlardan biridir ve diğer birçok hikâyeye kanmak için insan psikolojisini etkiler.
Bir belgesel-filmin daha sonuna geldik. Filmi incelerken yararlandığım linklerden farklı olan somut kaynakları(yani internet dışında olanları) şuraya yazdım. Diğer çürüteceğim belgesel-filmlerde görüşmek üzere;
Ama yazıyı kapatmadan önce size son olarak şunu söyliyeyim: Şu Loose Change, 911: Road to Tyranny, Fahreinheit 9/11 ve Zeitgeist örneklerinden çok çok rahat anlaşılabileceği gibi; komplocu ve gereğinden fazla okültçü kaynaklara itibar göstermeyin. Eğer ki gösterirseniz, tuzağa düşersiniz-kaybedersiniz.
Soruları sorun, bunlara yanıt arayın.
Son…













wowwwwwww süpersin Şüphelikanı. Hiç üşenmemiş, oturup kocaman bir yazı hazırlamışsın. Çok Teşekkürler. Senin sıkı takipçinim. Aman şevkin kırılmasın.
Selamlar,
Gercekten uzunca ve guzelce bir yazi yazmissiniz, her seyi unutan bir yapiya sahip oldugumdan bunu yazinin tamamini okumadan not etmek istedim.
Ilk bolumde gosterdiginiz Horus-Ra resimdeki farkliklar aslinda bir tek “sapka” ile sinirli degil.
Horus’un biri beyaz, biri kirmizi olmak uzere iki “Taci” bulunmakta, bunlar hukumdarligin simgesi olarak Asagi Misir ve Yukari Misir’i temsil ediyorlar, yanilmiyorsam (yaniliyor olabilirim, zira bu bilgiyi baya onceden Misirlilar uzerine bir kitapta okumustum).
Gariplik surada ki, bir Tanri (Ra), kendisini anlatan simgesel bir baslik/sapka takarken (yani Gunes), oteki Misirin butunlugunu simgeleyen bir baslik/sapka takiyor. Nedenini bilemiyorum…
Zira, bu sapkayi/basligi, yani tacin tekini giyip tekini giyemeyen firavunlar vardi.
(Hatta belki bu tac bir cesit hukumdarlik simgesi bile olabilir, zira ayni muhur gibi…)
Bunun disinda yazinizin tamamini henuz bunu yazarken okumadim, okuyacagim, hizli unutan yapiya sahip oldugumdan bunu hemen not olarak yazmak istedim.
=)
Eline sağlık, gayet güzel.
Sanırım bir de geriye Zeitgeist’ın 3. bölümü kalıyor? Para politikalarıyla ilgili olanı.
11 Eylül’ü bitirmiştin zaten.
Merhabalar Şüpheli Kanı
Beni facebooktan da eklemiştiniz, kendimi tanıtmama gerek yok sanırım. Zeitgeist Hareketi’ nin Türkiye Ulusal Koordinatörüyüm. Birinci belgesel ile ilgili ince eleyip sık dokuyan bir çalışma yapmışsınız, ancak Acharya S.(D. M. Murdock) un bu belgeselin birinci kısmı(din kısmı) ile ilgili iddiaları yanıtlamış olduğu “The Real Zeitgeist Challenge” adlı kitabını okumamışsınız sanırım. Hareket ile ilgilendiğimizden çevirmeye zaman bulamadık, ancak sizin, buraya yaptığınız gönderiden görmüş olduğum üzere, vaktinizin olduğunu düşünüyor ve size bu kitabın linkini veriyorum. İncelerseniz eğer, iddialara karşıt belgeselin birinci kısmı için kullanılan kaynak olan Acharya S. nin yanıtlarını tanıtlayabileceksiniz. Buyrun:
http://www.stellarhousepublishing.com/zeitgeist-challenge.html
Ayrıca Venüs Projesi’ nin ütopik olduğunu belirtmişsiniz. Ad Hominem saldırısı gibi algılamayın şu an diyeceğimi, fakat eğer böyle bir iddiada bulunuyorsanız, tarih bilginiz çok zayıf demektir. Dünyanın OTOMASYON ve BİLİŞİM çağına geçiş yaptığı çağımızda, Karl Marx’ ın bile öngöremediği TEKNOLOJİ faktörünün kapitalizmin sonunu getireceği apaçıktır. Kapitalizmin sonunu getirecek iki unsur vardır. Biri EKOSİSTEM’ de yarattığı tahribat, ki bu sosyal bir sistem olan kapitalizmin, sosyal bir sistem olmasından dolayı, entropi nin artması dolayısıyla “açık” sistemler olan sosyal sistemlere etki eden ÇEVRE faktörünün, çevreyi gözardı edip KAPALI SİSTEMMİŞ GİBİ hareket eden sistemin işleyişini bozması ile EXTRINSICAL FACTOR(dışsal faktör) olarak(bkz. danışma kurulu üyemiz Yönetim Felsefesi Uzmanı ve Marmara Üni ile Doğuş Üni de akademisyenlik yapan Barış Safran’ ın Zeitgeist Hareketi Yönetim Modeli: http://barissafran.blogspot.com/2009/07/zeitgeist-hareketi-bars-safran.html), birde sistemin kendi çarklarını döndüren iç dinamiği olan diyalektik INTRINSICAL FACTOR(içsel faktör) olan İŞVEREN-İŞÇİ ilişkisinde, İŞÇİ yani EMEĞİN makinelerce otomasyona geçmesinden ötürü ORTADAN KALDIRILMASI ile, bu diyalektik ilişkinin yok olması(çünkü döngüsel tüketim çarklarının işlemesinin tek sebebi, işverenin işçiye belli bir ücret vererek onu tüketici konumuna sokması ve tüketmesini sağlamasıdır, bkz. The Zeitgeist Movement Orientation Presentation Video: http://video.google.com/videoplay?docid=3932487043163636261#)
Bu söylediklerimden hiçbirşey anlamadıysanız, size çok somut bir örnek vereceğim:
İstanbul Metro’ da jeton satan veznelerin işlerini kaybetmesinin tek sebebi, o işi onlardan daha hızlı ve verimli yapan JETONMATIİKLERİN o konuda otomasyonu sağlamış olmasıdır. Buna benzer olarak Almanya’ da 10 sene sonra ne garson ne de aşçının gerekli olacağı full otomasyona geçmiş bir restoran açılacaktır…
@Sevgili Oğuzhan Turgay Özdemir: Bu çalışmayı incelemeden önce birçok kaynağı inceledim.
İstenildiği kadar uğraşılsın, bu Zeitgeist’in birinci bölümü, filmin aldığı şekliyle temelsizdir. Aslında alakasız olan şeyler bir arada gösterilmiş, bunlarla insanlar kandırılmaya çalışılmıştır. (Justin Martyr örneğinde de olduğu gibi)
Kaldı ki; Zeitgeist’in kaynakları hep belli bir görüşü savunan, birbirlerini kaynak gösteren, konudan bağımsız olmayan (çoğunlakla da 90-100 yıllık) kaynaklardır. Filmin kilit iddialarını yansıttığı kaynakların hiçbirisi evrensel değildir. Astronomi ile ilgili verdiği bilgilerin çoğu asılsızdır.
Mısır yazıtları da Osiris, İsis ve Horus’un bir arada aile olduklarını göstermektedirler. Filmde gösterilen tasvir bile aslen Ra’ya aittir. 25 Aralık tarihinden bahsetmemize bil gerek yok. İlgili tanrılar çarmıha gerilmediği gibi, hepsinin ölüm hikayesi belli. (ki Dionysus’unkini Justin Martyr bile belirtiyor-bu günümüz kaynaklarında geçiyor)
Ayrıca benim “tarih bilgimin zayıf olduğu” iddianız ile ilgili olan yerdeki ifadelerinizle ilgili olarak tartışmak istemiyorum. O tarz görüşlerinizi kendinize saklamanızı öneriyor, buna saygı duymanızı rica ediyorum.
Zaten dikkat ederseniz filme(Addendum’a) dair ifadelerimin geçtiği yerde, filmle ilgili yorumları, okuyucuların kendisine bıraktığımı söylüyorum.
Ve 2. Bölüm! :
Filmin bu bölümü yalanlarla dolu ve yapılan tek şey yalnızca spekülasyon. Yazımı okuduğunuzu zannediyorum: http://suphelikani.wordpress.com/2009/09/05/11-eylul-saldirilari-ve-komplo-teorileri/
Ve bir bölümünde bolca çarpıtma-yalan bulunan bir kaynağın, bir başka bölümünden de şüphe etmem çok doğaldır. Siz de benim bu söylediğimi “Ad Hominem” olarak algılamayın.
Sonuç olarak benim Zeitgeist’i, sırf kendi görüşümü destekliyor diye bir takım şeyleri zorlayarak-esneterek doğru kabul etmem gibi bir durum söz konusu olamaz. Böyle yaparsam, evrim teorisini çökerten “Yaratılış Atlası”nı doğru kabul edenlerden bir farkım olmaz. Ha İsa’nın tarihselliğini çökerten “Zeitgeist”, ha evrimin bilimselliğini çökerten Yaratılış Atlası. Benim için pek bir farkı yok.
Birinci bölüme ihtiyaç duymuyorum. Kendi argümanlarımın yeterli derecede sağlam olduğunu düşünüyorum.
Ancak; eğer ki söylenenler konunun dünya çapındaki asıl uzmanlarınca kabul görüp, evrensel kaynaklara anlatılan şekliyle geçerse ben de doğal olarak birinci bölümün doğruluğunu kabul ederim. (Ama tabi, bu yine de birinci bölümde belli başlı eksiklikler olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir orası ayrı.)
Peki neden benim buraya verdiğim linki incelemiyorsunuz? Acharya S. yi çürütmeye çalışıyorsunuz ancak Acharya S. nin verdiği yanıtları bir kez bile okumuyorsunuz ve ben buraya koyduğum halde hala daha benim işaret ettiğim asıl konudan uzaklaşıp(Acharya S. nin yanıtları), Strawmen safsatası yapıyorsunuz. Tarih bilginizin eksik olduğu konusunda şüphelerimi kuvvetlendiriyorsunuz, çünkü Venüs Projesi ile ilgili en ufak bir temellendirme, en ufak bir argüman olmadan “ütopik” ibaresi kullanıyorsunuz. Ben burada birçok argüman ve bilimsel çalışma sunmuşken, neden Venüs Projesi konusunu atlayıp direk Zeitgeist The Movie’ ye geçtiniz? Bu nasıl bir nesnellik anlayışı anlamıyorum açıkçası?! Kaç tane Venüs Projesi veya Fresco makalesi okudunuz? Kaç kere Peter Joseph’ i blog talk radio da dinlediniz de “Bu film, aslında bir ütopya” olarak yargıya vardınız Addendum Belgeseli hakkında? Yoksa sadece Addendum belgeselini izleyip mi bu sonuca vardınız? Bilginiz yoksa neden “ütopik” diye yargı cümlesi kuruyorsunuz? Ve garip olan, neden “Bu FİLM, aslında bir ütopya” demiş olmanız. “Ütopya” olarak yaftaladığınız şeyin film değil, Venüs Projesi olması, ve bunun(Venüs Projesinin) tüm Addendum belgeseline genellenemeyecek bir mevzu olması(çünkü FİLMİN yarısından çoğu Venüs Projesi ile değil, parasal sistem ile ilgili), bir kez daha safsataya düştüğünüze işaret değil midir?
Bu gibi sorular hariç, ben belgeselin(Zeitgeist The Movie) ikinci bölümü ile ilgili herhangi birşey söylememişken, bir önceki argümanlarınızı güçlendirmek amacıyla konumuzla alakasız olan, belgeselin ikinci kısmındaki herşeyin yalan olduğunu neden bana anlatıyorsunuz? Ben belgeselin ikinci bölümüne değindim mi?
Sizden bir ricada bulunmuştum, Acharya S. nin yanıtlarını incelemeniz hakkında. Anlaşılan bana bu konuda yardımcı olmayacaksınız. Öyleyse kendi başımın çaresine bakmak zorundayım. Umarım yakın zamanda bir çeviri ekibi hazırlayıp Acharya S. nin yanıtlarını Türkçe’ ye çevirttirebilirim.
Buraya daha fazla yazacak vaktim ne yazık ki yok, bu iletime vereceğiniz cevabı okuyacakta. Bu nedenle müsaadenizi istiyorum. Gelecekte daha iyi araştırmanız ve karşı tarafı(Acharya S.) da dinlemeniz dileğiyle.
Görüşmek üzere…
@Oğuzhan Turgay Özdemir: Size, Addendum’la ilgili tartışmayacağımı, buna saygı duymanızı rica etmiştim. “Tarih bilginiz zayıf” şeklindeki iddianızı da hoşgörü ile geçiştirdim. Buna niçin saygı duymuyorsunuz?
Ütopik demem sizi neden bu kadar olumsuz etkiliyor? Ben kendim ütopik olarak değerlendirirken, filmin izlenmesi için okuyuculara da link vermiş, onların kendilerince de bir yorum yapma hakkını vermiştim.
Belki bu size göre gerçekleşecek birşey olabilir, buna saygı duyarım. Ancak, siz de benim “ütopik” olarak değerlendirmeme saygı duyacaksınız. Venüs Projesi bir ütopyadır ve teknokrasiden farklı birşey değildir. Orada da verilen bilgilerin birçoğu uydurmadır, çarpıtmalıdır, tek taraflıdır.
Benim Acharya S’i incelemediğimi de nereden çıkarıyorsunuz? Nereden biliyorsunuz? (üstelik “bir kez bile” demişsiniz.)
Burada acaba ben mi mantıksal safsata yapıyorum, yoksa siz mi önyargılı olarak yaklaşıyorsunuz?
Size şunu söyledim: “İstenildiği kadar uğraşılsın, bu Zeitgeist’in birinci bölümü, filmin aldığı şekliyle temelsizdir. Aslında alakasız olan şeyler bir arada gösterilmiş, bunlarla insanlar kandırılmaya çalışılmıştır. (Justin Martyr örneğinde de olduğu gibi)”
Bu kadar açık olan birşeyi kabullenmek size neden çok zor geliyor? Justin Martyr’in söyledikleri; filmdeki bahsedilen şeyler değildir. Bunlar açık ve nettir. Film burada çarpıtma yapmıştır.
Astronomi ile ilgili verilen bilgilerin çoğu asılsızdır. Benim okültü, evrensel savlar dışındaki birşeyi kabul etmemi istiyorsunuz. Ondan sonra da kalkıp bana “bilimsel çalışma sunmuş”luğunuzdan bahsediyorsunuz? Kusura bakmayın ama siz de benim, “sizin bilimselliğiniz konusundaki” kuşkularımı arttıyorsunuz!
Verdiğiniz kaynakların hangi biri evrensel? Hangi biri bilimsel açıdan kabul görmüş?
Hepsi belli bir görüşü savunan, konudan bağımsız olmayan, birbirlerini kaynak gösteren yazarlar ve kaynaklar. Benimkiler ise hep “evrensel ansiklopedik” ve bilimsel açıdan kabul görmüş objektif kaynaklar.
Sizin söylediğinize bakarsak; bir yaratılışçının “Yaratılış Atlası’nı incelediniz mi? Neden incelemiyorsunuz?” gibi argümandan bir farkı olmuyor. Yaratılış Atlası da sözde evrimi bilimsel açıdan çökerttiğini iddia ediyor! (Ki ben Yaratılış Atlası denen kaynağı da inceledim, orası ayrı.)
Ben ne dedim?: “Ve bir bölümünde bolca çarpıtma-yalan bulunan bir kaynağın, bir başka bölümünden de şüphe etmem çok doğaldır. Siz de benim bu söylediğimi “Ad Hominem” olarak algılamayın.”
Benim bunu söylememin nedeni, filmin diğer bölümlerinden de şüphe etmemiz gerektiğini göstermemdi. Ve bir bölümü sahte-spekülasyon amaçlı olan, kasıtlı yalan ve yanlışlar içeren bir kaynağın, diğer bölümlerinin de sahte ve spekülasyon olması çok doğaldır, ki bu yazı bunu kanıtlıyor.
Ama size şunu da söyledim: “Ancak; eğer ki söylenenler konunun dünya çapındaki asıl uzmanlarınca kabul görüp, evrensel kaynaklara anlatılan şekliyle geçerse ben de doğal olarak birinci bölümün doğruluğunu kabul ederim.”
Daha ne dememi bekliyorsunuz? Ne istiyorsunuz? Bilimsellik derken neyi kastediyorsunuz? Size göre bilimsellik nasıl olur?
İyi olur. Ancak, çevriye “Bu kitap evrensel değildir. Bilimsel açıdan kabul görmemiştir. Verilen bilgilerin çoğu şaibelidir” etiketini eklerseniz, insanların bilimsel olmalarında önlerini kesmemiş olursunuz.
Size şu linkleri incelemenizi öneriyorum:
http://en.wikipedia.org/wiki/Scientific_method
http://en.wikipedia.org/wiki/Historical_method
Saygılar.